Dört Bin Yüz Yirminci Yaşını Kutlarım Dostum

Hüseyin Uyar

21-04-2025 18:22

Advert

Doğmak, öleceğini de kabul etmek demektir. Hiçbir canlı sonsuza kadar yaşamaz.

Sizce canlılık nasıl tanımlanmalı?

Elbette bunun bilimsel bir tanımı var, tabii ki şimdilik. Gelişen zaman içinde bu tanım nasıl yenilenir bunu bilemeyiz.  

Günümüzde canlılık, basit yapı moleküllerinin veya karmaşık organ sistemlerinin bir araya gelmesi ile biyolojik ve ekolojik olarak sistemde yer alması olarak özetlenebilir. Bu tanımla, bir bitki canlıdır ama bir kaya cansızdır sonucu ortaya çıkar ancak bu tanım ileriki zamanlarda değişebilir ve bir kayanın da organizması keşfedilebilir. Konu hakkındaki tanımlamaları ve çalışmaları bilim insanlarına bırakalım.

Evrensel döngü içinde tanımladığımız ölüm-yaşam serüveni ile bu dünyada var oluyoruz. Bireysel olarak en fazla bir asrına şahitlik edebildiğimiz yeryüzünden göçtüğümüzdeki hakikat nedir, bilmiyoruz.

Bütün bu gerçeklik içinde “Vay canına!” diyebileceğimiz bir canlı ile tanışmamız gerekir. Yeryüzünde yaşama ve asalete dahil ne kadar kelime var ise hak eden muazzam bir canlı.  

İşte bu canlının adı; Taxus Baccate (Porsuk Ağacı)
Dünyanın en yaşlı ağaçlarından biri. Zonguldak ili Alaplı ilçesinde bulunmakta. 2016 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi laboratuvarlarında yapılan inceleme sonucu 4112 yaşında olduğu keşfedilmiş.
Dile bile kolay değil. Tam kırk bir asırdır orada. Üzerinden dört bin yüzden fazla yaz-kış geçmiş bir bünye.  Aynı sayıda bahar görmüş, meyve vermiş. Bunca doğal ve insani tehlikelere karşı canlılığını korumuş bir ağaç.

Bilinen sosyolojinin var olmadığı, bugün dahil olduğumuz inanç sistemlerinin henüz ortaya çıkmadığı ve yeryüzünün insan ile imtihanının daha başlamadığı bir zaman diliminde yeşermiş bir fidan.
En fantastik empati yeteneğimizi kullanalım. Şimdiki aklımızla porsuk ağacımızın ilk yıllarında olduğumuzu düşünelim. Tam olarak tahmin edemediğimiz bir habitat içindeyiz. Muhtemel ki etrafta hiç insan yok. Adı daha verilmemiş denize (Karadeniz) doğru yürüyoruz.

Alaplı ve Zonguldak yerleşkesi henüz kurulmamış. Uygun bir yükselti bulup denize doğru oturmuşuz. Aklımızdan neler geçiyor olurdu?

Tunç çağındayız.

Sümerlerin son dönemleri, Babil İmparatorluğu’nun ilk dönemleri.

Antik Yunan Çağı başlamamış. Filozofların esamesi yok.

Meryem, Hz. İsa’yı henüz doğurmamış.

Hz. Muhammed Hira Mağarası’nda ilk vahyi almamış.

Moğol istilası olmamış.

Dede Korkut Masalları yazılmamış.

Roma İmparatorluğu, Bizans, Helenistik Dönem vs.
… Ve daha sayabileceğimiz binlerce önemli olay olmamış.

Tarihin en hareketli topraklarında yaşamda kalmış bir porsuk ağacının insana düşündürdükleri daha nice şeyler var.

İmparator, kral veya yüce kudrete sahip olduğu düşünülen nice insanlar gelip geçti. Daha niceleri gelip geçecek. Mezarlıklar kendisini vazgeçilmez gören ‘haşmetli’ insanlarla dolu.

Neye yarıyor? Belki de hiçbir şeye yaramıyor.
Günümüz sosyolojisini yönlendirenler, inanç sistemlerini kullanarak savaş çıkaranlar, Yaradan’ın verdiği aklı başkasına kiralayanlar ve daha niceleri… Kadim bir porsuk ağacının yaprağı kadar değer üretemeyip uydurdukları yalanlarla kitleleri kandıran ve o uydurmalara inanan kitleler…

Daha söylenecek çok söz var, ancak yerimiz dar.
Kırk bir asırlık empati yapmak yorucu gelebilir. Gelmesin! Hatta böyle bir canlı bizim topraklarımızda olduğu için mutlu olalım.

Hz. Adem’in cennetten kovularak geldiğine inanılan yeryüzünde, porsuk ağacının gölgesine oturduğumuzda insana dair iyi ve olumlu şeyler de var olduğunu biliyoruz. Doğaya, insana, varoluşa ve yaradılışa saygı duyanlara, bu kadim ağacın gölgesinden bir ‘selam’ göndermek isteriz.
Düşünüyorum da; bütün dünya ülkeleri, kendi toprakları içinde bulunan en yaşlı ağacı tespit etseler. Başkanlar veya hükümdarlar, yemin törenlerini, tespit ettikleri bu en yaşlı ağacın huzurunda yapsalar, ne de güzel olurdu… Çok ütopik değil mi?

Evet dostum!

İçinde dört bin yıllık kadim bilgeliği barındırdığın, o dev gövdene bütün benliğimle sarılmak istiyorum.
‘Dört bin yüz yirminci’ yaşını kutluyorum.

İyi ki doğmuşsun ‘TAXUS BACCATE’…

***

TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE  KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...

Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz

Editör: Dr. Özlem Demir

DİĞER YAZILARI Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında 01-01-1970 03:00 Yeni Çağda Dostluk Paradoksu 01-01-1970 03:00 Bir Ölümlü - İki Ölümsüz Paradoksu 01-01-1970 03:00 İstanbul Senfonisi 01-01-1970 03:00 Okyanusta Yalnız Bir Balina 01-01-1970 03:00 Yeni Dünyanın Titanları 01-01-1970 03:00 Kaos ile Dans Etmek 01-01-1970 03:00 Hallâc-ı Mansûr Sendromu 01-01-1970 03:00 Yeni Bir Tufan Zamanı mı? 01-01-1970 03:00 İşgal..., Ernest Hemingway ve Yusuf Akçura 01-01-1970 03:00 Bir Yazar - Bin Sorumluluk 01-01-1970 03:00 Gölge Edebiyat 01-01-1970 03:00 Neler Oluyor? 01-01-1970 03:00 Yazarına Ağlayan Roman 01-01-1970 03:00 1914 / -Seneye de Kavuşmak Nasip Olsun- 01-01-1970 03:00 Romanda Düet: Bir Kitabın Anatomisi 01-01-1970 03:00 18 Mart / Asırlık Borç 01-01-1970 03:00 Edebiyatta Dualite İhtiyacı 01-01-1970 03:00 Türkçemizi Köklerinden Beslemek 01-01-1970 03:00 Edebî Bir Dahi... Mustafa Kemal Atatürk 01-01-1970 03:00 Gel Bakalım 2024 01-01-1970 03:00 Öfkenin Sessizliğinde Kaza 01-01-1970 03:00 Öldürmeyin Dostlar 01-01-1970 03:00 Tanrıların Dili / Devangari 01-01-1970 03:00 Nardugan'dan Zemheri'ye! 01-01-1970 03:00 İnsanoğlunun Çocukluğuna İnmek 01-01-1970 03:00 Göçük 01-01-1970 03:00 Mahabharata 01-01-1970 03:00