Evin Davetsiz Misafiri / Vesvese

Prof. Dr. Nevzat Tarhan

05-05-2024 23:50

Advert

Vesveseli olan kişiler, zihinsel esnekliğe sahip olamıyorlar… Burnunun doğrultusuna gidiyorlar. Hakta sebat etmek yerine, yanlışta sebat etmeye doğru gidiyorlar. Vesveseye ehemmiyet verdiğimizde büyür, ehemmiyet vermediğimizde ise küçülür… Vesveseler için, takıntı obsesyonlar için, evin kapısına gelen davetsiz misafirler diyoruz. Dünyada obsesiflik oranı ülkeye göre değişmiyor.                   Sadece obsesyonun alanı değişiyor.

“Kalp eğer inanırsa, beyin ona itaat ediyor"

İnsanda akıl var, nefis var, kalp var, ruh var… Hepsi ayrı meleke bunların. Nefis arzuluyor, heves, istek. Nefis hep istiyor. Aç gözlülük, doyumsuzluk ister ısrarla, arzu eder ve bekler. Kalp de duygu regülasyonu yapar. İnsan sadece mantıksal kararlar vermiyor, duygusal kararlar da veriyor. Kalp denen şey aslında fiziki kalp değildir. Kalp kelimesi zaten inkılap kelimesinden geliyor. Dönüşüm yapan, devrim, evirip çeviren demek. Kalp beyinden düşünceleri alıyor, onu duygularla karıştırıp, anlam katıp, evirip çevirip kararlar veriyor. Kalp eğer inanırsa, beyin ona itaat ediyor. Onun için kalp aslında komutandır. Ruh yapımızın komutanı kalp ama ruhun burada fonksiyonu, Allah’la bağlantı kuran parçamız olmasıdır. Ruh bir programdır.

Bilgisayarda böyle sabit program var ya hiç değişmeyen yazılım, ruh öyle işte ama ruh kendini beyindeki çeşitli nefis, kalp, akıl yoluyla ifade ediyor. Akıl ile kalp de iş birliği yapıp isabetli kararlar veriyor, nefis kötü tarafa çekiyor.

“Bugünün en büyük kerameti istikamettir"

Aslında nefis ile şeytanın vesvesesi birleştiği zaman o “Hannas” oluyor. Nefis arzuluyor, istiyor, şeytan vesvese veriyor. İkisi birleştiği zaman, kalbin üzerine baskı yapmaya ve kalbi yanlış yönlendirmeye başlıyorlar. Şeytanın vesvesesi ile nefis tek başına zarar veremiyor, şeytanla birlikte zarar veriyor. Nefis ister, kişi der; ‘Bu bana faydalı değil, zararlı der.’ ama şeytan öyle bir düşündürtüyor ki insanı, bir sağdan giriyor, bir soldan giriyor, güzel gösteriyor. Güzel gösterince nefis ona yönelmeye başlıyor. Nefiste duygu gücü, kalpte his gücü. Nefiste arzu gücü, haz gücü, kalpte his gücü, duygu gücü. Onun üzerine baskı yapıyor. Akıl ise kaptan köşkü. Beynin ön bölgesidir. O diyor, kar-zarar analizi yapıyor.

Uygun-uygun değil, yeterli- yeterli değil. Beynimizin ön bölgesi kararlar veriyor. Onun için bugünkü keramet nedir diye sorsanız, bugünün en büyük kerameti istikamettir. Hiç başka keramet aramayalım, en büyük keramet Hannas'a karşı istikamette kalabilmektir. Ruh burada nasıl devreye giriyor? Ruhun devreye girmesinde ihsan devreye giriyor. Şimdi biz normalde Allah’ı görmüyoruz ama Allah bizi görüyor. Eğer biz kalbimizi Allah’a açmışsak, böyle durumlarda şeytandan ve Hannas’tan Allah’a sığınmışsak, Allah’a kalbimizi açtığımız zaman Allah’ın ihsan ismi tecelli ediyor ve Allah bizi korumaya alıyor. Ama kalbimizi rabbimize açmamız lazım. Açmadığımız zaman, kendi kendimize metotlar aramaya başladığımız zaman o ihsan gelmiyor. İhsan gelmeyince de kendi kafamıza göre davranıyoruz ve hata yapıyoruz.

