Elysium diye bir film vardı.
Zenginler, dünyanın üstünde bile yaşamıyorlardı; gökyüzünde kurulmuş ayrı bir uyduda/gezegende her tür tehlikeden korunarak sefa içinde yaşıyorlardı.
En tehlikeli ve ölümcül hastalıklar bile yaptıkları bir makinenin içine girdikleri anda iyileşiyordu. Aşağıdaki dünyada ise fakirlik, çaresizlik ve ölüm kol geziyordu ve aşağıdakilerin Elysium denen yere geçmeleri kesinlikle yasaktı.
Ölümcül bir hastalık bile onların orada tedavi görmelerini sağlayamıyordu.
Şimdiden pek de farkı yok değil mi?
Belki hâlâ zengin-fakir herkes aynı toprağın üstünde yaşıyor, aynı havayı soluyor…mu acaba? Tarlaları ayrı; bizim yediklerimizi yemiyorlar… Tedavileri ayrı; bizim aldığımız ilaçları almıyorlar… Ve evet, belki de soludukları hava bile ayrı… Gerçi eğer Elysium gibi bir yerleri yoksa kısa zamanda doğayı korumak için büyük adımlar atmaları gerekecek.
Ama konumuz bu değil.
Konumuz menopoz…
Ne alakası var demeyin, çok alakası var. Ve de çok dallı budaklı bir konu bu. Önce bir erkek-kadın ayrımından bahsederek inceleyelim konuyu, sonra Elysium’la bağlantısına geçeceğim.
Erkeklerin andropozu için yapılan bilimsel çalışmalar, bulunan ilaçlar ve tedaviler ne kadar eskiye dayanıyor, bilirsiniz. Oysa kadın için, “40’ında işi bitmiştir.” hükmü günümüze kadar varlığını büyük bir başarıyla sürdürmüştür. Gerçek bilimsel çalışmalar en fazla 6-7 yıl öncesine uzanıyor. Kadın için östrojenin önemi daha yeni yeni konuşuluyor. Bırakın kadının cinsel yaşamını (ne önemi var ki zaten), kalp ve kemik sağlığı riske giriyor, aslında tüm sağlığı yavaş yavaş elinden kayıyor.
Doktordan doktora gidiyor kadın bu süreçte; yardım çığlıkları atıyor ama kendisi de bir kadın olan sürüyle jinekolog bile bu konuda bilgisiz.
Ateş basması mı? Ee normal… Değişen ruh halleri mi? Ee normal… Kemikler mi? “Hemen bol kalsiyum içeren bir kemik ilacı yazayım.” diyor ve gönderiyor seni.
Ya da bir süre öncesine kadar sentetik hormonlar vardı, verdikleri; kanser riski yaratan… Şimdi doğalları çıkmış, onlar yapmıyormuş…
Bir sürü laf, bir sürü tavsiye, bir sürü bilgi ve bir sürü kafa karışıklığı… Kadına kalp, kemik, ruhsal ve cinsel sağlığıyla kanser olma riski arasında seçim yaptırılıyor.
Ee ne olacak şimdi?
Ve şimdi işte asıl konumuza geliyorum:
Hani insanların bir şeylere inanma ve bir yere ait olma ihtiyaçlarından doğan binlerce yaşam koçu/spiritüel danışman türemişti ya… Hepsinin ayrı bir felsefesi, ayrı bir yöntemi ve birbirinden çok farklı kuralları vardı ya… Aynı dinler gibi yasakları, olmazsa olmaz ritüelleri ve bunlarla alakalı (satılan) eşyaları vardı ya… İşte onların çıkış noktaları hep paraydı ya… (Gerçek rehberler, gerçek yol göstericiler ve gerçek şifacılardan bahsetmiyorum. Azlar ama varlar, iyi ki de varlar.)
Evet, nihayet Elysium’dayız.
İşte şimdi de bu iş, menopoz endüstrisi olarak hortladı. Sosyal medyada sürekli gönderi paylaşan doktorlar türedi. Kadınlara, yüzlerinde büyük bir gülümsemeyle, “Bu yaşadıklarınızın hiçbirini artık yaşamayacaksınız. Hepsinin çözümü var. Ve artık kanser riski olmadan bu tedaviye ulaşabileceksiniz, gençleşeceksiniz.” diyorlar.
Harika, artık bedenimiz bizi yarı yolda bırakmayacak, yorgunluk ve isteksizlik yaşamayacağız, “menopozlu manyak”damgası yemeyeceğiz. Koşun kızlar!
Aa, yok öyle hızlanmayın hemen…
Merakımdan ve tabii ki bu yaşımda beni de çok ilgilendirdiğinden bu doktorlardan birine ulaştım. Hemen döndüler. Ne güzel, birileri beni anlıyor, bana önem veriyor.
Sadece ilk etap 100.000 lira…
Ama sana yaşam koçluğu da öneriyorlar. Aman ne güzel, hepimizin kafası gidikti zaten, sayelerinde doğru dürüst yaşayabileceğiz. Ama maaşımız 20.000 lira…
E nasıl olacak?
Elysium’a geçiş imkânsızlaştı mı?
Şimdi bayağı bir kafam attı. Ben estetik ameliyat mı istedim? Lüks bir spada bir hafta sonu detoks kampına mı gitmek istedim?
Hayır! Bir kadın olarak sağlığım için çabalıyorum, öyle değil mi?
Bu doktorlar, bu kadar gülümseyerek bu mucizeyi sunarlarken acaba kazandıkları paranın bir kısmıyla bir poliklinik kurmayı ve orada durumu olmayan kadınlara hizmet vermeyi nasıl düşünmezler? Ve bu doktorların çoğu kadın…
Şimdi kendi soruma kahkaha attım.
Onlar Elysium’a aitler…
Kusura bakmayın, bu sabah yataktan kendi kendime söylenerek kalkınca hadi yazayım dedim ama söylenecek sözler söylenmeli, öyle değil mi?
***
