Sonsuzluğun Frekansı 24 / Gölge Güçlerin Yükselişi       

Mine Çağlıyan

13-09-2026 00:30

Advert


                                4.BÖLÜM
                               YANGİLER
                       KARTALLAR DİYARI

DÜNYA ORDUSU DİYAR’DAN    AYRILDIKTAN SONRAKİ SAATLER

Diyar’da yaşlıların duasından başka bir ses duyulmuyordu. Onların etrafında toplanmış insanların her biri de kendi inancına göre savaşa gidenler için sessizce dua ediyordu. Sonunda yaşlılar duayı bitirdiler fakat diğerleri yavaş yavaş kalkıp uzaklaşırlarken onlar yerlerinde kalıp meditasyona başladılar.

Mevhibe, bir türlü zihnini susturup odaklanamıyordu. Bir şey fena halde canını sıkıyordu ama bunun kaynağını bulamıyordu. Kendi zihnini taramaya başladı, farkında olmadığı bir şey görmüş olabilirdi. Bu da işe yaramayınca sessizce ayağa kalktı ve o sırada koşarcasına oradan uzaklaşan Korya’yla Minel’in peşine takıldı. İkisi de Mevhibe’yi fark etmişlerdi, hemen durup onu beklediler.

Korya, “Ne oldu Mevhibe teyzeciğim?” dedi, Mevhibe soluk soluğa yanlarına vardığında.

— Gelin benimle çocuklar.

Herkesten yeterince uzaklaştıklarında Mevhibe durdu ve ancak etraftaki enerjileri dikkatle tarayıp güvenli olduğundan emin olunca kıyıda bir yere oturdu. Korya ve Minel, büyük bir sabır ve anlayışla Mevhibe’yi beklemişlerdi. O oturur oturmaz da hemen tam karşısına geçip oturarak meraklı gözlerini ona diktiler.

— Herkes gidince bir şey değişti ama ne bilmiyorum. İçimde bir sıkıntı var.

“Büyücü yaşlıları.” dedi Minel hiç düşünmeden.
“Yangi kraliçesi gidince rahatladılar. Mevhibe teyzeciğim, belki sen de o anda tanımlayamadığın bir şey görmüş ya da farklı bir enerji algılamışsındır ve sonra bu aklına takılmıştır. Peki diğer şaman yaşlıları bir şey hissetmediler mi?” dedi Korya.

— Bilmiyorum. Sanırım onlar büyücülere gereğinden fazla güven duydular. Ben hep biraz şüpheliydim bu hızlı gelişen iş birliğinden. Peki siz? Görü mü yoksa sizinki de yalnızca bir his mi?

“Büyükannem fark etmiş, gitmeden beni uyardı ama umutsuz değildi onlar için.” dedi Korya.

— Naif olmanın zamanı değil Koryacığım. Sırtımızdan bıçaklanmayı bekleyemeyiz. Büyücüler, çağlar boyu karanlıktan beslendiler. Boleslav’la birliktelikleri ve Yangi gücüyle haşır neşir olmaları…

Mevhibe sustu, o anda aklına gelen bir şey yüzünden tedirgin olmuştu.

“Yangilerin karanlık tarafı daha çok ilgilerini çekmiş olmalı diye düşünüyorsun, değil mi teyzeciğim?” diye araya giren Minel’di.

“Evet, tabii ki ve bu da çok doğal ama şimdi düşününce… Bence her şey çok daha eskilere dayanıyor çünkü aklım birden kara şamanların büyücülere dönüştükleri o ilk zamana gitti. Yangi gücüyle söylediklerinden çok daha önce karşılaşmış olmaları mümkün değil mi? Kazılarda buldukları altın taş hikayesi bana pek inandırıcı gelmemişti ve eğeröyleyse tek bir seçenek var.” dedi Mevhibe.

“Lady Purple!” dedi Korya, “Onun da Yangi olduğunu düşünüyorsun.” diye devam etti.

— Yangiler tarafından Dünya’dan kovulduğunu biliyoruz. Peki neden bu kadar tehlikeli bir kadını yok etmeyi düşünmediler? Dünya’da o dönemde ya da daha eski zamanlarda var olup sonra yok olan insanlık dışında başka bir medeniyet daha yoktu ki. Evrenimiz var olduğundan beri yalnızca Yangiler vardı. Evet! Lady Purple kesinlikle Yangi olmalı ve bu yüzden de onu öldürmediler.

Mevhibe’nin bu sözleri üzerine Korya ve Minel hemen ellerini birleştirip transa girmeye hazırlandılar fakat tam o sırada yaklaşan enerjileri ve Marcus’u algılayan Korya, gülümseyerek hemen ayağa fırladı. Çok geçmeden kanat seslerini duydular, ardından da Marcus’u gördüler. Marcus, doğrudan Korya’nın yanına inip hemen eğilerek boynunu ona doğru uzattı. Korya ona sımsıkı sarıldıktan sonra gülümseyerek geri çekildi ve, “Tam zamanında geldin Marcus! Herkes gelebildi mi?” diye sordu.

