GURUR
Gurur; kişinin, manevi açıdan değersiz sayılan şeylere aldanıp onlarla avunması anlamında ahlâk terimidir.
Kelime anlamı:
Kendini beğenme, büyüklenme, benlik, kibir.
Övünme.
Kurum, çalım.
Sözlükte “aldatma, kandırma; aldanma, kapılma; gaflet, bilgisizlik” anlamlarına gelen gururun “bâtıl şey” manasındaki “gār” kelimesinin çoğulu olduğu da ileri sürülmüştür. Ancak yaygın görüşe göre gurur tekil bir kelimedir ve “insanın, mânevî ve ahlâkî açıdan değersiz sayılan süflî (değersiz) şeylerin cazibesine kapılarak onlarla avunması” demektir.
Aslında insanın; kendisine olan saygısı, bazı hadiseler için belirlediği sınır, kişiyi "insan" yapan duygulardan birisidir. Ancak prensiplerden “erdem” içerenleri kapsamaz.
Halk arasında, "kendini beğenmek" durumunda da gururdan bahsedilmesi alışılagelmiştir.
Çoğu zaman gurur, onur ile karıştırılan bir olgudur ancak saygı ile alakası yoktur. Diğer insanların ne hissettiğiyle ilgilidir. Dışa yansıması “benlik/ego” şeklinde olursa zayıflık ve öfke içerir, bu da kişiye zarar verir.
Kur’ân-ı Kerîm’de gurur ve bu kökten gelen diğer kelimeler yirmi yedi âyette geçmektedir. Bu âyetlerin çoğunda gururun “dünyaya kapılma, aldanma” mânası ağır basar. Kur’an öğretisine göre, geçiciliği ve aldatıcılığı unutularak bir değeri varmış gibi kendisine bağlanılan dünya insanların dinleri ve uhrevî hayatları için büyük bir tehlikedir.
Bir âyette, güçlü bir dinî ve ahlâkî şuurun en önemli ögeleri olan Allah’a saygı, uhrevî sorumluluk kaygısı ve Allah’ın vaadinin hak olduğuna inanmanın gerekliliği vurgulandıktan sonra insanlar şu şekilde uyarılır: “Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve sakın aldatıcı (garûr “şeytan”), Allah’ın affına güvendirerek sizi kandırmasın!” (Lokmân 31/33).
İslâm düşünce ve ahlâk tarihinde gurur, ayrıntılı bir şekilde ilk defa Hâris el-Muhâsibî’nin tasavvufî ahlâkın en eski kaynaklarından olan er-Riʿâye li-ḥuḳūḳıllâh adlı eserinde ele alınmıştır. Bu eserin gururla aynı anlamı taşıyan “Gırre” başlıklı bölümü, Gazzâlî’nin İḥyâʾ adlı eserindeki “Zemmü’l-gurûr” bölümüne hem şekil hem muhteva bakımından örnek teşkil etmiştir.
Gazzâlî, eserinin kırk temel konusundan biri olarak incelediği gururu bir tür bilgisizlik saymıştır. Buna göre bozuk ve yanlış bir görüşe dayanarak kendisinin iyi yolda olduğunu savunan kişi gurura kapılmıştır. Esasen insanlar farklı derecelerde yanlışlık yaptıkları halde kendilerini doğru yolda görürler, böylece gaflet içinde aldatıcı bir güven hissi duyarlar.
Gazzâlî’nin “Gurura kapılmış zümreler” başlığı altında ortaya koyduğu, ilim adamları, ibadet ehli, tasavvuf ehli ve servet sahiplerinden oluşan zümrelerle ilgili isabetli tahlilleri, İslâm düşünce tarihinde yüksek değerde bir ahlâk ve dindarlık eleştirisidir.
Türkçe’de gurur kelimesi; “kendini beğenme, böbürlenme, kibir” mânasında kullanılmakta, bu tür duygular taşıyan kimseye de mağrûr denilmektedir.
Gurur; toplum içinde kişinin dışlanmasına, yalnızlaşmasına, itibarsızlaşmasına hatta aşağılanmasına dahi yol açabilir.
Bu durumun en etkin tedavi şekli, kişinin şahsiyeti ile ilgili değerler içerisinde kalmak koşulu ile “mütevazi” olmayı başarabilmektir.