Evin kapısına gelen davetsiz misafirler: Takıntı ve obsesyon

Vesveseye ehemmiyet verdiğimizde büyür, ehemmiyet vermediğimizde ise küçülür… Vesveseler için, takıntı obsesyonlar için, evin kapısına gelen davetsiz misafirler diyoruz. Kapına hemen davetsiz bir misafir gelse hatta hoşlanmadığın, doğru bulmadığın biri gelse hemen içeriye alır mısın? Alamazsın. Ne olduğu, kim olduğu belli değil ve davetsiz geliyor, alamazsın. Alırsan ve ona niye geldin, ne işin var, ne yapıyorsun dersen o daha çok yapışır, orada kalır.

Kapıyı örtüp, ilgilenmezsen dolaşır dolaşır, çeker gider. Vesveselerde aynı böyle ama vesveselerin başlangıç döneminde böyle. İlerledikten sonra artık bu metot teshir etmiyor. Burada onu söylüyor daha vesvese ilk, başlangıç döneminde mesela buna örnek vereyim. Bir anne, çocuğunu kucağına alıyor, pencerenin kenarında dururken aniden bir düşünce geliyor, bir vesvese, biz ona parazit düşünce de diyoruz. Diyor ki; ‘Ya bu çocuğu bu pencereden atarsam. Bir anne çok sevdiği için onu çok değer verdiği için ona duygu yatırımı çok yapmış, aklına geliyor. Annelerin çoğunda o vardır. Anneler çocuğun gece gider nefesini kontrol ederler. Yani o derece sevgi ve şefkat fazlalığından aşırı korumaya girerler. Vesvese öyle kişilere geliyor. Geldiği zaman sağlıklı düşünen insan diyor ki; ‘Aklım başımda, hasta değilim, bir şey değilim, niye atayım ki? Çok saçma.’ diyerek hemen konuyu değiştiriyor ve vesvese hemen sönüp gidiyor. Ehemmiyet verdikçe büyür, ehemmiyet vermezsen küçülür. Korkarsan artar, korkmazsan azalır.

“Zararı olmadığı halde, zararlı sandığı zaman acı çekiyor”

Vesvesenin zararı zarar vehim etmek, kuruntu yapmaktır. Yani zararı tevehhüm etmek de kalbe, mutazarrır olmaktır. Zararı olmadığı halde, zararlı sandığı zaman acı çekiyor. Biz bu kişilerin beyinde maddi boyut hastalık kazandığı zaman beyin görüntülemelerini alıyoruz. Beyin görüntülemelerinde, bu kişilerin beyninde savaş varmış gibi çıkıyor. Beyindeki sinyal akışı bozuluyor. Beyindeki seratonin, dopamin gibi maddeler çoğu zaman azalıyor, yavaşlıyor. Beyin artık yavaş çekim çalışmaya başlıyor. Problemlerini karar verip, çözemiyor. Çünkü hükümsüz bir tahayyülü, hakikat tevehhüm eder. Şu an bu yaklaşım, psikiyatrik analitik yaklaşım dediğimiz, olayı analiz eden bir yaklaşım. Hayal kurmak, hayale inanmak. Yanlış hayale inanmak oluyor. Hakikat-i tevehhüm eder. Hükümsüz tahayyülü hakikat tevehhümü de şeytan işini, kendine, kalbine mahal eder.

“Beynimiz aynı trafik gibi çalışıyor”

Vesvese geldiği zaman hayal devreye giriyor. Vesvese ona bir tetikleme, üfleme yapıyor. Hayal de ona göre dokuyor. Ehemmiyet vermek, çocuğunu çok sevmek. Onun için biz tedavide, önem piramidi çıkarıyoruz. O kişinin en çok önem verdiği şey ne? Önem verdiği şeylerde daha çok obsesyon takıntıları başlıyor. Önem vermediği şeylerde obsesyon olmuyor. ‘Niye namaz ibadette var da başka konuda yok?’ Çünkü o kişi, namaza çok önem verdiği için onu orda yakalıyor.  Veyahut anne, çocuğunun zarar görmesini istemez.

Ehemmiyet noktası bu. Hayal geçerken ona takılıyor. Çünkü ehemmiyet verdiği için beynin her tarafında onunla ilgili referans noktaları var. Beynimiz aynı trafik gibi çalışıyor. Bilgi trafiği, enerji akışı, bilgi akışı var. Ehemmiyet verilen şeylerde, beyin onunla ilgili oraya yatırım yapıyor. Aklına bir şey geldiği zaman, ‘ehemle mühimi ayırt etmem lazım’ diyor mesela. ‘Bu çok ehem mi, bu daha az ehem mi’ diyor mesela. Ehemmiyetli olursa ona daha çok zaman ayırıyor, daha çok üzerinde duruyor. Ehemmiyetli değilse, es geçiyor onu.