“Evet, hepsi burada. Korya bir sorun mu var?” dedi Marcus, onların tedirginliklerini hissetmişti.

“Henüz emin değiliz ama şimdi yaşlıların yanına gidelim.” dedi Korya.

Moyar desteği Diyar’a neşe getirmişti; yaşlılar hatta büyücü yaşlıları bile gülümsüyor ve hepsi oldukça mutlu görünüyorlardı. Öte yandan, Gabor hariçMoyar’dan gelenlerin hepsi oldukça huzursuz bir enerji yayıyorlardı. Az sonra, Mevhibe ve Aya birbirlerinin huzursuz enerjilerini algılamışlardı. Sonunda ikisi birlikte diğerlerinden biraz uzaklaştılar.

“Moyar’da durumlar karışık. Lady Purple, kara afyaları uyandırdı ve annemi yardıma zorluyor. Annem şimdilik onu oyalıyor ama hem o hem de Emon yüzünden benim tahminim Moyar evreni tüm Moyarlıları korumaya alacak ve sanırım bizden başkası da yardıma gelemeyecek.” dedi Aya.

— Kara afyaları biliyoruz Aya. Marcus, biz oradan ayrılmadan önce bizi uyarmıştı. Aslında Yangilerle ilgili senin bilmediğin bir şey daha oldu. Kraliçe geri döndü.

Aya’nın gözleri şaşkınlıkla açıldı, bunun ne demek olduğunu biliyordu, heyecanlanmıştı ama sanki Mevhibe, onunla aynı duyguları paylaşmıyor gibiydi.

— Bu çok güzel bir haber değil mi? Kraliçeyle ilgili bir sorun mu var yoksa?
— Hayır hayır, kraliçe harika biri. Bizi düşündüren şey büyücü yaşlıları ve Lady Purple.

“Lady Purple mı? Nasıl?” dedi Gabor, ikisini birden yerinden zıplatarak.

Onun yaklaştığını fark etmemişlerdi. Gabor’un yüzünde tuhaf bir gülümseme vardı ve meraklı gözleri ikisinin de zihnine nüfuz etmek ister gibi bakıyordu. Mevhibe, şüpheyle gözlerini kıstı fakat Aya, Gabor’un tavrını ve enerjisini fark etmemiş gibiydi,

— Ah! Mevhibe, seni tanıştırayım, abim Gabor.

Gabor, Mevhibe’nin şüphesini okumuştu, hemen tavrını değiştirdi.

“Merhaba, çok memnun oldum.” diyerek ona elini uzattı. Oldukça kibar ve saygılıydı. Mevhibe, onunçekiciliğinden etkilenmişti, şüpheleri biraz dağıldı ve onun elini sıkarken gülümseyerek,

“Merhaba Gabor! Dünyamıza hoş geldin, ben de memnun oldum.” dedi.

Gabor, kendi sorusunu ve Lady Purple’ı unutmuş gibiydi, başka bir soru sormadı ve bu konuyu bir daha kurcalamadı. O andan sonra da tüm gece boyunca büyüleyici enerjisiyle herkesi kendine hayran bıraktı.

Herkes uykuya çekildikten sonra Korya ve Minel, zihinlerini meşgul eden belirsizlikleri aydınlatmak için yeniden göl kenarına gittiler. Hemen el ele tutuşup uyanık trans haline geçtiler. Fakat normalde anında zihinlerine akmaya başlayan görüntülerden eser yoktu. Ne bir his ne bir görü… Tedirgin olmuşlardı yine de pozisyonlarını bozmadan kendilerini zorlayarak beklemeye devam ettiler.

— Mevhibe teyzemiz ve hatta Aya bile etkilendi, değil mi? 
— Evet Minel. Sanırım bizden başka herkes… Sence neden bir şey göremiyoruz?
— Bilmem ki. Bir araya geldiğimizden beri bu ilk kez oluyor. Belki bu defa daha derine inmeliyiz. Gerçek bir trans haline girmekten bahsediyorum.

Korya, Minel’le birlikte olduğundan beri eskisi gibi kendinden geçmiyor ve etrafıyla bağlantısı tamamen kopmadan bilgiye ulaşabiliyordu. Ama bu kez Minel haklı olabilirdi.

— Deneyelim.

Çok geçmeden ikisi de kendisinden geçti. Gözleri matlaşmıştı ve bedenleri titriyordu. Sonra titremeleri durdu, zihinleri uyandı ve Korya’nın önceki trans hallerinden farklı olarak bu kez daha kontrollü bir seviyeye ulaşmayı ve orada sabit kalmayı başardılar. Az sonra bölük pörçük de olsa zihinlerine birtakım görüntüler akmaya başlamıştı. Zaman ya da mekânı ilk anda anlayamadılar, sanki zamanda bir ileri bir geri gidiyorlardı. Sonunda bir şekilde odaklarını arttırıp akışı yavaşlatmayı başardılar ve o anda görüntüler netleşti.

“Yangi Diyarı!” dedi Minel. Daha önce gördükleri bu yeri hemen tanımıştı.

