Suyun Dışında Kalan Ruhlar

Musa Aşkın

09-01-2026 15:47

Advert

İnsan çoğu zaman içinde yaşadığı şeyi fark etmez çünkü hayat, fark edilmeden akıp gidecek kadar alışıldık bir hâl alır. Tıpkı suyun içinde yüzen ama suyun ne olduğunu bilmeyen balık gibi insan da hayatın tam ortasındadır ve yine de onu görmez. Günler birbirine karışır, alışkanlıklar düşünmenin yerini alır ve sorgulamak ertelenir. Hayat mecbur bırakmadıkça insan durup bakmaz.

Bu körlük yalnızca bireyin kendi varlığıyla sınırlı değildir, ilişkilerde de kendini gösterir. İnsan ilişkilerinde en sık rastlanan duygulardan biri anlaşılmama hissidir.

Özellikle kadın, aslında bütünlüğü olan ve kendi içinde tamamlanmış bir varlıktır. Karşısına çıkan kişiyle özdeşleştiğinde onu tamamlayanla var olur ama bu var oluş bir kaybolma değil bir uyum hâlidir. Ne var ki sudan çıkmış bir algıyla yaşamak, hayatı hiç deneyimlememiş gibi davranmak ve yaşanmışlıkları birer tecrübe olarak değil birer kalkan olarak taşımak hem kendine hem karşısındakine acı verir.

Hayat, insana yaşadıklarını yük olsun diye değil, derinlik katsın diye verir. Ama bazıları bu yükleri zırha dönüştürür. Kalbi koruduğunu sanırken onu katılaştırır. İşte tam bu noktada ilişkiler, hayatın akıntısında savrulan iki yabancıya dönüşür.

Ben bir karşı cins olarak, bu sertliğin ve saldırganlığın hâkim olduğu bir varoluştan uzak durmayı seçiyorum. Çünkü kadına yakışan şey dinginliktir. Hakaretvari bir dile tutunan, öfkeyi kimlik hâline getiren her kadın zamanla yalnız kalır.

Bu yalnızlık yalnızca bugünü etkilemez. Taşınan öfke, merhametsizlik ve sertlik, yarına da iz bırakır. İnsan bazen kendi geçmişini normalleştirmek için "Annem de sinirliydi" der ama bu cümle bir açıklama değil bir zincirdir. Aktarılan her sertlik, ruhsal bir kalıntı olarak nesilden nesile geçer. Hayat görülmediğinde, sorgulanmadığında ve dönüştürülmediğinde böyle tekrar eder.

Peki bu sorun nasıl çözülecek? Çözüm dinginliktedir. Affedici bir yön geliştirmekte, merhameti yalnızca bir kavram olarak değil bir hâl olarak taşımakta. Merhamet, zayıflık değil bilgeliktir. Bir hayvana gösterilen saf merhamet gibi karşılıksız ve hesapsızdır. Bu duygu insanın yanında taşıdığı bir yük değil onu hafifleten bir özelliktir.

Merhameti olmayan kadınlar, merhameti olmayan erkekler tarafından sevilir. Bu sevgi gerçek bir bağ değildir, eksiklikten doğar. Ne sevmeyi bilirler ne de sevilmeyi. Çünkü sevgi ancak suyun farkına varıldığında anlam kazanır. İnsan hem hayata hem kendine hem de karşısındakine bakabildiğinde gerçek bir ilişki kurabilir. Hayat insana defalarca "gör!" der. Mesele o an geldiğinde bakmayı seçip seçmemektir.

***


Editör: Nüzhet Ünlüer

DİĞER YAZILARI İnsanın Görünmeyen Mirası 01-01-1970 03:00 Eğer 01-01-1970 03:00 Hisler mi Köreldi 01-01-1970 03:00 Kadın Işığı 01-01-1970 03:00 Suyun Hafızası 01-01-1970 03:00 İnsan İyileşmek İsterse 01-01-1970 03:00 Usulca Sessizlik 01-01-1970 03:00 Biraz Yetmeye Çalış 01-01-1970 03:00 Kışa Meydan Okuyan Bir Umut 01-01-1970 03:00 Eşsiz Olmak  01-01-1970 03:00 İçimden Geldiği Gibi 01-01-1970 03:00 Toprağa Dönen Hikâye 01-01-1970 03:00 Gerçek Derinlik İçimizde 01-01-1970 03:00 Sudan’ın Sessiz Çığlığı 01-01-1970 03:00 Akıntıya Karşı Diller 01-01-1970 03:00 Yaşasın Cumhuriyet 01-01-1970 03:00 Sevmenin Unutulan Dili 01-01-1970 03:00 Özgürlüğün Gülümseyişi 01-01-1970 03:00 Gökyüzüyle Yeryüzü Arasında Varlığın Sessizliği 01-01-1970 03:00 Comor Adası’nın Zarafeti 01-01-1970 03:00 Komor Adaları’nda Zaman Yavaşlar 01-01-1970 03:00 Kalbin Hevesiyle Yola Gidilmez 01-01-1970 03:00 Tahtların Değil Kalplerin Buluşması 01-01-1970 03:00 Tekilliğin Kıyısında 01-01-1970 03:00 Bir Yüz Bir Kıta 01-01-1970 03:00 Sanat ve İnsan 01-01-1970 03:00 Güneşi Fark Et 01-01-1970 03:00 Karacadağ’ın Eteklerinde Biri 01-01-1970 03:00