Beynimizde önemli bilgiler dosyası oluşuyor. Beynimizde çok önemli bilgiler, az önemli bilgiler, önemsiz bilgiler, şüpheli bilgiler dosyası var. Beynimiz, bilgileri böyle etiketliyor. Mesela beynimizde dört ayaklı bir sandalye dosyası var. Eğer sen üç ayaklı bir sandalye görürsen, beyin onu sandalye dosyasına koymuyor. Bacağı açık dosyası açıyor ve onu oraya koyuyor. Beyinde bilgi dolaşırken, önem verilen bilgiler, köşe taşları, trafik levhaları gibi duruyor. Devamlı bu önemli diye hatırlatıyor. Hatırlattığı için hayal ona çok kolay bulaşıyor.

“Biyolojik boyutu göstermek terapilerde çok işe yarıyor”

Beynin üzerinde bir zihin var. Biz diyoruz ki; ‘Bak bu senin zihnini esir almış.’ Beynin hatalı üretmesi, düşüncesi. Hasta onu görünce; ‘Bu benim elimde değilmiş.’ diyor, tedaviyi kabul ediyor ve bir müddet sonra beyin de o altyapı da düzelince yavaş yavaş önce tedavilerde şunu görüyoruz. Önce o düşünce, o his aklına geldiği zaman içi acıyor o kişilerin yani kendine bıçak saplayanı biliyorum ben, karnını yaralamıştı yatırdık hastaneye. Bundan dolayı karnına bıçak saplamıştı vesveseyi öldürmek için, bıçak yaraladı, dikiş atıldı üçüncü derece.

Düzelince de gülüyor adam, bunu nasıl yaptım diyor. Beyin o an hükmediyor yani bir müddet sonra beyin artık maddi boyut kazanıyor, otomatik olarak yaptırıyor. Eğer bu otomatik noktasına gelmeden olursa kişi kontrol onda olduğu için hadi canım deyip bunu atlatıyor. Çok ilerlediyse onu yapamıyor artık o kişi, tedavi gerekiyor. Tedaviden sonra beyindeki o altyapı düzelince yapmaya başlıyor.

Beyindeki o altyapı, kimyasal iletiyi düzeltmek gerekiyor ilerlediği zaman. Biyolojik boyutu göstermek, terapilerde çok işe yarıyor.

“Beynimiz başkasının beynine bağlanabiliyor.

İnsanın beyin hücreleri, ayna sinir hücrelerimiz var. Karşı tarafın beynindeki sinir hücreleriyle kesin, net gibi konuşuyor ve bağlanıyor. Beynimiz başkasının beynine bağlanabiliyor. Mesela motor ayna nöronlar var beyinde ayna hücreleri. Sen elini kaldırınca karşı tarafın beyninde de aynı bölgedeki sinir hücreleri aktif hale geçiyor. Beyin görüntülemeleri gösteriliyor. Aynı şekilde duygusal aynı nöronlar var. Aşırı sevgi hissediyorsun, karşı tarafta birdenbire dönüp sana bakıyor. Sen güçlü duygularla ona baktığın zaman oda dönüp sana bakıyor. Yani arada bir şey yok, bir şey söylememişsin sesin çıkmamış. Onun beynindeki ayna nöronları tetikliyor dönüp sana bakıyor. Yani bu saçma gibi geliyor bir insana ama şu anda bunun nörobilim olarak karşılığı budur. Allah bunu sebeplere bağlamış. Beyinde böyle çalışıyor diyor. Mesela bağlanabilirlik, sırr-ı münasebet diyor. Orantısallık diye geçiyor bu, orantısallık her şeyde var.

“Şeytan kötü şeyleri, kişiye zarar verecek şeyleri aklına getirtiyor”

‘Duyguların Psikolojisi’ kitabında, duyguları olumlu olumsuz duygular diye ikiye ayırdım. Vesvese, sadece hatırlatma şeklinde oluyor. Tabi ben ilahiyatçı değilim ama benim incelediğime göre şeytanın vesvesesinin yaptırım gücü yok. Şeytan, sadece insanın aklına getirtiyor. Şeytan kötü şeyleri, kişiye zarar verecek şeyleri aklına getirtiyor. Melek de onun karşılığı olumlu şeyler aklına getirtiyor. Kişi, hangi tarafa yatırım yaparsa o tarafa daha çok ilerliyor. ‘Duyguların Psikolojisi’ kitabında, ben olumlu olumsuz duygular diye ikiye ayırdım.

