YÜZYILLIK YALNIZLIK / GABRIEL GARCÍA MÁRQUEZ
Değerli Okur! Geldik ekim ayının son kitabını yorumlamaya.
Ahh Macondo, Macondo… Sen nasıl bir yermişsin?
Bu kitabı okumak için bu kez kendime bayağı zaman ayırdım. Bir noktada duraksadım ama okumaya devam ettikçe hikâye yeniden akmaya başladı. Destansı bir yolculuktu.
Kitabın filmi ve dizisi de varmış. Henüz benim dikkatimi çekmedi. Bu kitaba ise bir öneri üzerine başladım.
Okurken kendi kendime, "Neden bu kitabı önerdiler?" diye düşündüm. Sanırım sonunda cevabımı buldum. Çünkü kitap baştan sona mücadeleyle dolu. İnsanlar bir sorunla karşılaştıklarında ona çözüm bulma konusunda zamanla tecrübe kazanıyorlar. Sanırım bazı satırların bana daha yakın gelmesinin nedeni de buydu.
Kitapta daha neler yok ki! Umutsuzluk, hayal, hayat, simya, materyalizm, maneviyat, biraz da lanet ve büyü…
Úrsula’nın gelgitleri ve olaylara farklı bakış açısı, eşi José Arcadio'nun ise sıra dışı buluşları ve her şeye bir mucize gözüyle bakması; insanı okurken tebessüm ettiriyor.
İsimler değişse de kaderlerin, hataların ve yalnızlıkların tekrar etmesi insanı düşündürüyor. Sanki geçmiş hiçbir zaman gerçekten geride kalmıyor. Bazen bir ailenin hikâyesini okuduğunuzu sanıyorsunuz ama sayfalar ilerledikçe insanın kendi hayatından, geçmişinden ve yalnızlığından izler buluyorsunuz. Belki de kitabın en çarpıcı yanı bu: Kalabalık bir ailenin içinde bile herkesin kendi yalnızlığına mahkûm olması.
Yüzyıllık Yalnızlık, yalnızca bir ailenin hikâyesini değil; bir dönemin yükselişini, çöküşünü ve yeniden doğuşunu da anlatıyor. Bir ailenin nesiller boyunca süren hikâyesinde aslında insanlığın değişimini, tekrar eden hatalarını ve yalnızlığını da görüyoruz.
Zaman atlamaları ve kitaptaki yoğun betimlemeler okurken sizi yorabilir. Ama yine de pes etmeyin, okumaya sonuna kadar devam edin. Bir de küçük tavsiyem var: Kitabın başındaki "Kim Kimdir?" sayfasına hiç bakmayın. Daha okumaya başlamadan yorulabilirsiniz. Kitaptan daha fazla spoiler vermeden alıntılara geçelim.
Alıntılar:
“Eski kitapların arasında saklanmış yaprak ve çiçek kokularıyla, dokununca toz gibi dağılan kurutulmuş kelebekleri buldu... Böylesi büyük bir umutsuzluğun ne demek olduğunu anlayabilen tek insan Aureliano oldu.”
“O kötü düşünceleri çıkar at kafandan. Mutlu olacaksın.” dedi.
“Asıl amaçları ölümün o bitmek bilmez, pazarlarında oyalanacak bir uğraş yaratmaktı."
“Görmekte zorluk çektiği bilinmekle birlikte, onun iyice kör olduğunu kimsenin aklına getirmiyordu."
“Eski Türkler Sokağı ıssız bir viraneliğe dönmüştü."
Bu, yazarın okuduğum ikinci kitabı. Sanırım diğer eserlerini de okumaya devam edeceğim. Kitabı kesinlikle tavsiye ederim.
Bu da benden olsun: "Özünde herkes yalnızdır aslında. Etrafınızdaki kalabalığa aldanmayın."
***















































