Advert

Yaprak Dökümü / Hülya Sümer

Yazan: Hülya Sümer -YAPRAK DÖKÜMÜ

DENEME - 12-02-2026 15:51 350 kez okundu.

Yaprak Dökümü / Hülya Sümer
Advert

YAPRAK DÖKÜMÜ

Yaprak dökümü gibi dallarımız birer birer boşalıyor. Sevdiklerimizi hiç sıra gelmeyecek sandığımız bir hızla sonsuzluğa uğurluyoruz.

Üstelik dallar hâlâ yeşilken. Mevsim gelmemişken. Hayat hâlâ devam ediyormuş gibi yaparken. Hele bir de hazırlıksız yakalandığımızda âdeta sudan çıkmış balığa dönüyoruz. Nefes var ama hava yok. Kalabalık var ama tutunacak bir el yok. Ne yapacağımızı şaşırıyoruz. Çünkü insan, kaybetmekten öte ani kopuşlara yabancı.

Bazen bir cümleyle. Bazen bir haberle.

Bazen de tarifsiz bir sessizlikle ölüm kapıyı çalmıyor. İzin istemiyor. Doğrudan içeri giriyor.

İşte o an dünya küçülüyor; mekân daralıyor, zaman bükülüyor yarım kalanlarla söylenememiş sözlere, ertelenmiş sarılmalara. En çok da “Sonra konuşuruz” diye oyaladığımız kalplere dayanamıyoruz. Dilimiz tutuluyor, kalbimiz isyan ediyor.

Bu bir üzüntüden çok daha fazlası. Bu, içten içe yaralayan bir duygusal yıkım. Çünkü insan, acıya sonradan alışabiliyor belki ama önce hazır olmamaya yeniliyor.

Hayatla aramıza ağır bir perde düşüyor. O perde kapandığında da sadece ışık sönmüyor. İçimize geceden daha koyu bir karanlık çöküyor. Öyle bir karanlık ki ne "Zamanla geçer!" sözü teselli ediyor ne “Güçlü ol!”cümlesi tutunacak dal bırakıyor.
Gidenin ardından kalan o boşluk hep sessiz ve ağır. İnsanın içine çöküp nefesini kısıp geceleri büyüyen yük, cevapsız soruların ağırlığı.

Birlikte susamadıklarımız, son kez bakamadıklarımız, sonra konuşmak için ertelediklerimiz… Zaman, hepsini alıyor ama hiçbirini geri getirmiyor. Hazırlıksız yakalanmak tam da bu. Vedaya değil, yokluğa yakalanmak.

Bize yıllarca hep güçlü olmamız gerektiği söylendi. Ama güçlü olmanın bedelini kimse anlatmadı. "Ağlama! Sabret! Toparlan!" dediler.

Ama kimse nasıl toparlanacağımızı sormadı. Kalbimizle mi? Hatıralarımızla mı?

Yarım kalmış cümlelerimizle mi?

Dayanmak sandığımız da aslında susmak.

İçimize atmak. Görünürde ayakta kalıp içeriden çökmek. Oysa dayanmak, bazı sabahlar yataktan kalkamamak bazı günler kalabalıkta bile kendimizi kimsesiz hissetmek. “İyiyim!” deyip içimizden bambaşka bir hayatın yasını tutmak.

Dayanmak, dizlerimizin bağı çözülmüşken bile
hayata sırtımızı dönmemek.

İyileşmekse, acıyı susturmamak; bilakis acıyla göz göze gelmek. Onu inkâr etmeyi bırakıp
“Canım çok yanıyor!”diyebilmek. Çünkü biz en çok kendimize yalan söylediğimizde
en derin yerimizden kanıyoruz. İyileşmek,
hatırlarken boğulmamak, nefesimizi yarıda bırakmamak. Gülünce suçluluk duymamak.
Yaşadığımız için kendimizi cezalandırmamak.
Gidenlerin ardından güçlü olmak zorunda da değiliz… Ama en azından dürüst olmak zorundayız. Acımıza, kırıldığımız yerlere, hayata devam edebilme cesaretimize. Çünkü bazı iyileşmeler sessiz olur. Kimse görmez kimse alkışlamaz. Ama biz biliriz, o gün kalbimiz biraz daha rahatlamıştır.

Bazı acı kayıplar bizi eksiltmez, paramparça eder sonra da yeniden doğurur. Sevdiklerimizi toprağa versek de onları kalbimizin en derin yerine koyup hayatı ertelemeyi bırakmak zorundayız. Yaşamaktan vazgeçmeden yaşamaya cesaret etmeliyiz. Ancak böyle iyileşebiliriz.

***


Editör: Neşe Kazan

Advert
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
Hüznün Gerçek Yüzü (Küçük Hikâyelerim 2) / Vahap Acar

Hüznün Gerçek Yüzü (Küçük Hikâyelerim 2) / Vahap Acar

15-05-2026 - DENEME

Sevgi ve Güven / Şadan Köse

Sevgi ve Güven / Şadan Köse

14-05-2026 - DENEME