Olumlu olanı olumsuzlarla ayrı ayrı ele alıyor. Kişinin, kişiliğine, ahlakına ve değerler sistemine göre oluyor. Dindar insanların farkı oluyor. Mesela bir gün bir anne geldi bana. ‘Ben, çocuğuma tapıyorum’ diyor. Allah, hepimize bir bağlanma duygusu vermiş. Kimisi mala, kimisi dünyaya, kimisi paraya bağlanıyor. Ama Allah, o bağlanma duygusunu kullarım bana bana bağlansın diye imtihan olarak vermiş. Mevlana, ‘aşk, aşk, aşk’ derken aslında o bağlanma duygusunu, Allah’a bağlatmaya çalışıyor. 

 

DİĞER YAZILARI Ben Toksik miyim? 01-01-1970 03:00 Aile Büyük Bir Birey Birey Küçük Bir Ailedir 01-01-1970 03:00 Neden Aile Manifestosu 01-01-1970 03:00 Hayatın Matematiğini Öğrenmek 01-01-1970 03:00 Sevgi Yönetimi  01-01-1970 03:00 Mantıksal ve Ahlaki Akıl Yürütme 01-01-1970 03:00 Neden Affetmeli ve Bağışlamalıyız 01-01-1970 03:00 Kendini Tanımanın Yolu Duygusal Analiz 01-01-1970 03:00 Duygusal Zeka Duygusal Analiz  01-01-1970 03:00 Anne ve Babaya 20 Maddelik Sihirli Formül 01-01-1970 03:00 Stresi yönetmek beyin kimyasını yönetmektir… 01-01-1970 03:00 Gelecek İçin Toplumsal Bellek Önemli 01-01-1970 03:00 Mesajların Yanlış Algılanması  01-01-1970 03:00 Teknoloji dopaminizmdir! 01-01-1970 03:00 Kelebeğin Kanadındaki Adalet 01-01-1970 03:00 Varoluş Piramidinin Matematiksel Modellemesi  01-01-1970 03:00 Kime DÜRÜST diyoruz? 01-01-1970 03:00 Ramazan Zor Durumlardan Geçebilmek İçin Bir Köprüdür 01-01-1970 03:00 Yunus Emre 01-01-1970 03:00 Merak, Hayret ve Risk Almak Beyni Genç Tutuyor! 01-01-1970 03:00 Kendisi Acı Ama Meyvesi Tatlı: Sabır 01-01-1970 03:00 İnsanı Bitiren, Eriten ve Yok Eden Duygu… 01-01-1970 03:00 Hayat Başarısında Zekâların İşbirliği 01-01-1970 03:00 Ruhsal Sağlığın Teminatı Güven! 01-01-1970 03:00 Cinsel Kimlik Sosyal Öğrenmeyle Oluşuyor... 01-01-1970 03:00 Tahsilde Hırs Gösterin, Mahsulde Kanaat Edin! 01-01-1970 03:00 21. YY Beceresi Ailede İşbirliği 01-01-1970 03:00 Evlilikte ‘Orta Nokta’ Neden Önemli? 01-01-1970 03:00 Mutluluk Yatırım İster… 01-01-1970 03:00 Evliliğin Büyük Düşmanı 01-01-1970 03:00 Sevginin Dillerini Biliyor muyuz? 01-01-1970 03:00 İnsanı Bitiren, Eriten ve Yok Eden Duygu… 01-01-1970 03:00 Yalan Kıvılcımına Dikkat! 01-01-1970 03:00 Mutluluğun bir reçetesi var; Anlam, Amaç ve Arkadaş 01-01-1970 03:00 Sevgimizi Doğru Yönetiyor Muyuz? 01-01-1970 03:00 Evliliğin devamı için evlilik olgunluğu şart! 01-01-1970 03:00 Duygularımızı yönetmek mümkün müdür? 01-01-1970 03:00 Takıntılarınız Hayatınızı Karartmasın! 01-01-1970 03:00 Hayatı Anlamlı Kılan Amaçlarımızdır 01-01-1970 03:00