Medeniyet
İnsanın kendi sınırlarını bilmesi, başkalarının sınırlarını tanıması, medeniyete ait bir davranış biçimidir. “Hak” ve “adalet” kavramlarının merkezileştirilmesi önemli bir medeniyet göstergesidir. Medeniyet yüksek ve görkemli binalar demek değildir; insanın insana, insanın çevreye, insanın eşya ve varlığa, insanın hayata saygısı, verdiği değer ve yüklediği anlamdır. Edebi oluşturan kurala ve yasaya saygıdır. Hat ve sınır duygusudur. Davranış tarzıdır.
Bütün bu davranış sistemleri bir bütünlük ve organizasyon içinde ortaya çıkmadan, adap oluşmadan medeniyet de oluşmaz. Şu hâlde bir söz sanatı olarak edebiyat ortaya çıkmadan önce, insanların bir araya gelme ve bir arada yaşayabilmelerinin imkânı olarak hukuk ve ahlâk anlamında edebe gereksinim vardır. Buna göre edep başkası ile birlikte yaşayabilme, başkası ile bir arada olabilme duygusudur. Öyle ki edeb; ruhtan, benlikten çıkar ve varlıkla ilişkide somutlaşır. Bu; eğitilmiş, terbiye edilmiş duyguları gerektirir. Edebiyat bizde başkalarına karşı ilgi ve farkındalık, başkalarının varoluşsal durumlarına karşı empati oluşturur.
Medeniyet kendisiyle, insanla, toplumla, toplumsal kurumlarla, sosyal ve fiziksel çevre ile ilişki içinde olduğunu fark edebilmektir.
Medeniyet öncelikle nesne değil; anlamdır, ruhtur. Bu yüzden edebiyat bu anlamın ve değerin oluşmasına aktif katkı sunabilecek bir değerdir. Zira onun anlattığı, söylediği, yoğurduğu ve üzerinde çalıştığı konu, insanın anlam dünyasıdır. O, bu anlam ve değer alanında iş görür, bu anlam ve değer alanını oluşturur. Bu noktada edebiyat, salt yazı yazma biçimi olmaktan çıkarak hayata karışır, yaşama biçimine dönüşür. Edebiyatın damarlarının güçlü bir şekilde hayatın ve medeniyetin canlı dokusuna bağlı olduğu görülebilir.
Edebiyatın bir yüzü hayat bir yüzü yazıdır. Yaşamak ve yazmak iç içedir. İnsanın duygusal, zihinsel ve ruhsal yaşamı edebiyat eserlerinde ifade bulur; hayat kendisine ilişkin bu üst bilinç ve bakışla zenginleşir. Bir medeniyet, edebiyatın gözü ve dili değmeden kendi farkına varamaz, kendisi hakkında bilinç elde edemez, kendini inceltip rafine hâle getiremez. Bir toplum, bir kültür ancak edebiyatın dilinde üst bir kültür hâline gelir, medeniyet yolunda gelişme ve ilerleme imkânı bulur.
Yazmak bir bakış ve üst bilinç oluşturmaktır. Yazmak bir bakışın ve görüşün ifadesidir. Yazı kültürü olan toplumlar, deneyimlerini biriktirebilen; hayata ilişkin farkındalık oluşturabilen; geleneği, alışkanlıkları ve refleksleri olan toplumlardır. Referans noktaları, ruhu ve karakteri olan toplumlardır. Şiir ve edebiyat, bu tür toplumların ürünüdür.
Bir toplumun nabzı, kendi yazarlarının eserlerinde atar. Yazarı olmayan toplumlar, suskun ve kendi anlamını üretemeyen toplumlardır. Bir toplumdan yazar ve eserlerini çıkarırsak o toplumun kendine yönelik dili ve farkındalığı ortadan kalkar. Toplumlar, kendi bilinçlerine kendi edebiyat eserlerinde varırlar.
Edebiyat insanın varoluş deneyimlerinin en yoğun şekilde ortaya çıktığı alandır. İnsan bir kez de orada kendine bakma, kendisiyle karşılaşma, kendisini anlama, kendi hat ve sınırını görme imkânı bulur. Bu anlamda edebiyat bir yazı biçimi olmaktan çıkarak bir yaşama ve varlıkla ilişki kurma biçimine dönüşür:
“Kendimle ilişkim, çevremle ilişkim, nesne ve eşya ile ilişkim… Bütün bunlarla birlikte, Tanrı ile ilişkim.”
Edebiyat, medeniyeti oluşturan davranış biçimlerini anlatan ve bu davranışların anlamına ilişkin farkındalık oluşturan bir üretim biçimidir.
İnsan medeniyete ilişkin davranış biçimlerini edebiyatla estetik bir dilde ürettiği gibi onları başkalarına da aktarır; bu medeniyetteki canlılığın ve gelişimin, yeniden üretimin ortaya çıkması için gereklidir.
Bu nedenle medeniyetle edebiyat arasında tek yönlü, tek biçimli ve tek anlamlı değil; karşılıklı, olan ve oluşturan bir ilişki vardır. Edebiyat, bir medeniyet ruhu içinden türer ve yine bu ruha geri döner.
Anlam ve değer sözde, söz de yazıda birikir. İnsan ruhu kendisini söz ve yazıda muhafaza eder. Bu nedenle edebiyatta öncelikle “anlam” vardır, “nizam” vardır. Medeniyet ise bu ruhu bu anlamı ve değeri üretmek, hâkim kılmak ve koruyabilmektir. Bu ruh da insan-insan, insan-doğa, insan-çevre ilişkilerinde ortaya çıkar.
Medeniyet bir yaşama tarzıdır, bilinç durumudur, zihniyettir. Bu bilinç durumunun ortaya çıkmasında edebiyatın ve diğer sanatların önemli bir yeri vardır.
Devam edecek.
***



