92b;">HERMANN HESSE
(2.07.1877 -9.08.1962)
Küsnacht - Zürih
Kasım 1922
Sevgili Bay Hesse,
Son mektubunuzu ve Siddhartha’ya dair paylaştığınız son notları büyük bir dikkatle okudum. Zihninizin ve kalbinizin içinden geçmekte olduğu bu fırtınalı geçit, bana sadece bir yazarın sancılarını değil; çağımızın arayış içindeki insanının trajedisini de anlatıyor.
Eserinizdeki o son dönüşümü gözlemlemek benim için son derece ufuk açıcı oldu. Siz, zihninizin karanlık koridorlarına inmekten, yani kendi gölgenizle yüzleşmekten korkmadınız. Birçok insan ruhunun alt katmanlarında saklanan o ilkel, kabul edilmez arzuları ve korkuları bastırmayı seçerken siz onları kelimelerin ışığına çıkardınız. Siddhartha’nın ırmağın kenarında durup suyun sesinde tüm tezatların birliğini dinlediği o an, aslında bireyleşme sürecinin bitişi değil, hakiki başlangıcıdır.
Unutmayın ki dostum, insan kendi içindeki zıtlıkları bütünleştirmeden huzura eremez. Gece olmadan gündüzün, karanlık olmadan ışığın anlam kazanamayacağı gibi; kendinizden kaçtığınız her an, kendinize çarpacağınız o amansız duvarı inşa edersiniz. Sizin münzevi yaşamınız bir kaçış değil, kolektif bilincin histerisinden kendi öz kaynağınıza yapılan zorunlu bir seyahattir.
Siz kendinizi sadece bir masal anlatıcısı sanıyorsunuz ama hayır; siz insan ruhunun topografyasını çıkaran bir kaşifsiniz. Ruhunuzun derinliklerindeki o simyevi dönüşüm sancıları devam ettikçe, mürekkebiniz kurumayacaktır.
Arada sırada Montagnola’daki bahçenizden çıkıp zihninizi toprakla dinlendirmenizi öneririm. Doğa, bilincin katı kalıplarını yumuşatan en büyük şifacıdır.
Zürih’e yolunuz düştüğünde göl kenarında bir yürüyüş yapmak ve penceremin kenarında pipolarımızı tüttürürken Doğu bilgeliği ve arketipler üzerine konuşmak bana büyük mutluluk verecektir.
Dostluk ve derin saygılarımla,
Dr. Carl Gustav Jung
CEVABEN
Montagnola – Ticina
Aralık 1922
Sevgili Doktor Jung,
Mektubunuz, Montagnola’da günlerdir süren sisli ve soğuk bir sessizliğin ortasında elime ulaştı. Satırlarınızdaki o berrak ve sarsılmaz dostluk için size içtenlikle teşekkür ederim.
Haklısınız; Siddhartha benim için sadece bir hikâye değil, kendi içimdeki parçalanmışlığı teke indirme gayretiydi. Fakat ne yazık ki kitabın sonundaki o huzurlu ırmak kıyısı henüz benim yaşamımın kıyısı olabilmiş değil. Siddhartha, ırmakta tezatların birliğini buldu ve sustu; bense hâlâ kendi içimdeki o bitmeyen fırtınayla, kendi çelişkilerimle boğuşuyorum.
Sizin "bireyleşme" dediğiniz o çetin patikada yürümek bazen insanı öyle bir yalnızlığa sürüklüyor ki bunun bir şifa mı yoksa bir lanet mi olduğunu ayırt etmekte zorlanıyorum. Evet, Gölge’mle yüzleştim; ama onunla her gün aynı masada yemek yemek, aynı odada uyumak zorunda olmak insanı bitkin düşürüyor. Bir yanım sizin tezlerinize sarılıp zihnimin o karmaşık haritasını anlamlandırmak istiyor diğer yanım ise bu karanlığın tamamen aydınlanmasından korkuyor. Biliyorsunuz ya Doktor, bir yazar ancak kendi yaralarından beslenir. Eğer o yaraları tamamen iyileştirirseniz geriye yazacak ne kalır?
Tavsiyenize uyup zamanımın çoğunu bahçede geçiriyorum. Toprağı kazmak, dökülen yaprakları yakmak ve çıkan dumanın göğe yükselişini izlemek, bana psikanaliz kitaplarından çok daha yakın bir teselli veriyor. Doğa, insan zihni gibi yargılamıyor; sadece "var olmasına" izin veriyor.
