GÖNÜL DİVANI
Yıllar yılı koştuk durduk fâni dünya bağında,
Bir yudum su arar idik aşkın pınar başında.
Kimi mülke taptı kaldı, kimi zühdü eritti;
Biz ise bir kuru dalız hakikat ocağında.
Ömür dediğin üç nefes, bir nefestir gelip geçer;
Kimi zehir zıkkım yudum kimi âb-ı hayat içer.
Gönül yeşermezse eğer dost elinden sunulanla,
Cihan malı senin olsa kuru toprak neye yarar?
Ne makamın gururu kalır ne dünyalık unvanı,
Bir parça kefendir ancak insanoğlunun kârı.
Gönül yıkıp ah alma ki sormasınlar meşakkat,
Yüce divan kurulunca tutmaz olur lisanı.
Yüreğe bir sızı düşer akşamın gurubunda,
Mevlânâ’nın neyi öter Yunus’un kelamında.
Nevâî’nin nakış nakış ördüğü o Türkçeyle
Hakikati arar olduk dostların sarayında.
Sevgi ekmek boynumuza borçtur bizim bu yurtta,
Dost elini tutan canlar kalmaz asla darlıkta.
Bir tatlı söz, güler yüzdür sermayesi dervişin;
Işık olur karanlığa en umutsuz anlıkta.
Gayrı kelam bitti işte şimdi susma zamanıdır.
Topraktan geldik toprağız, canın sahibi candır.
Yunus gibi sevelim ki dillerde adımız kalsın,
Baki kalan bu kubbede hoş bir seda yadigârdır.
***


















