Başak, buğday ve benzeri ürünlerin tanelerinin oluştuğu baş kısmının adıdır. Tarlaya ektiğimiz buğday tanelerinin, toprak altında kalmayı hiç sevmiyormuş gibi filizlenip toprağın yüzeyine çıkmaları çok uzun sürmez. Bir anda tarlanın yeşillendiğine şahit olursunuz. Kış mevsimine direnebilmek için gelişimlerini yavaşlatır bu mevsimi dinlenerek geçiriyormuş gibi büyümelerini neredeyse durma noktasına getirirler. Buğday kökleri toprağa öylesine sarılır ki ne yağmur ne kar ne de rüzgâr artık onlara zarar veremez. Ancak baharın gelmesiyle birlikte bir anda âdeta coşmaya, boylanmaya başlarlar.
Boyları otuz kırk santimetreye ulaştığında artık başaklarını da gizleyemezler. Ancak başakların, buğday tanelerini geliştirmeden önce sanki kendilerini koruma içgüdüsüyle en tepe noktada kılçıklar oluşturduklarını görürüz. Daha ilk aşamada kılçıklar, başakları çepeçevre sararak koruma altına alırlar. O kılçıklar sayesinde kuşlar, başaklardaki buğday tanelerine ulaşamazlar ve böylece herhangi bir verim kaybı yaşanmamış olur.
Buğdayın, başak vermeye başlamadan önceki hâline göcek denir. Her rüzgâr estiğinde göcek, denizler misali dalgalanır. Sanırsın ki dokunulmazlığının ve içinde gizlediği hazinenin sevincini ve mutluluğunu yaşıyor. Aslında o, denizin görüntüsünü andıran dalgalarla taşıdığı yükün onur ve gururunu anlatmaya çalışmaktadır. Çünkü o taşıdığı yükün anlam ve önemini en iyi bilendir. Tıpkı bir annenin yavrusuna verdiği anlam ve önemin değerini en iyi bilen olduğu gibi...
İlkbaharın başından sonuna kadar esen rüzgârlarla âdeta dans ederek mutluluğun zirvesini yaşayan buğday dalları yavaş yavaş sararmaya ve kurumaya başlarlar. Nihayet yaz mevsimi geldiğinde hasat vakti de gelmiş demektir. İyice kuruyan ürün biçilerek başaktaki taneler ile yaprak ve gövdeden oluşan kök kısmının birbirinden ayrılma işlemi yapılır.
Makineli tarımın yapılabildiği yerlerde hasat işlemi tarlada yapılır ve biter. Fakat makineli tarımın yapılamadığı yerlerde ise hasat el ile yapılır. El ile biçilen ürünler harman denilen yerlerde toplanarak tanelerin saplardan ayrılma işlemi yine el ile yapılır.
Tüm bu işlemlerin sonunda iki ürün ortaya çıkar: Birincisi; buğday köklerinin ömürleri pahasına besleyip büyütüp olgunlaşmalarına kadar korumaya çalıştıkları hazineleri olan “buğday taneleri”
Elde edilen buğday tanelerinden un, bulgur vb. ürünlerle yüzlerce çeşit besleyici ürünler elde edilerek insanlığın istifadesine sunulur. İnsan ve diğer tüm canlıların hayat döngüsünde olmazsa olmaz bir yer edinir.
Bu, oluşturduğu kılçıklarla kendini korumaya alan başağın başarısı gibi görünür. İşte bu yüzdendir ki bir sonraki seneye başak, haklı bir gururun sevincini yaşarcasına biraz daha başını dik tutmaya çalışır. Rüzgarın oluşturduğu dalgalanmayı onurunun dışa vurumu olarak görür ve sanki dalgalanmanın daha güçlü olmasına çalışıyormuş gibi hareket ettiğini sanırsınız.
İkincisi; doğumundan hasadına kadar geçen süre boyunca korudukları taneleri uğruna ömürlerini adayan “sap kısmı” Hasat sonrası elde edilen sap kısmı öğütülerek saman yapılır. Ancak bu ürünün yani samanın değeri tanelerinin değerinin yanında çöp hükmünde olsa da asıl hazinenin doğumundan hasadına kadar tanelerine ömrünü adadığını unutmamak gerekir.
Bir yanda adanan bir ömür diğer yanda bunun karşılığında insanlığın hatta tüm canlıların yararına üretilen ürün.
İşte tam da bu noktada başağın değeri ortaya çıkıyor. Gerek samanıyla gerekse hazine niteliğindeki taneleriyle canlılar alemine olan katkısıyla gururlanıyor; gelecek baharlarda esecek rüzgârların hayalini kurarak oluşacak dalgalanmanın vereceği sevinci düşünüyor...
Buğdayın, iki ayrı ürün vererek insanlığa ve canlılar alemine yaptığı katkıyı biz insanlar yapabiliyor muyuz acaba?
Yoksa hiçbir ürünü ve meyvesi olmayan mevsimlik otlar gibi mi yaşıyoruz?
Ya da doğduk, büyüdük, yedik-içtik, göçüp gittik mi?
Son cümle:
Bizden geriye ne kalacak?
***



