“İmam Hatibe başladığım günden bugüne “hoca” diyorlar bana. Aradan geçen 50 yılda din adına bir şey öğrenmişsem o da ibadet yapmanın böyle bir şey olmadığıdır.
Her işin bir usulü, adabı, yolu yordamı vardır.
Kemali edeple hatırlatmak isterim ki, cami adabı bu değildir. Bu, çocuğa camiyi sevdirme metodu da olamaz. Böyle bir kayıtsızlığa düğün salonunda, hatta eğlence mekânlarında bile izin verilmez.
Kilise gördüm, Sinagog gördüm Budist tapınağı gördüm. Böyle bir kuralsızlığa kimse kayıtsız kalamaz, kalmamalıdır.
Bir ilahiyatçı olarak derim ki, lütfen dönünüz bu yoldan, bu cadde çıkmaz sokak. Vebali vardır ve bu vebal çok büyüktür! Çocuklar camiye elbette gelmelidir ama ibadet sırasında oynayıp eğlenmeye, imamın sesini bile duyulmaz hale getirmeye değil. “Rahatsız oluyorsanız gelmeyiniz” mi diyorsunuz?
Sırf bu yüzden teravihlere gelmeyenlerin sayısını tahmin bile edemezsiniz. Sabrettim, çok direndim bu konuda yazmamak için ancak sonunda gecenin şu saatinde bu kadarını yazmadan da edemedim. Saygılarımla arz ederim. Hayırlı Ramazanlar.”
Doç.Dr. İlhami AYRANCI
Amasya Üniversitesi
İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi
Yukarıdaki paylaşılan yazıda Amasya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. İlhami Ayrancı Bey’in “Cami Adâbı” hakkındaki düşüncelerini okuduk.
Bu konuyu yıllardır naçizane olarak cami görevlilerine defalarca anlatmaya çalıştık ama bir türlü anlatamadık veya anlaşılamadık.
Sözde çocuklarımızın camiyi sevmelerini sağlamak. Bir başka deyişle bu yönde onları eğitebilmek.
Ancak eğitim, özel uzmanlık gerektiren çok önemli bir konudur. Hele hele sözkonusu çocuklar olunca bu konu çok daha önemli hale gelmektedir. Özellikle çocuklarımızın geleceklerini şekillendirmeye çalışan kimselerin eğitim öğretimle ilgili akademik donanıma sahip ehil kişiler olma zorunluluğu vardır. Konuyu bu kapsamda ele aldığımızda camilerimizdeki görevlilerin eğitim öğretim noktasında yeterli donanıma, bilgi birikime sahip olmadıkları bilinen bir gerçektir.
Camiyi sevdirmek adına çocukların camiyi oyun alanı gibi kullanmalarına göz yummak, çocukları eğitmek değil, olsa olsa başımızdan savarak “gidin ne haliniz varsa görün” anlamına geldiği unutulmamalıdır.
Diğer taraftan huşu içinde cemaatle namaz kılmak isteyenlerin dikkatlerinin dağılmasına, namazda olması gereken huzur ve huşunun bozulmasına, dolayısıyla kul hakkına girilmesine sebep olmaktadır. Bu durumda cami yetkilileri ve çocukların ebeveynleri vebal altında kalmaktadırlar.
Özellikle mümeyyiz olmayan çocukların camiye getirilmeleri konusunda sevgili Peygamberimiz (s.a.v) Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde: “Delilerinizi ve sabilerinizi mescide getirmeyin” diye buyurmuşlardır.
Ebeveynler çocuklarını camilere elbette getirebilirler. Ancak, bu çocukların “mümeyyiz” (yaptığının idrakinde olacak yaşta: 5-7 yaş aralığı) ve “mükellef” (mesul) yaşta olmaları gerekmektedir. Ayrıca çocuklar büyüklerin safında değil, büyükler çocuklarıyla beraber çocukların safında namaza durmaları gerekir. Bu şekilde hem namazda saf düzeninin huzur ve huşusu hem de çocukların edeb üzere nerede duracaklarının öğrenilmesi sağlanmış olur.
Çocuklarımıza kazandırmak istediğimiz davranışlar sadece sözlü anlatımla kavratılamaz. Sözlü anlatımlarımızı mutlaka “yaparak-yaşayarak” göstermek zorundayız. İşte bu nedenle çocuklarımızın elinden tutarak istediğimiz davranışı birlikte uygulamaya çalışmalıyız. Bu sayede hem çocuklarımızı eğitmiş hem de kimseyi rahatsız etmemiş oluruz.
Unutulmamalıdır ki, “Armut, dibine düşermiş.” Ya da “At, sahibine göre kişnermiş.”