— Evet katliam öncesi, hem de çok çok öncesi.

Akış yeniden hızlandı ve bir süre şehrin her bölgesini dolaştılar ve sonra yeniden yavaşladı, sonunda oyun oynayan 7-8 yaşlarındaki iki kız çocuğunun üzerinde durdu. Birkaç dakika onları izledikten sonra, “Büyükannem!” dedi Korya heyecanla, içgüdüleri yanındaki diğer kızın da onun kardeşi olduğunu söylüyordu.

— Onun Lady Purple olduğunu düşünüyorsun değil mi? Büyükannenin kardeşi ve senin büyük teyzen…
— Ondan başkası olamaz. Onun bir Yangi olduğunu düşünmüştük zaten ama bu kadar yakınım olması…

O anda akış yine hızlanınca Korya ve Minel susup dikkat kesildiler. Bu defa, Ameshia ve Lady Purple’ın birlikte büyüyüşlerini izliyorlardı. Sonra akış birden yavaşladı ve Lady Purple’ın kara afyaları nasıl yarattığını bütün detaylarıyla izlediler. Akış bir kez daha hızlandığında artık her şey karmakarışıktı, tek algılayabildikleri karanlık bir enerjiydi ve sonunda gölgeler içinde bir kadın silüetinde görüntü dondu. Az sonra silüet yakınlaşmaya başladı ve kadının yüzünde bir kez daha durdu. O anda sanki biri ışıkları yakmış gibi kadının yüzü gölgelerden çıktı. Bu kadın, Lady Purple’dı, gülümsüyordu ve sanki gerçekten de karşılarında durmuş, onlara bakıyor gibiydi. Sonra Lady Purple’ın yüzü yok oldu ve anlayamadıkları karmaşık görüntülerden sonra akış, bu defa bir adamın yüzünde durdu.

— Gabor…

Minel’in sesi bir fısıltı gibi çıkmıştı. Korya, onu tanıdığı günden beri cesaretini kaybettiğini hiç görmediği Minel'in korktuğuna ilk kez tanık oluyordu. Aslında kendi de korkmuştu ama bunu daha önce nasıl göremediklerini anlamaya çalışırken biraz daha sakin kalabilmişti. Korya, son bir iki saati çok net hatırlıyordu. Gabor’la tanışıp el sıkışmış ama onun enerjisinden etkilenen herkesten farklı olarak onun enerjisine çekilmemişti, yine de bütün gece onunla ilgili yanlış bir şey de hissetmemişti.

Korya, etrafındaki kokuların ve havanın birdenbire değişmesiyle daldığı bu düşüncelerden anında sıyrıldı fakat gözlerini açmak istediğinde bunu yapamadı, sanki göz kapaklarının üstüne ağırlıklar konmuş gibiydi. Minel’e seslenmeye çalıştı, sesi çıkmadı ve o anda onun enerjisini de kaybetti. İyice kafası karışmıştı, doğru düzgün düşünemiyor, içinde bulunduğu durumla ilgili en ufak bir çıkarım yapamıyordu. Tek anladığı tehlikede olduğuydu ve nedense çok güçsüz düşmüştü. Yine de sakin kalmayı başararak Minel’in enerjisine konsantre oldu. Bir süre sonra denemekten vazgeçti, işe yaramıyordu. Son gücüyle Mevhibe’ye ve Marcus’a ulaşmaya, yardım istemeye çalıştı ama tüm cabaları boşunaydı; zihni görünmez bir güç tarafından bloke edilmişti.

Zaman algısını kaybetmek üzereydi, saatler mi geçmişti, saniyeler mi bilmiyordu. Neden kimsenin onları bulmaya çalışmadığını da anlamıyordu. Yoksa bu bir rüya mıydı? Yerden havalanmaya ve yumuşacık pamuk gibi bulutlarla sarmalanmaya başladığını hissedince, “Evet, bu bir rüya.” diye düşündü. Rahatladı, gevşedi, kendini bu yumuşaklığın kucağına bıraktı; yüzünü serinleten rüzgârın, mis gibi havanın, burnuna gelen güzel çiçek kokularının içini huzurla doldurmasına izin verdi. Fakat Minel’in çığlığı onu bu illüzyondan anında çıkardı ve bedenini saran bu yumuşaklığın gerçek karanlığını ve tehditkâr enerjisini o saniyede fark etti, enerjiyi iliklerine kadar hissetti. Minel, bir kez daha çığlık attı ama bu kez ses çok uzaktan gelmişti.

Korya, kendini çok çaresiz hissediyordu ve biraz da panik olmaya başlamıştı. Ancak yapabileceği hiçbir şey yoktu, kesinlikle hareket edemiyor ve hiçbir uzvunu oynatamıyordu. Az sonra rüzgâr iyice şiddetlendi ve Minel’in devam eden çığlıklarını da yutarak kısa sürede fırtınaya dönüştü. Ve sonra başladığı hızla aniden kesildi, doğanın tüm sesleri ve kokuları yok oldu. Korya, yolculuğun bittiğini ve büyüyle çekildiği yere vardığını anladı. Artık kıpırdayabiliyordu, hemen gözlerini açtı ve kendini bir evin içinde Lady Purple ve Gabor’un tam karşısında bir koltukta otururken buldu.

“Merhaba Koryacığım! Tatlı yeğenim benim… Nihayet seninle tanıştığım için çok mutluyum.” dedi Lady Purple, gözlerine de yansıyan bir gülümsemeyle. Sesinde de gerçek gibi algılanan, sevgi dolu, anaç bir teyze tınısı vardı.

“Minel nerede?” dedi Korya, oldukça soğuk bir tavırla.

— Teyzene sarılmayacak mısın? 
— Minel nerede?

Lady Purple, duyduğu hayal kırıklığını iyice abartılı bir ses çıkararak sergiledikten sonra yeniden şefkatli teyze rolüne döndü ve,

— Ah siz küçük aşıklar! Ama merak etme tatlım, o da burada. Şimdilik uyuyor. İkinizi ayırır mıyım hiç?

Korya, hemen ayağa fırlayarak evin iki odasına açılan koridora koştu. O sırada pencereden dışarıya da hızlıca bir göz attı; tek anladığı bir dağ evinde olduklarıydı. Onun dışında nerede oldukları hakkında hiçbir fikri yoktu. Ama her şeyden önce Minel’i bulmalıydı. Koridordaki ilk kapıyı açtığında onu yatakta mışıl mışıl uyurken buldu.

“Bak, gördün mü? Ben yalan söylemem. Biz bir aileyiz Korya, benden korkmana gerek yok.” dedi Lady Purple, onun peşi sıra odaya girdiğinde ve sonra da, “Şimdi gel sarıl bana.” dedi.

Korya, Lady Purple’ı duymazdan geldi hatta dönüp onun yüzüne bakmadı bile. O sırada Minel’in elini tutmuş onu uyandırmaya çalışıyordu ama kız hiç tepki vermiyordu. Korya, sonunda iyice sinirleri bozulmuş bir halde dönüp Lady Purple’ın tam arkasında yüzünde çok mutlu bir ifadeyle duran Gabor’a dikti gözlerini ve doğrudan ona hitap ederek, “Ne istiyorsunuz bizden? Dostlarımız iyi mi?” diye sordu oldukça sert bir tonda.

Gabor, sakin ve anlayışlıydı, mutluluğunu hiçbir şey gölgeleyemezdi ve konuşmaya başladığında da sesi bir babanın şefkatli tınısındaydı ancak yine de bunun altındaki tehdidi algılamamak mümkün değildi,

— Senin artık tek bir ailen var Koryacığım. Onlar da biziz. Diğer her şeyi ve herkesi unut!
          KARTALLAR DİYARI (ŞİMDİ)

Ameshia, yaralarını iyileştirip kendine geldiğinde altın kartallar da yere inmeye başlamışlardı. Ameshia, onların huzursuzluğunu algılayınca şaşırdı; bu, kesinlikle verdikleri kayıpların acısından başka bir şeydi. O anda Diyar’ın enerjisindeki tuhaflığı fark etti.

— Galbath, herkes nerede? Erken mi çıkmışlar yola? Burada bir şey olmuş!
— Ben de onları arıyordum. Burada kimse yok Ameshia ve evet kötü bir enerji var.

Ameshia, sıkıntıyla ayağa kalktı ve gözlerini kapayıp tüm dikkatini bu karanlık enerjiye verdi. Az sonra enerjinin yoğunlaştığı yeri tespit etmeyi başarmıştı; kaynağı gölün derinliklerindeydi. Hemen göl kenarına gitti, suyun halini gördüğünde şok içinde dondu kaldı. Önceden pırıl pırıl ve tertemiz olan su, bataklık gibi balçıkla kaplanmıştı; dibi görmek imkansızdı. Ameshia, kendini zorlukla toparladı ve ellerini suya doğrultarak bu duruma neden olan şeyi ortaya çıkartmak için büyülü sözleri söylemeye başladı. Fazla zorlamasına gerek kalmadan su yavaş yavaş eski berraklığına kavuştu fakat sonra suda bir dalgalanma oldu ve bu dalgalanma şiddetle kıyıya vuran büyük dalgalara dönüştü. Hepsi yalnızca birkaç dakika sürdü ve sonunda dalgaların yarattığı bulanıklık da geçtiğinde suyun yüzeyinde düzinelerce insan cesedi vardı. Bu bedenler o kadar deforme olmuşlardı ki kim olduklarını anlamak imkansızdı, yer yer iskeletleri açığa çıkmış ve çoğunun yüzü vahşice parçalanmıştı.

