Dün öğle saatlerinde meydana gelen 6.2 büyüklüğündeki merkez üssü Silivri olan deprem, İstanbul ve çevre illerde geniş bir alanda hissedildi. Bu sarsıntıyı ben, sadece yerin altında değil, kalbimin tam ortasında hissettim. Saniyeler sürdü belki ama o an içimde yılların korkusu büyüdü. Ayaklarımın altındaki zemin değil, güven duygum çöktü. Bir kez daha fark ettim, ne yazık ki biz bu gerçekle yaşamayı öğrenemedik.
Sokaklara dökülen insanlar, panik içinde ağlayan çocuklar, birbirine ulaşmaya çalışan aileler...
Ve hepsinin yüzünde, "Yine mi hazırlıksız yakalandık!" diyen ortak bir çaresizlik vardı.
Evet, maalesef hazırlıksızdık. Çünkü biz bu korkuyu yaşayıp unutmaya, her sarsıntıyı birer “şans” olarak görmeye alıştık. Ama bugün yaşanan ne ilk ne de son olacak. Artık bilmeliyiz ki her geçen gün ve gerekeni yapmadığımız her an, aslında felakete bir adım daha yaklaşıyoruz. Hepimiz biliyoruz ki bu sadece bir uyarıydı. Peki biz bu uyarıya hazır mıyız?
Depremin teknik detaylarını uzmanlardan dinledik. Ama mesele sadece fay hatlarıyla, yer kabuğunun hareketiyle sınırlı değil. Bu ülkede yer, bizden çok daha bilinçli davranıyor; hatırlıyor, uyarıyor, söylüyor. Ama biz, her defasında unutuyoruz. Üzerine bina diktiğimiz acıları, betonla kapattığımız kayıpları, içimize gömdüğümüz korkuları unutuyoruz.
Oysa unutulacak gibi değil. 1999 Gölcük sabahı hâlâ gözlerimizin önünde. 2023 Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun ağır tablosu daha dün gibi. Ve her sarsıntıda zihnimizin bir köşesinde aynı cümle yankılanıyor; "Ya bu sefer o günse?"
Panik anlarında çocuklarını arayan aileler, koşarak merdivenlere yönelen insanlar, sokakta ağlayan yaşlılar ve bu panik anından faydalanmaya çalışan kötü niyetli fırsatçılar. Bu görüntüler bize bir doğa olayından ziyade, toplumsal bir kırılganlığı gösteriyor. Çünkü biliyoruz ki bu ülkede insanlar depreme değil, depreme karşı alınmayan önlemlere yeniliyor.
Riskli binalar hâlâ yerinde. Toplanma alanları çoktan başka amaçlara hizmet eder hâle gelmiş. Afet planları raflarda tozlanıyor, bilinçlendirme çalışmaları ise afişten öteye geçmiyor. Ve ne yazık ki bu ihmallerin bedelini her seferinde halk ödüyor.
Bu yazıyı, bir felaketin ardından kaleme almak istemezdim elbette ama bu bir felaket değil, felakete dönüşebilecek bir uyarıydı. Ve her uyarı gibi dikkate alınmadığında, çok daha büyük acıların habercisi olabilir.
Her defasında televizyonlardan ve sosyal medyadan uyarılar yapılıyor ama yine ben de buradan bir çağrı yapmak istiyorum. Yalnızca yetkililere değil, hepimize:
Deprem değil, ihmal öldürüyor. Betona değil bilime, rant hesabına değil insan hayatına yatırım yapın. Toprağı suçlamayın; o görevini yapıyor. Peki ya biz?
Yarın çok geç olmadan, bugün gerekeni yapalım. Sadece bir gün değil, her gün hatırlamalıyız çünkü canımız, geleceğimiz, çocuklarımızın yarını bu bilinçte gizli.
Bugün yaşadığımız korku, yarının felaketi olmasın. Artık sadece dua etmek yetmez; bilimin, aklın ve planlamanın ışığında harekete geçme zamanı çoktan geldi. Bu ülke, bu insanlar biraz fazla unutulmadı mı?
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz
