ENES İLHAN / GÜMÜŞ ZİNDAN
Günümüzde insanlar birbirine her zamankinden daha yakın görünse de genellikle duygusal olarak birbirlerinden hiç olmadığı kadar uzaklar. Bir mesajla başlayan yakınlık, bir olmuyor sözüyle sona erebiliyor. Geride ise söylenmemiş sözler, yarım kalmış hayaller ve insanın kendi içinde taşıdığı sessiz bir acı kalıyor.
Ayrılıklar sadece hayatımızdan birini çıkarmaz. Bizi kendimizle, hatıralarımızla ve içimizde susturamadığımız seslerle baş başa bırakır.
Enes İlhan'ın Gümüş Zindan şiirinin derinliklerinde aşkın neden bir sığınak olmadığını ve insanın kendi elleriyle ördüğü bir zindana dönüştüğünü görüyoruz.
***
GÜMÜŞ ZİNDAN
Seni yağmurlu bir günün akşamında,
on yedi yaşında gördüm ve hatırladım.
Hiç derdim yokmuş gibi gözlerine açmak istedim kapıları.
Bir parça ekmeğe muhtaç olan, bir damla suya aşık, çöl yangını gibi.
Bilmiyordum, ben de bilmiyordum bu kadar seveceğimi.
Tefekküre itilen ömrümü çıkartamadım gümüş zindanlardan.
Paslı zincirleri kırıp da kaçamadım.
Çok karanlıktı, göremezdim.
Benim göremeyişimden, senin kaçtığın gibi kaçamadım, ben senden.
Şimdi ihtişamlı bir hayatın sahibi olmanı dilerim sadece.
Senin için iyi dilek tütsüleri yakabilir, incinme diye dua edebilirim.
Sorma, hiç sorma bana; hakkımı helal edemem.
Aklımı gece yarısında, sessiz feryadımın birinde unuttum.
Özlemek o kadar ağır ki; tek başına yazıp okusan yeter.
Görünmez parmaklar arasında boğuluyor kalbim; hangi duaya sarılsam
dualarda kokunu duyuyorum, dualarım sen oluyorsun, ben yine her şeyi unutuyorum en başından.
Güneşli bir günde kaybedince seni, kaynar su döktüler sanki boğazımdan,
yutkunamadım bile; tek bir kelime nasıl söyleyebilirdim?
Senin için ne kolaydı, “olmuyor” deyip gitmesi ve ne uzun bir yoldu, sensizliğe gitmesi.
Kalamadım sensiz ve ziyan içinde, sesini duymaktan yarınımı unuttum.
Küçük bir merhamet bile duymadın, seviyordun acı çektikçe seni yazmamı.
Bense günden güne mefkud oluyordum senin dünyanın içinde.
Sen mutlu oluyordun, ben seni seviyordum.
Yazdıklarımda buluyordun kendini, ben sildiklerimde ölüyordum.
Ne kadar beddua etsem de sana, tövbelerime adını sığdırıyordum.
Vehim bir aşka yürürken; adını boş duvarlara yazıp öpüyordum.
Benim gözlerim seni görmüyordu, sen benim görmeyişimden kaçıyordun.
Ayrılırken; hatırladığım zerrin gözlerinde, küçük bir hatrım olsun istiyorum.
TAHLİL:
Enes İlhan'ın kaleme aldığı "Gümüş Zindan" şiirinde aşkın insan ruhunda bıraktığı derin kırılmayı yoğun bir iç monolog hâlinde işlemektedir. Şiir, yalnızca bir ayrılığı anlatmıyor, sevmenin insanı nasıl kendi içine hapsettiğini, hatıraların nasıl görünmez bir zindana dönüştüğünü de ortaya koyuyor.
"Gümüş zindan" imgesi bu yönüyle şiirde oldukça dikkat çekicidir. Gümüş; değerli ve parlak olanı, zindan ise kaçışı olmayan bir mahkûmiyeti temsil eder. Şair, sevdayı hem kutsal hem de tüketici bir alan olarak sunmaktadır.
"Aklımı gece yarısında, sessiz feryadımın birinde unuttum" dizesi, içsel çöküşün şiirdeki en etkili yansımalarından biridir. Şair, yaşadığı acıyı dramatize etmek yerine onu derin bir ruh hâliyle hissettirmeyi tercih etmektedir. Burada duygu, doğrudan ve sade bir samimiyetle aktarılmaktadır. Bu da şiirin en güçlü taraflarından biridir.
Metin boyunca kullanılan "paslı zincirler", "çöl yangını", "boş duvarlar" ve "kaynar su döktüler sanki boğazımdan" gibi imgeler, şiirin karanlık atmosferini güçlendirmektedir. Özellikle sevilen kişiye duyulan bağlılığın dua, tövbe ve hatıra kavramlarıyla iç içe verilmesi, aşkı yalnız dünyevi bir duygu olmaktan çıkarıp manevi bir teslimiyete dönüştürmektedir.
Şiirde dikkat çeken bir diğer unsur da tek taraflı sevginin yıpratıcı yönünün yoğun biçimde hissedilmesidir. "Sen mutlu oluyordun, ben seni seviyordum" dizesi, şiirin bütün ruhunu özetleyen sade ama derin bir kırılma cümlesi niteliğindedir.
Serbest anlatımla kaleme alınan Gümüş Zindan şiiri içtenliği, güçlü imgeleri ve ruhsal derinliğiyle okuyucuda uzun süre iz bırakan bir şiirdir.
Enes İlhan şairimizi kutluyor, başarılarının devamını diliyorıum.
***













































