ÂŞIK MAHZUNİ ŞERİF:
BERÇENEK'TEN YÜKSELEN BİR TÜRKÜ
Derler ki;
Anadolu'nun dağları yalnızca taş yetiştirmez. Kimi zaman bir çınar, kimi zaman bir pınar, kimi zaman da sazını omzuna alıp yüzyılları aşacak sözler söyleyen bir ozan yetiştirir. Toprak, bazı çocukları ekmekle, bazılarını umutla büyütür, bazılarını ise kelimelerle yoğurur.
İşte böyle bir vakitte, 1939 yılının sonbaharında, Maraş'ın Afşin ilçesine bağlı Berçenek köyünde bir çocuk dünyaya gelir. Adını Şerif koyarlar. O gün köyün yaşlılarından biri, bebeğin yüzüne uzun uzun bakar ve usulca şöyle der:
"Bu çocuğun gözlerinde dağların sessizliği var. Bir gün konuşursa yalnız kendi köyü değil, bütün Anadolu dinler..."
Kimse bu sözün yıllar sonra gerçekleşeceğini bilemez. Berçenek'in sabahları serin, geceleri yıldızlarla doludur. Rüzgâr bazen dağlardan eski hikâyeler taşır, bazen de bir ağıdı koyun sürülerinin ardından köyün içine bırakır.
Küçük Şerif, daha çocuk yaşlarında toprağın sesini dinlemeyi öğrenir. Çünkü Anadolu'da her taşın, her ağacın ve her insanın anlatacak bir hikâyesi vardır. Köyünde okul yoktur. Yol uzundur. Çocuk yaşta başka köylere giderek okur, medresede Kur'an öğrenir, Arapça ile tanışır. Onu en çok eğiten de ne medresedeki hoca olur ne de kitaplar. Onun en büyük öğretmeni hayattır. Annelerin sessiz duası, babanın nasırlı elleri, yağmur bekleyen bir çiftçinin gökyüzüne çevrilen bakışı… Hepsi küçük Şerif'in yüreğinde birer mısraya dönüşmeye başlar.
Sonra bir gün kader, önüne uzun saplı, ince belli bir dost çıkarır.
Adı bağlamadır. Amcası Âşık Fezali sazın tellerine dokunurken küçük Şerif'in gözleri ışıldar. İlk tuttuğu gün teller parmaklarını acıtır. Fakat bazı yaralar vardır ki insanı incitmez, olgunlaştırır.
O günden sonra saz, onun dili olur. Konuşamadığını saz söyler.
Söyleyemediğini türkü tamamlar.
Yıllar geçer, genç Şerif, askerî okulun yolunu tutar. Belki kader ona başka bir hayat hazırlıyordur. Üniforma giyecek bambaşka bir ömür yaşayacaktır. Ancak onun kaderinde kendine ait bir sazı vardır. Bir gün görünmeyen bir el, hayatının yönünü değiştirir, okulu yarım kalır. Şerif yeniden köyüne döner. Dışarıdan bakılınca bunun bir kayıp olduğu sanılır. Oysa Anadolu'nun yaşlı bilgesi gülümser ve şöyle der:
Bazen insanın önüne kapanan kapılar, gönlüne açılan kapıların habercisidir.
İşte o günlerden sonra Şerif, hayatı yalnızca yaşamakla kalmaz; yaşamın tüm seslerini dinler. Dağlara kulak verir, Irmakları dinler, sessiz kalan insanları, yoksulluğu, yetimi, gurbeti dinler. Dinledikçe sazı konuşmaya başlar.
Artık o sadece Şerif değildir.
İçindeki derin hüznü adına işler ve Mahzuni der kendine. Onun hüznü yalnız kendisine ait değildir. Mazlumların gözyaşı, işçinin alın teri, gurbetçinin hasreti, çocuğun ekmek özlemi…
Hepsi onun yüreğinde aynı acının sesi olur.
1964 yılında ilk plağını çıkarır.
Köy odalarında başlayan ses, şehir meydanlarına ulaşır. Kahvehanelerde insanlar susup onu dinler. Otobüslerde kasetleri döner. Düğünlerde, yaylalarda, uzun yolculuklarda onun sesi eşlik eder insanlara. Çünkü Mahzuni sadece türküyü söylemez. İnsanı anlatır, halkın sesini, vicdanını dile getirir.
Bir gün biri ona:
"Bu kadar acıyı nereden biliyorsun?" diye sorar ve Mahzuni'nin gülümsediği söylenir ve şu cevabı verir gibi bakar:
"Ben anlatmıyorum, Anadolu konuşuyor, ben yalnızca dinliyorum."
İşte bu yüzden türküleri yıllar geçse de eskimez çünkü onların mayasında insan vardır. Hayatı boyunca nice zorluklarla karşılaşır. Sözleri kimi zaman alkışlanır, kimi zaman mahkeme salonlarına taşınır.
Ama o sazını hiç susturmaz. Bilir ki sustuğu gün, yalnız kendisi değil, halkın sesi de eksilecektir.
Ardında yüzlerce plak, onlarca kaset, sayısız şiir ve kitap bırakır.
*Dom Dom Kurşunu
*Yuh Yuh
*Merdo
*Han Sarhoş Hancı
*Sarhoş
*Nem Kaldı
*Barışa Çağrı
Ve daha nice türküleri Anadolu'nun rüzgârlarından dinleyip halkın hafızasına dönüştürmüştür.
Yıllar sonra, 17 Mayıs 2002'de büyük ozan bu dünyadan göç eder.
Derler ki o gün Berçenek'in rüzgârı daha bir hüzünlü esmiştir.
Fakat ozanlar gerçekten gider mi? Bir bağlamanın teline dokunulduğunda, bir çocuk ilk türküsünü söylediğinde, bir mazlum hakkını aradığında, bir insan barıştan söz ettiğinde;
Mahzuni'nin sesi yeniden duyulur. Evet insanlar ömürlerini tamamlar ama gönüllerde yer bulan sözleri zaman unutturabilir mi?
Anadolu insanı kendisine gönlünü veren evlatlarını hiçbir zaman unutmaz. Mahzuni Şerif de işte o unutulmayanlardan biridir. Çünkü o, sazını toprağa değil, insanlığın ortak hafızasına emanet eden büyük bir halk ozanıdır.
***


















