ZALAMBULA ZAMANI / SELÇUK ÖZYURT
Öncelikle sevgili yazarımız Selçuk Özyurt'a teşekkür ederek başlamak istiyorum; Karadeniz’in eşsiz manzarasına beni de götürdüğü için.
Sevgili kitapsever dostlarım,
bu kitap benim için yalnızca bir köy hikâyesi değil; Karadeniz’in sisli dağlarına, yemyeşil yaylalarına ve ahşap evlerine açılan bir pencere oldu adeta. O yüzden lafı çok uzatmadan haydi gelin, Karadeniz’in eşsiz manzarasına gidelim.
Fatih’in annesiyle birlikte yaşadığı o ahşap ev, tarlalar, hayvanlar, emek ve köyün kendine has insanları… Sayfaları çevirdikçe sanki yağmurun sesini duyuyor, toprağın kokusunu hissediyor ve o sofralarda oturan insanlara misafir oluyorsunuz.
Fatih’in ailesine bağlılığı, annesini yalnız bırakmamak için köyde kalması ve dedesinden babasına, babasından kendisine geçen bereketli yaşam anlayışı hikâyenin en güzel taraflarından biri. Azmi, inancı ve çalışkanlığıyla Fatih, toprağa kök salmış bir ağaç gibi sağlam duruyor.
Bir de zalambulalar var…
Fatih’in korktuğu ama yörede ateş böceği anlamına gelen bu küçük ayrıntı, hikâyenin içinde merak uyandıran farklı bir iz bırakıyor.
Şehit mezarlığının evlerinin hemen yanında bulunması ise kitabın atmosferine bambaşka bir anlam katıyor. Geçmişin, vefanın ve toprağa bağlılığın sessiz bir hatırlatıcısı gibi…
Selçuk Özyurt’un sade ve duru anlatımı sayesinde Karadeniz’i yalnızca okumadım, adeta yaşadım. Sisli bir sabahın sessizliğinde, yağmur altında uzanan yemyeşil tarlalarda ve ahşap bir evin sıcaklığında buldum kendimi.
Kitap bittiğinde içimde garip bir özlem kaldı. Sanki o köyden ayrılıp şehre dönmüş gibiydim.
ALINTILAR
“Karadeniz inadı sadece insanlarda değil, hayvanlarda da var.”
“Çok insan, çok dedikodu demek.”
“Her şeyi bilirler ve daha iyi bileni de konuşturmazlar.”
***














