Zürih’e gelme fikri bana hem cazip hem de ürkütücü geliyor. Şehrin gürültüsü ve insanların o kalabalık histerisi ruhumu sıkıştırıyor. Yine de bir gün, göl kenarında o yürüyüşü yapmak ve sizinle pipo tüttürürken içimdeki Doğu ile Batı’nın çatışmasını konuşmak isterim.
Beni anladığınız ve yalnızlığıma hürmet ettiğiniz için tekrar teşekkürler.
Dostlukla,
Hermann Hesse
HAYATI
1877 yılının sıcak bir temmuz gününde, Kara Ormanlar’ın kuytusuna sığınmış küçük bir Alman kasabasında dünyaya gözlerini açtı. Hristiyan mistisizmiyle Doğu felsefesinin iç içe geçtiği, İncil pasajları ile Hint metinlerinin aynı masada okunduğu bir evde büyüdü. Ailesi, onun da kendileri gibi bir din adamı olmasını arzuluyordu fakat daha gencecik bir çocukken ruhuna sığmayan o asi damar kendini belli etti. Manastır okulunun katı disiplinine dayanamayarak kaçtı. Ruhu hiçbir kalıba, hiçbir kuruma tıkılamayacak kadar özgürdü; bu yüzden gençlik yılları tamircilikten sahaflığa, bunalımlı çıraklıktan intihar teşebbüslerine uzanan fırtınalı bir arayışla geçti.
Sahaflık yaptığı yıllarda sahrada bulduğu hazineler gibi kitaplara sığındı ve kendi kelimelerini inşa etmeye başladı. İlk gençlik yazılarıyla edebiyat dünyasının dikkatini çekip entelektüel çevrelerce tanınmaya başladığında, aslında herkesin hayal ettiği o sakin ve saygın hayata adım atmıştı. Ancak Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle tüm dengeleri altüst oldu.
Savaşın körüklediği şovenist milliyetçiliğe ve kitlesel cinnet haline şiddetle karşı çıktı. Kalemiyle barışı, bireyin vicdanını ve insanlığın ortak ruhunu savundu. Bu tutumu nedeniyle kendi ülkesinde hızla "vatan haini" ilan edildi, dışlandı ve ağır saldırılara uğradı. Aynı dönemde babasının ölümü, eşinin ağır bir zihinsel rahatsızlığa yakalanması ve oğlunun amansız hastalığı üst üste geldi. İç dünyası tamamen yıkılan yazar, derin bir depresyonun eşiğinde İsviçre’ye sığındı. Burada psikanalizin kurucularından Carl Gustav Jung ile tanışması, hayatının en büyük dönüm noktalarından biri oldu. Kendi bilinçdışına, karanlık yönlerine ve bastırılmış arzularına yaptığı bu içsel yolculuk, onun sanatsal çizgisini kökten değiştirdi.
Hayatının geri kalanını, İsviçre’nin güneyindeki Montagnola adında küçük bir köyde, gözlerden uzak bir münzevi olarak geçirdi. Zamanını bahçesinde toprakla uğraşarak, suluboya tablolar yaparak, dökülen yaprakları yakıp dumanını izleyerek ve insan ruhunun Doğu ile Batı arasındaki o büyük arayışını kâğıda dökerek tamamladı.
1946 yılında edebiyat dünyasının en prestijli ödülüyle onurlandırılan yazar, şöhretten ve kalabalıklardan daima uzak durdu. 1962 yılında, sessizliğe çekildiği o küçük köyde, arkasında insanın kendi özünü bulma mücadelesini anlatan zamansız bir külliyat bırakarak hayata gözlerini yumdu.
ARDINDAN
Hermann Hesse’nin 9 Ağustos 1962’de Montagnola’daki evinde beyin kanaması sonucu uykusunda vefat etmesi, edebiyat dünyasında derin bir yankı uyandırdı. Hesse, özellikle II. Dünya Savaşı sonrasında Doğu ve Batı dünyası arasında bir "ruh köprüsü" ve genç kuşaklar için bir vicdan simgesi olarak görüldüğünden, ölümü sıradan bir yazarın kaybı değil, çağına tanıklık etmiş büyük bir bilgenin (guru) veda etmesi şeklinde yorumlandı.
