Bir ölümlü iki ölümsüzü besler.
Nasıl?
Sonsuz yaşam ve kalıcı olma dürtüsü, insanın en temel kaygılarından biri olmalı. Öyle ki biyolojik olarak bunu başaramamış olsa da edebiyat ve sanatı kullanarak adını yaşatma çabası içinde olmuştur.
Konuyu daha iyi anlatabilmek için bugüne kadar yazılmış en etkili metinlerden biri olan Gılgamış (Gılgameş) Destanı’ndan destek alalım.
Destan’ın dokuzuncu tabletinde Gılgamış ölen dostu Enkidu’nun (Engidu) arkasından şöyle seslenir:
"Ben ölmeyecek miyim?
Ben de Engidu gibi ölmeyecek miyim?
Gönlümü üzüntü kapladı.
Bana ölüm korkusu geldi.”
Kaderinden ve korkusundan kaçmak isteyen Uruk kralı Gılgamış, ölümsüzlüğü aramaya başlar. Kendinden daha önce ölümsüzlüğü keşfeden Utnapiştim’i bulup sırrını öğrenmek ister. Çok zorlu bir yolculuktan sonra Utnapiştim’i bulur ve güçlükle de olsa sırrını öğrenir. Suyun dibinde dikenli bir ot vardır ve o ölümsüzlük demektir. Gılgamış, kendisi ve halkı için otu çıkartır. Kralı olduğu halkının yanına dönerken yolda uyur ve yılan gelip ölümsüzlük otunu alır. Böylelikle Gılgamış kendisinin ve halkının ölümsüz olma şansını yılana kaptırmış olur.
Mitolojik anlatılardan yola çıkarak fark ediyoruz ki insanoğlu ölümsüzlüğü hep aramıştır. Yöntem olarak çoğunlukla tanrılardan yardım istemiştir ancak bir sonuç alamadığı ortadadır.
O gün tanrılardan yardım almaya çalışan insanoğlu bugün bilim aracılığı ile ölümsüzlük arayışını sürdürmektedir.
Bütün bu arayışına rağmen çok çarpıcı bir hakikatten bahsedelim.
İnsanoğlu on binlerce yıldır devam eden bu arayışını biyolojik olarak keşfedememiş olabilir, ama daha ilk günden itibaren edebiyat aracılığıyla ölümsüzlüğü bulmuştur. Buna yaradılış destanlarını örnek gösterebiliriz.
Şimdi asıl konumuza gelelim. Bir ölümlü iki ölümsüzü nasıl besler?
Mademki insanoğlu edebiyat aracılığıyla evrensel kalıcılığı keşfetmiştir; biz de bahse konu meseleyi bu zeminde anlatmaya çalışalım.
Yazar-metin-okur teslisinde (sanatçı, eser, izleyici olarak da düşünülebilir.):
Yazar ölümlü,
Metin ölümsüz,
Okur ölümsüz.
Yazar, bir insandır ve biyolojik olarak ölümlüdür. Kendisinde var olan yeteneği ölçüsünde ortaya çıkardığı metin ile anılır. Aslında burada yaşantısını, edinimlerini, yeteneklerini ve becerilerini kullanabilme kabiliyetinin kaynağı dahi netleşmemiş ve zamanı gelince ölümü tadacak olan bir nefsten bahsediyoruz.
…Ve insan, yazar karakteri ile sonsuz yaşam döngüsünde kendine verilen “kısacık süreyi” kullanarak evrenselliğe tutunmaya çalışır.
…
Metin, bir yapıttır ve yazarından çıktıktan sonra okyanusa doğru akan bir nehir gibidir. Aslında biyolojik karşılığı olmadığı için ölümsüzdür. Evrenselliğine ve zamanın süzgecine bağlı olarak geniş ya da dar alanda hep yaşar.
Bir ilham perisi ile seçilmiş insanı kullanarak mistik bir yolculukla yeryüzüne çıkar. Bazılarının kaynağı ve yazarı bilinmez ama onlar en heybetli hâli ile yaşamaya devam ederler. Özellikle yaradılış destanlarının bugün bile en heyecanlı hâli ile yaşıyor olması, ölümsüzlüğün kanıtı gibidir. Burada sadece Hint, Ortadoğu ve Ege mitolojik metinlerinden bahsetmiyoruz. Avrupa kökenli, Amerika kıtasının özgün destanları ve diğer bütün destanlar dünya var oldukça yaşayacak olmaları sebebiyle ölümsüzlüğün kanıtı olan metinlerdir.
Sadece destanlar mı?
Elbette hayır. Kutsal metinleri de başköşeye koymalıyız. Ayrıca yakın çağdaki romanlar, öyküler, şiirler, tiyatro eserleri ve daha nice metinler…
Günümüzde teknolojinin bütün gelişimine ve yapay zekanın da dahil olmasına rağmen insan duygularının evrenselliği ile zenginleşen metinlerin üretilmeye devam etmesi de bahsi geçen konumuza örnek olarak verilebilir.
Anlaşılan o ki zaman ve evrensellik gibi basit bir gerçekliğin süzgecinden geçen bütün metinler, Gılgamış’ın kaptırdığı ölümsüzlük otuna sahip olmuş demektir.
…
Okur, süregelen yaşam devamlılığı içinde sonsuz bayrak değişimini keşfederek daima var olmaya devam eden diğer ölümsüzdür. Sözlü ve yazılı edebiyatın ilk anından beri metinlerle beslenmeyi bilmiş ve kıymet verdiği metne ölümsüzlük payesini kazandırmış çok ve kalabalık bir olgunun adıdır.
Metinlerden sınırsız beslenme yeteneğine sahip olması ile birlikte her karakterde ayrı anlam üretme yeteneğine sahiptir. Hatta aynı karakter içinde çevre şartlarına ve duygu değişimine göre farklı anlam üretebilme yeteneğine sahip olan okur, sonsuz tüketim dürtüsü ile beslenebilmektedir.
...
Şimdi bu bir ölümlünün iki ölümsüzü beslediği alandaki akışkanlığı daha da geliştirmek imkanı vardır. Yazar-metin-okur yörüngesini aynı metin üzerinden okurun da yazara dönüşme refleksiyle sınırsız bir döngüye çevirerek rezonans alanı oluşturulabilir. Bir ucunda yazarın diğer ucunda okurun anlam ürettiği korelasyon sayesinde ortaya çıkan edebi metinler, dualitenin edebiyatta kullanılmasıyla sınırsız döngüye sahip olur.
Bir gerçek var ki gelişme devinimi hızlanan dünyada artık klasik, modern çağdan sonra gelen postmodern dönemin de sonu gelmiş olabilir. Çünkü uygarlık tarihi daha önce tecrübe edilmemiş bir hız kazanmıştır. Edebiyat da bu hızdan nasibini almaktadır.
Öte yandan okur bütünlüğünden oluşan sosyolojinin de değiştiği görülmektedir. Temelde, hayata yön veren okur algısı ve okurun anlam üretme yeteneği artık değişmeye başlamıştır. Bilgiye çok hızlı ulaşma ve tüketme eğilimi, yeni araçları ve yeni yöntemleri ortaya çıkarmıştır.
Günümüzde dijital çağ ile birlikte gelişen yapay zekanın edebiyata da sirayet ettiğine şahit oluyoruz. Gelişen dönem her ne kadar yaşamsal kolaylıklar sağlasa da insanoğlu kendini her daim üstün sayabileceği bir silaha sahip olduğunu düşünmektedir.
Bu üstünlük silahı da varoluşta kendine bahşedilen duygu üretebilme yeteneğidir.
***
