İSTANBUL ESKİ İSTANBUL DEĞİL
İstanbul eski İstanbul değil,
İnsanlar eski insanlar değil.
Beyoğlu eski Beyoğlu değil,
Eminönü eski Eminönü değil.
Çukurcuma eski Çukurcuma değil,
Sokaklarında tarihin kokusunu özlüyorum.
Martılar küsmüş bu şehre artık
Mavi gökyüzünde hüzne kanat çırpıyor.
Eski sinemaların yerinde şimdi,
Soğuk duvarlar, kavak yelleri esiyor.
Mısır Çarşısı eski Mısır Çarşısı değil,
Eski günleri hatırladıkça içim içimi kemiriyor.
Gülhane Parkı eski Gülhane Parkı değil,
Pierre Loti eski Pierre Loti değil.
Haliç eski Haliç değil,
Adalar eski Adalar değil...
Kız Kulesi eski Kız Kulesi değil, boynu bükük,
Mavi suların ortasında yalnızlığına ağlar.
Kravatlı, kibar beyleri arar oldu gözlerim,
Zarif, hanımefendi duruşları arar oldu gözlerim.
Gramofonda çalan o taş plağı,
Eski plakçılardaki o yanık nağmeleri arar gözlerim.
Yüreğim buruk, kalbim kırık...
Sanat Güneşi Zeki Müren’i arar gözlerim,
"Şimdi uzaklardasın" şarkısı çınlar kulaklarımda.
Sirkeci Garı'nda vedalar bile bir başkaydı,
Boğaz’ın vapurları bir başka yanaşırdı kıyıya.
Çay bardağındaki dem, simidin çıtırı başkaydı,
Kanlıca’da yoğurdun, Sahaflar’da kitabın tadı başkaydı.
Kadıköy iskelesinde martılara atılan simitler,
Sarıyer’de böreğin kokusu, Ortaköy’de deniz havası...
Moda Sahili’nde gün batımı bir başkaydı,
Şimdi ne o eski huzur kaldı ne o eski sevdası.
Üsküdar’dan bakınca Boğaz bir masal gibiydi
Çamlıca Tepesi’nde rüzgâr içimize ferahlık verirdi.
Sultanahmet’in avlusunda çınlayan o ilahi sesler,
Yedi tepeli şehrin her köşesi buram buram tarih kokardı.
Şimdi herkes bir telaşın, bir hırsın peşinde,
Gönüller soğuk, tebessümler yabancı yüzde.
Yeşili yutmuş devasa beton bloklar,
Çocukların koşamadığı daracık, karanlık sokaklar...
Zaman acımasızca aktı, devran döndü,
Eski sevdalar, samimi dostluklar maziye gömüldü.
Her köşe başında yükselen bir beton yığını,
Güneşe, toprağa, bir tatlı söze hasret kaldı insan.
Gürültü bitmiyor, egzoz dumanı kaplamış göğü,
Selam veren kalmamış sabahın seherinde.
Komşu komşunun halini sormaz olmuş,
Herkes kendi derdinde, kendi kederinde.
Eski tramvayın sesi çınlamaz oldu İstiklal’de,
Ahşap konakların ruhu kalmadı bu beldede.
Nerede o eski mahalleler, nerede o eski bayramlar?
Bir tatlı anı gibi geride kaldı bütün sevdalar.
Boğaz’ın serin sularında yakamozlar söndü,
Eski sevdalılar birer birer maziye döndü.
Gönlümüzdeki o neşeli şarkılar sustu artık,
Yerini derin bir sessizliğe ve hüzne bıraktı.
Koca şehir devasa bir yalnızlık aynası şimdi,
Kalabalıklar içinde herkes kendi içine çekildi.
Beton binalar sanma insanlığa huzur verir,
Gözlerim sokaklarda hep o eski samimiyeti arar.
Eski insanları, eski dostluğu, vefayı ararım,
Şehrin kaybolan ruhuna yanar dururum...
***














































