"Eylül" kelimesi dilimize Süryaniceden geçmiştir. Süryanice "aylül" üzüm demektir. Şarap konusundaki ustalıkları meşhur olan bu halk için eylül, bağbozumunu işaret eder.
Esasında bir nevi hasat zamanıdır eylül...
İçimize attıklarımızın, ertelediklerimizin, "sonra bakarız"ların ortaya çıkma zamanıdır.
Teker teker panjurların kapandığı, dalga seslerinin daha iyi duyulmaya başlandığı, emeklilerin ağaç altlarında oynadığı tavla seslerinin ara ara serince esen rüzgâra karıştığı sulh dolu zamanlardır eylül...
Benim için ise "Asıl yaz şimdi başlıyor." dediğim fakat içten içe de hüzünlendiğim günlerdir.
Bunaltıcı sıcaklarına rağmen bırakmak istemediğin sevgili gibidir yaz...
Ve birden "Dur bakalım, daha pastırma sıcakları var!" derken buluveririm kendimi.
Muhtemelen ekim ayının sonlarına doğru gelmesi beklenen o sıcaklara bel bağlayıveririm.
İnsanoğlu kendini kandırmak konusunda inanılmaz yaratıcı bir canlı.
Hayatımızda bir şeyler kötüye gittiğinde hemen ona da bir "pastırma sıcağı" bahanesi yaratıp, "Belki düzelir belki değişir." derken bulmuyor muyuz kendimizi?
Mutfakta kahvemi içerken denizden esen soğuk rüzgârla ürperdiğimde bir an durakladım. "Pastırma sıcakları var daha üzülme!" deyiverdim. Oysa bu kendimi aldatmaktan başka bir şey değildi, biliyordum. “Yaz” bitmişti...
Nedense her bitiş içinde hüzün barındırıyor. Yaşadığımız ilişkiler için, hayal kırıklıklarımız için, çabalarken bile imkânsız olduğuna inandığımız bir çok şey için bir "Pastırma yazı" bahanesi bulmakta çok mahiriz ve iyi ki öyleyiz.
Bazı hikâyelerin devamı olmayabilir fakat o geçişi kendimizi kırmadan, üzmeden bir “Son yaz” finaline hazırlayarak yapmamız evla değil mi sizce de?
Yoksa her şey geçiyor, her şey bitiyor neticede.
Bütün mesele kimsenin pastırma sıcağını beklememek. Bırakın başkasının havasını beklemeyi, kendi mevsiminize odaklanın.
Yaz bitti mi?
O vakit alın üstünüze inceden bir hırka, bir kahve yapın ve biraz da gülümseyiverin.
Şayet o söylenen sıcaklar gelecekse de başımızın üstünde yeri var tabii...
Bazı insanlar değişmiyor, bazı ilişkiler sonsuz olmuyor, bazı yazlar uzamıyor hatta bazen o pastırma sıcağı hiç gelmeyebiliyor.
"Olsun, bu yazı da yaşadım." deyip sonbahara sarılmaktır aslolan.
Yağmurun sesini dinlemek için bundan daha güzel bir mevsim olabilir mi ki?
Ne de olsa bulutların yazı uğurlamasıdır eylül yağmurları, iştirak etmek lazımdır.
Şöyle palamutlu, rakılı, bol roka ve yeşil soğanlı bir sofrayla şölene dönüştürülebilir sonbahar.
Bulutlanmanın, kabuğuna çekilmenin, susmanın ve her şeye rağmen çiçeklenmenin zamanıdır eylül…
Ne de olsa yaz sonbaharın koynuna girmiştir. Aşk başlamıştır.
Pastırma yazı mı? O ister gelsin ister gelmesin, bize sadece bu döngünün tanıklığını yapabildiğimiz için şükretmek kalıyor.
Ve nihayetinde umudun adı "pastırma sıcakları" olarak her daim içimizde bir yerlerde saklı kalıveriyor.
***