“Sanki haftalarca suda kalmışlar gibi.” dedi Ameshia. Sesi de bedeni de titriyordu. Galbath, altın kartallardan sudaki insanları çıkarmalarını istedikten sonra Ameshia’ya döndü,

“Ama öyle olmadığını ikimiz de biliyoruz. Bunlar diyardaki gücü olmayan sıradan insanlar ve karanlık bir büyüyle öldürülmüşler. Şaman ve büyücüler yok içlerinde. Bunu Ashila yapmış olamaz, bizimle savaşıyordu. Emon yapmış olsaydı da burada gücü olanların bedenlerini bulurduk. Bu durumda bilmediğimiz başka bir düşmanımız daha var.” dedi.

— Korya Marcus’u bekliyordu. Marcus, Moyar’dan yanında birileriyle birlikte gelecekti sanırım. Ya içlerinden biri Ashila ya da Emon’la çalışıyorsa? 
— Mümkün ama bence Emon değil Ashila’nın işi bu. Korya’ya ulaşabiliyor musun? Küçük bir ihtimal de olsa kaçmış olabilirler. Ameshia, bunu bir süredir deniyordu zaten. 
— Hayır. 
— O zaman bir an önce dönmeliyiz Ameshia. Hazır mısın?
— Evet.

Sessizlik içinde insanları gömdüler, onlar için kısa bir dua okuduktan sonra da orayı hızla terk ettiler.

KARTALLAR DİYARI

(Birkaç saat öncesi)
Diyar’daki enerjilerin karmaşıklığı yüzünden içindeki sıkıntının kaynağını bir türlü bulamayan Marcus’un emin olduğu tek bir şey vardı; o da tehlikenin sinsice yaklaşmakta olduğuydu. Bu yüzden de Korya’yla Minel’e yakın duruyor, dikkatle etraftaki enerjileri tarıyordu. İkisi, gece yarısı kalkıp göl kenarına gidince onları takip etti ve biraz uzakta durarak onları izlemeye başladı. Çocuklar transa gireli birkaç dakika olmuştu ki yaklaşan enerjiler algıladı. Hemen yerden havalandı ve çocuklara yakın bir yere inip bekledi. Gelenlerin Mevhibe ve Aya olduğunu görünce rahatladı.

“Biz de çocukları yalnız bırakmak istemedik. Sen de büyücü yaşlıları yüzünden mi endişeleniyorsun?” dedi Mevhibe, Marcus’un yanına vardıklarında.

— O da var ama daha çok Gabor’un kardeş kartalı Aiolos’la ilgili. Bütün gece çok huzursuzdu. Bence gizlediği bir şeyler var.

“Gabor’la ilgili olmalı.” dedi Aya, onun da canı çok sıkkın görünüyordu.

“Abimi uzun zamandır görmüyordum. O çok gelişmiş bir ruhtur ve spiritüel güçleri hepimizden ileridir ama hatırladığım kadarıyla imparatorluğunun son senelerinde biraz değişmişti. Moyar’dan hatta kendisinden bile kopuktu. En tuhafı da Mavi Diyar görevi için seçildikten kısa bir süre sonra bize bir açıklama bile yapmadan ortadan kaybolmasıydı. Onun yüzünden göreve ben seçilmiştim. Şimdiki hali o son senelerdeki haline benziyor; yaşadığımız olaylarla çelişen bir mutluluk hali içinde. Bu da ne ona ne de herhangi bir Moyarlıya yakışır bir durum değil. Açıkçası onunla ilgili endişelerim var. Gerçi yanındayken yok oluyor bu duygum ama ondan uzaklaşınca yeniden ortaya çıkıyor. Kardeş kartalı Aiolos, abimi hepimizden daha iyi tanıyor ve sanırım bizden çok daha fazlasını biliyor. Onunla konuşmalıyız.” dedi.

“Marcus, sen diğer Moyar kartallarıyla da konuş, belki hep birlikte Aiolos’u konuşmaya ikna edebilirsiniz.” dedi Mevhibe fakat tam o sırada herkesin uyuduğu alandan çığlık sesleri gelmeye başlayınca telaşla,

“Siz gidin! Ben çocukların başında beklerim.” dedi.

Mevhibe, çocukların yanına koşarken hızla yaklaşan Boleslav’ın kardeş kartalı Akulina’yı görünce durdu.

— Büyücü yaşlıları insanları öldürüyor! 

Akulina’nın sözleri, Mevhibe’nin tüm şüphelerini doğruluyordu. Mevhibe, hemen Marcus’a bindi, Aya da Akulina’nın üzerine atlar atlamaz havalandılar. Az sonra gördükleri manzara korkunçtu. Şaman yaşlıları ve Diyar’da kalan tüm kartallar ölü gibi uyuyorlar, büyücü yaşlıları ise insanları öldürüp göle fırlatıyorlardı. Moyar kartallarıysa yaşlıların yarattığı kalkanı aşıp insanlara yardım edemedikleri için delirmiş bir halde kalkanın üzerinde uçuyorlardı.

“Bu kalkanı yaşlılar tek başlarına yapmış olamazlar. Moyar enerjisi var burada. Gabor nerede Akulina?” dedi Aya, bir yandan da kalkanı yok etmek için büyüye başlamıştı.

— Bilmiyorum, herkes uykuya çekildiğinden beri görmedim onu.
— Neden güçsüzleri öldürüyorlar ki?