Thomas Mann ve Çevresi: "20. Yüzyılın En Saf Hümanisti"
Hesse’nin yakın dostu ve dönemin bir diğer edebiyat devi Thomas Mann (Hesse'den birkaç yıl önce vefat etmişti), hayattayken Hesse için sık sık "Alman edebiyatının en saf, en içten hümanisti" ifadesini kullanmıştı. Hesse’nin ölümü üzerine Mann ailesi ve yakın entelektüel çevresi, onun sadece bir romancı değil; çağın kitle histerisine, milliyetçiliğe ve teknolojik yabancılaşmaya karşı duran tekil bir vicdan olduğunu vurguladılar.
Alman Basını ve Aydınları: "Büyük Günahkârdan Ulusal Gurura"
Hesse, I. ve II. Dünya Savaşları sırasında savaşa karşı durduğu ve pasifist tutumunu koruduğu için Alman basını ve milliyetçi çevrelerince uzun yıllar "vatan haini" ilan edilmişti. Ancak 1962’deki ölümünün ardından Alman basını ve edebiyat eleştirmenleri tam bir günah çıkarma yarışına girdi:
Die Zeit ve Der Spiegel: Hesse’yi "Sessizliğin ve Özgürlüğün Şairi" olarak tanımladı. Onun bir zamanlar dışlanmış olmasının, Alman toplumunun kendi sığlığıyla ilgili olduğu; Hesse’nin ise her zaman haklı çıktığı yazıldı.
Eleştirmenler, onun Almancayı taptaze, duru ve şiirsel tutmayı başaran son büyük üstatlardan biri olduğunu belirttiler.
Amerikan "Beat Kuşağı" ve Gençlik Hareketleri :1960’ların başında Hesse’nin eserleri (özellikle Bozkırkurdu ve Siddhartha) ABD’de muazzam bir popülarite kazanmaya başlamıştı. Ölüm haberi, hippi hareketi ve "Beat Kuşağı" (Beat Generation) yazarları arasında adeta manevi bir liderin kaybı gibi karşılandı:
Timothy Leary ve Allen Ginsberg gibi dönemin aykırı isimleri ve entelektüelleri, Hesse’yi "Batı’nın yetiştirdiği ilk Doğu bilgesi" olarak andılar.
Gençlik için Hesse; kurumları, sistemleri ve hazır dogmaları reddedip "kendi özünü arayan" her bireyin doğal rehberiydi. Ölümü, bu arayışın romantik bir efsaneye dönüşmesine yol açtı.
Biyografiler ve Psikanaliz Çevreleri:
Jungcu psikoloji çevreleri, Hesse’nin ölümünün ardından yayınladıkları anma yazılarında onun "edebiyatı bir terapi ve ruhsal dönüşüm aracına dönüştüren nadir dehalardan" biri olduğunu savundular. Onun eserlerinin, psikanaliz masasında konuşulan derin korkuları ve "Gölge" kavramını kitlelere sevdiren en büyük güç olduğu ifade edildi.
Özetle Edebiyat Dünyasının Ortak Paydası
Hesse’nin ardından söylenenlerin özü şu cümlede toplanıyordu: "O, kalabalıkların gürültüsüne katılmayı reddeden, bunun yerine kendi içindeki derin kuyuya inip oradan tüm insanlık için evrensel hakikatler çıkaran bir münzeviydi."
ESERLERİ
1904 Peter Camenzind, 1906 Çarklar Arasında, 1910 Gertrud, 1912 – 1913 Rosshalde, 1915 Knulp, 1919 Demian, 1922 Siddharta, 1927 Bozkırkurdu, 1930 Narziss und Goldmund, 1932 Doğu Yolculuğu, 1943 Boncuk Oyunu, İlk Gençlik Yıllarım, Klingsor’un Son Yazı, Öldürmeyeceksin!, Şeftali Ağacı, Kaplıcada Bir Konuk Nürnberg Yolculuğu, İnanç Da Sevgi De Aklın Yolunu İzlemez, Gençlik Güzel Şey, Bir Büyücünün Çocukluğu, Küçük Dünyalar, Hermann Lauscher, Masallar, Seçilmiş Şiirler 1896-1962
KAYNAKÇA
NobelPrize.org - Hermann Hesse Facts & Biographical
Wikipedia - Hermann Hesse
Montagnola’daki Hermann Hesse Müzesi:
Museo Hermann Hesse Montagnola
C. G. Jung ve Hermann Hesse İlişkisi / Anıları:
Google Books - C.G. Jung and Hermann Hesse: A Record of Two Friendships (Miguel Serrano)
Wikipedia
***



















