NASIL YAŞIYORUZ?
Artık konuştukça birbirimize batmaya başladı sözler, sanki konuşmak değil de iğnelemek için nefes tüketiyorduk.
Aynı evde mesafeler giriyor araya, sokağımızdan, görmezden gelip selamsız geçiyoruz.
Çocuklarımız aile büyüklerini tanımaz oldu, bizden sonra çözülmeye yüz tutmuş aile bağlarına kim düğüm atar o da meçhul.
Yaşıyoruz yaşamasına da, bencil düşüncelerin esareti altında ruhumuzu hapsetmişiz bedenimize. Artık sadece kendimiz için yaşıyoruz.
Nereye kadar evlerimize mahkum edeceğiz iki dünya arasında kalmış güzelim dostlukları, akrabalıkları…
Yalnız kalmak alışkanlık oldu, zorda kalmamak adına göstermelik samimiyetler, yapmacık gülüşler, mutlu gibi görünmelerin ardına sığınırken,telefonlar en yakın dostumuz ve yüzlerce arkadaşımız oldu.
Hastalansak hiç birinin haberi olmaz, ölsek ruhu duymaz. En yakın komşularımız dururken en uzağımızdakilerle samimiyet kurduk.
Samimiyet! Gerçekse uzak yakın fark etmez, dostlukta mesafeler katedilir, ama önce şu içimizdeki yalnızlık sendromundan çıkıp güneşe göz kırpalım. Yakınlarımıza selâm verirken, telefonumuzun kulağını da arada bükelim ki uzaktan sesini duyursun sevdiklerimizin.
Uzak yakın hiç fark etmez, yeter ki kurduğumuz köprülerin ayaklarına sağlam temeller atalım.
Editör: Nevin Bahtışen



