Bir süre sonra Aya, kalkanı yok edemeyeceğini anladı. İnsanlar gözünün önünde ölüyor ve o hiçbir şey yapamıyordu. Gözyaşlarına boğuldu, kendini hiç bu kadar çaresiz hissetmemişti.

“Kendine gel Aya! Sana ihtiyacımız var… Sanırım ben niye gücü olmayanları öldürdüklerini anladım. Yangi kraliçesini görenleri yok ediyorlar ve onun izlerini silmeye çalışıyorlar.” dedi Mevhibe. Sakin kalmaya çalışsa da aslında o da Aya’dan farklı bir ruh hali içinde değildi.

— Korya! 

Marcus’un zihinlerindeki çığlığı ikisini de bir anda kendine getirdi.

“Aya, sen şaman yaşlılarını ve kartalları uyandır, sonra hemen gidin buradan.” dedi Mevhibe, Marcus’la birlikte çocukların olduğu tarafa doğru hızla uzaklaşırken.

Az sonra büyüyle sokuldukları uykudan uyanan Dünya kartalları, Gökçil’in kardeş kartalı Cengiz ve Akulina’yla birlikte şaman yaşlılarını alarak diyarı terk etmeye başladılar fakat Aya, Mevhibe’yi yalnız bırakmak istemiyordu. Yanına Vala’nın kardeş kartalı Asim’i de alarak kendi kardeş kartalı Kaida’ya bindikten sonra onun yanına gitmek için havalandı. Fakat o anda aklına takılan bir düşünceyle durdu ve gerisin geriye büyücü yaşlılarının kalkanına yöneldi. Hala insanları öldürmeye devam eden büyücü yaşlılarının, etraflarında bunca olay olurken hiçbir tepki vermemeleri normal değildi. Kalkana iyice yaklaştığında yaşlıların gözlerini fark etti; donuk, ölü gözler…  Yaşlılar, kesinlikle kendilerinde değildiler.

— Korya ve Minel yok Aya! Gidelim.

Marcus ve Mevhibe’nin yalnız başlarına döndüklerini gören Aya sarsılmıştı ama olanları kabullenmek ve devam etmek zorundaydılar çünkü artık ne ağlayacak ne de yas tutacak zamanları vardı. Hep birlikte yükseldiler ve tam Diyar’ı terk ederken son bir çığlık daha duydular; hayatta kalan son insan da o anda öldürülüp suya atılmıştı ve onlar yüreklerindeki acının ağırlığıyla uzaklaşırlarken Diyar da ölüm sessizliğine gömülmüştü.

Büyücü yaşlılarının işi o an için bitmişti, yerde bir daire şeklinde oturup el ele tutuştular ve kendilerine öğretilen büyünün sözlerini söylemeye başladılar. Çok geçmeden, Diyar’ın gecesinin üzerine bambaşka bir karanlık çökmeye ve bunaltıcı nemli bir sıcak havayı yutmaya başladı. Önce kanat sesleri duyuldu, sonra yabancı enerjilere asla geçit vermeyen Kartallar Diyarı’nın koruma kalkanları kara afyalar tarafından aşıldı. İhtişamlı kartallardan mahrum kalmış olan gökyüzü, uğursuz enerjilerini dört bir yana salan kara afyalarla doldu. Ve kara afyalar, sessizlik içinde, ifadesiz yüzlerle kendilerini bekleyen büyücü yaşlılarını alıp yükselirken Diyar’ın yeşili, mavisi ve yaşama dair tüm sesleri yok olmaya başladı. Sonunda onlar da orayı terk ettiklerinde geride ne su ne toprak ne hava ne de yaşama dair bir iz kalmıştı. Diyar, artık kapkara, cansız bir bataklıktı. Fakat büyülü Kartallar Diyarı, bu halde fazla kalmayacaktı; birkaç dakika sonra ölmüş gibi görünen enerjisi yeniden uyandı ve kendini iyileştirmeye başladı. Doğası kısa bir süre içinde eski güzelliğine kavuştu ve Diyar, kendisini yok etmeye çalışan karanlık enerjiyi, fark edilip bulunması için gölün sularına gömdü.
 
                                 İZMİT
          
Dünya’nın hemen hemen tüm kartalları, yakın çevredeki enerjileri tarayarak İzmit semalarında uçuyorlardı. Az evvel aceleyle uyandırılarak bilgilendirilen Dünya ordusunun her bir askeri gibi onlar da harekete geçmeye hazırdı. Ne yapacaklarına çok hızlı bir şekilde karar vermişlerdi ve şimdi yerdekiler planların üzerinden son kez geçiyorlardı.

“Karya, iyi misin?” diye sordu Mayıs, onun için endişeleniyordu. Geleceği görmek için enerjilerini birleştirdiklerinde Korya’yla Minel’in Lady Purple’ın elinde olduğunu görmüşlerdi ve o andan itibaren de Karya pek kendinde değil gibiydi. Karya için olanları kabullenmek hiç de kolay değildi. Çünkü oğlunun Lady Purple’ın elinde olduğu gerçeğinin yanında bir de onun hem bir Yangi hem de kendisinin büyük teyzesi olduğu gerçeğiyle başa çıkmaya çalışıyordu.

“Büyükannem beni neden uyarmadı anlamıyorum.” dedi, kendi kendine konuşur gibi.

“Ameshia, Lady Purple’ı Yangi topraklarında öldürmeyi planlamış olmalı Karya. Böylece herkesin bu gerçekle her şey bittikten sonra yüzleşmesinin daha kolay olacağını düşünmüştür.” dedi Nisan. Kendisi de olsa aynısını yapardı. Ameshia’yı anlayabiliyordu.

“Ama işlerin yolunda gitmediği aşikâr. Büyükanneme ulaşamıyorum ve şimdi onun için de endişeliyim, yaralanmış olabilir.” dedi Karya. Sonra bir anda gözlerini gökyüzüne çevirdi. Gelenler vardı.

“Annemiz geliyor Mayıs!” dedi Nisan heyecanla. Gerçekten de az sonra, bir altın kartalla birlikte hızla alçalan Gökçil’i gördüler. Altın kartal doğrudan Karya’nın yanına indi. Gökçil, yere atlar atlamaz önce kızlarına sımsıkı sarıldı ve sonra hemen Karya’ya döndü,

— Karya, savaş başlamadan hemen önce Ameshia beni oradan gönderdi. Maalesef sonra ne olduğunu bilmiyorum. 
“Başarılı olamadı.” dedi Karya, sesinde büyük bir hüzün vardı.

Gökçil soran gözlerle kızlarına döndü.
“Anneciğim, bir şekilde olanların bir kısmı bize gösterildi. Savaşı ve sonuçlarını görmedik ama Lady Purple’ın Ameshia’nın elinden kurtulduğunu biliyoruz çünkü sonra Korya’yla Minel’i kaçırdı. Onların tutuldukları yeri çok kısa bir an gördük ama Ameshia’yı hiç görmedik, onun durumunu maalesef bilmiyoruz. Bir de büyük bir katliam gördük; insanlar öldürülüyordu fakat akış o kadar karmaşıktı ki onların da kim olduklarını ya da olayın nerede gerçekleştiğini çözemedik.” dedi Mayıs.

Yine çok hızlı konuşuyordu, sanki bu yükten bir an önce kurtulmak ister gibiydi.

“Anlıyorum… Lady Purple, kraliçenin kardeşiymiş bu arada. Onun tam zıttı… Ama gücünü yadsıyamayız, sonuçta o da bir Yangi. Ve sanırım ikisi de taşların hepsini toplayamamış. Taşlar ikisi arasında bölündüğünden mücadeleleri zorlu geçmiş olmalı.” dedi Gökçil.

— Bunu biliyoruz, yani kardeş olduklarını ve bizim tahminimiz de aynı. Umarım kraliçe iyidir…

Mayıs sözünü bitiremeden Karya, yeniden gökyüzünü işaret etti. Bu defa kalabalık bir grup geliyordu. Az sonra Marcus’la uçan Mevhibe’yi gördüler, onları diğer tüm şaman yaşlıları, Aya ve Moyar kartalları takip ediyordu. Gelişleri herkesi heyecanlandırmıştı. Ama yere indiklerinde hepsinin yüzü asıktı. Hiçbiri kartallardan inmedi.

“Daha fazla bekleyemeyiz. Herkes hazır mı?” dedi Mevhibe, gergin bir ses tonuyla.
“Korya ve Minel…” diye devam ediyordu ama Mayıs onun sözünü kesti,

— Biliyoruz teyzeciğim. Biz hazırız. 
— Sen mi gördün kızım? 
— Evet. 
— Büyücü yaşlılarını da gördün mü? Gabor’u?
“Ne oldu onlara?” diye araya giren Mete’ydi.

“Kısaca… Büyücü yaşlıları, Diyar’daki gücü olmayan insanların hepsini öldürdüler. Gabor’ın yardımıyla ve o da Korya’yla Minel’i kaçırdı. Onun başından beri Lady Purple’la birlikte olduğunu düşünüyoruz.” dedi Mevhibe.

Herkes büyük bir şok yaşıyordu ama en çok Gökçil ve gurritler bu durumdan etkilenmiş gibi görünüyorlardı. Gökçil, çok sevdiği abisi için yaşadığı hayal kırıklığıyla başa çıkmaya çalışırken gurritlerden biri Mevhibe’ye yaklaştı ve elini ona doğru uzattı. Mevhibe, onu anlamıştı, onun elini tutup olanları görmesini sağladı ve akış bittiğinde onun sesini zihninde duydu.

“Çok güçlü bir büyüyle etki altına alınmışlar.” dedi gurrit ve hemen diğer gurritlerin yanına gitti. Kısa bir süre aralarında konuştuktan sonra döndü ve,

“Aynı etkiye biz de girebiliriz. Karanlığa hizmet eden herkes girebilir. Sizi tehlikeye atamayız, burada kalmaya karar verdik. Bizi bir yere kapatıp uyutun.” dedi. Sonra tüm gurritler altın taşları çıkarıp yolcu şamanlara teslim etmeye başladılar.

“Başka bir yolu yok mu Karya? Onları etkilerden koruyamaz mıyız?” dedi Mete.

— Evet ama savaş alanında her şey olabilir. Tüm kalkanlar aşılabilir ve özellikle ben yaralanır ya da ölürsem savunmasız kalırlar. Farklı farklı güçlerle karşı karşıyayız, çok bilinmez var.

Mayıs, tam o sırada gurritlerin yanına doğru yürümeye başlamıştı, uykuda gezer gibi bir hali vardı, herkes susup onu izlemeye başladı. Az sonra, gurritlerden birinin elini tutup kendi avuç içlerine aldı, gözlerini kapadı. Sonra tüm gurritler, onu ortalarına alarak etrafında toplandılar, hepsi gözlerini kapadı. Sanki zihinleri birbirlerine bağlanmış gibiydi. Diğer herkes onlardan yayılan enerjiyi anlamaya çalışırken rüzgâr durdu, doğanın tüm sesleri biri bir düğmeye basmış gibi bir anda kesildi ve birkaç dakika boyunca zamanın bile akışı yavaşladı, olana izin vermek hatta kolaylaştırmak istercesine… Ve Mayıs, sonunda uykudan uyanmış gibi bir anda canlanarak gözlerini açtı,

“Bizimle gelmeliler! Karya, onları korumak için ne yapabiliyorsan yap ama bizimle olmalarının önemli bir sonucu olacak. Bu henüz net bir bilgi değil ama burada kalamazlar.” dedi ve sonra Nolan’nın yanına yürüdü.

Onun da elini tuttu, önce biraz irkildi ama sonra gülümsedi,

“Etki altına alınamaz, seçimleri kendisine ait olacak.” derken doğrudan Nolan’ın gözlerinin içine bakıyordu. Nolan, Mayıs’ın gözlerine fazla bakamadı, başını eğerek gülümsemeye benzer bir ifadeyle elini geri çekti.

Karar verilmişti, hep birlikte, tek bir güç olarak Yangi Diyarı’na gideceklerdi. Ve sonunda tüm kartallar havalandığında, Dünya’nın ve tüm diyarların kaderini belirleyecek olan son savaşa doğru ilk yolculukları başlamıştı…

Devam Edecek 

***


Editör: Deniz İmre

DİĞER YAZILARI Sonsuzluğun Frierkansı -23 / Gölge Güçlerin Yükselişi 01-01-1970 03:00 Bir Adamın İtirafları 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı 22 / Gölge Güçlerin Yükselişi     01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı -21 / Gölge Güçlerin Yükselişi 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı-20 / Gölge Güçlerin Yükselişi 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı 19 / Gölge Güçlerin Yükselişi 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı -18 / Gölge Güçlerin Yükselişi 01-01-1970 03:00 Menopoz 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı -17 / Gölge Güçlerin Yükselişi 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı 16 / Gölge Güçlerin Yükselişi       01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı -15 / Gölge Güçlerin Yükseliş 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı -14 / Gölge Güçlerin Yükseliş 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı -13 /Gölge Güçlerin Yükselişi 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı -12 / Gölge Güçlerin Yükselişi 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı -11 / Gölge Güçlerin Yükselişi 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı /10 -Gölge Güçlerin Yükselişi 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı /9 -Gölge Güçlerin Yükselişi 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı /8 -Gölge Güçlerin Yükselişi 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı /7 -İstasyonda İki Kız Kardeş 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı /6 -Gölge Güçlerin Yükselişi 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı /5 -Gölge Güçlerin Yükselişi      01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı /4 -Gölge Güçlerin Yükselişi 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı /3 -Gölge Güçlerin Yüklelişi 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı /2 -Gölge Güçlerin Yükselişi 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Frekansı /1- Gölge Güçlerin Yükselişi 01-01-1970 03:00 Özgürlük 01-01-1970 03:00 Yağmurlar Yağdı Üstüme 01-01-1970 03:00 Connection 01-01-1970 03:00 Ritim... 01-01-1970 03:00 Yol... 01-01-1970 03:00 Başarı Algısı, Kediler ve Maneviyat Paradoksları 01-01-1970 03:00 ÇALAKALEM YAZILAR 6 / Sevgi manipülatörleri, Tanrıçalar ve Tanrılar, Kurtlarla koşamayan kadınlar 01-01-1970 03:00 Çalakalem Yazılar 5 /Gaia’nın intikamı… 01-01-1970 03:00 Çalakalem Yazılar 4 /Bir Adam Bir Kadın... 01-01-1970 03:00 Çalakalem Yazılar 3 /Ajlan... 01-01-1970 03:00 Çalakalem Yazıları 2 /Çağrı 01-01-1970 03:00 Çalakalem Yazıları 01-01-1970 03:00