Advert

Kül Dolu Avuç / Deniz İmre

Yazan: Deniz İmre -KÜL DOLU AVUÇ

ÖYKÜ - 05-06-2026 20:52 169 kez okundu.

Kül Dolu Avuç / Deniz İmre
Advert

KÜL DOLU AVUÇ

Adam onu gördüğünde, sigaranın ne kadar zamandır sönmüş halde elinde durduğunu kestiremedi.

Kadın, kaldırımın karşı tarafındaki manavın önünde durmuş, şeftalileri tek tek eline alıyor, başparmağıyla üzerlerindeki ince tüyleri yokluyor, sonra beğenmediklerini kasaya geri bırakıyordu. Bu hareketi daha önce de yüzlerce kez görmüştü öyle ki kadın yüzünü hiç çevirmese bile onu tanıyabilirdi.

Bulunduğu yerde kaldı. Sigarasını yaktı.
Aslında yürümesine engel olan hiçbir şey yoktu. Ne trafik vardı ne de kalabalık… İki kaldırım arasındaki mesafe, insanın düşünmeden aşacağı türden bir mesafeydi. Ama yine de olduğu yerde durdu ve bir süre sonra, durmanın da bir hareket olduğunu fark etti çünkü bedeninin her yanı gitmek isterken ayakları sanki başka bir karar vermişti.

Kadın ödeme yapmak için çantasını açtığında adamın boğazında küçük bir düğüm oluştu. Bunun neden o an olduğunu anlayamadı. Belki çantanın içinden çıkardığı eski cüzdandı, belki parayı uzatırken ellerini kullanış biçimi, belki de hiçbir şey. İnsan bazen yıllarca unutmadığı şeyi hatırlatan ayrıntının ne olduğunu bir türlü anlayamazdı.

Sigarayı dudaklarından aldı.
Kül çoktan uzamıştı.
Parmaklarının arasına döküldü.
Silmedi.

Kadın poşeti aldıktan sonra manavın önünden ayrıldı ve sokağın aşağısına doğru yürümeye başladı. Adamın gözleri onun üzerinde değildi artık; en azından kendisine öyle söylüyordu. Karşıdaki vitrinin camına, yol kenarındaki arabaya, yağmurdan sonra koyulaşan asfalta bakıyordu sözde. Ama kadın her adım attığında onun da bakışları aynı yöne kayıyor, sonra suçüstü yakalanmış gibi başka bir yere dönüyordu.

Bir ara kadın durdu.
Sadece birkaç saniyeliğine.
Poşeti diğer eline aldı ve omzundan kayan saçlarını düzeltti.

Adamın göğsüne bir burukluk yerleşti.

Bu, koşarken hissedilen türden bir hızlanma değildi. Daha çok, yıllardır kapalı duran bir odanın kapısı açılmış da içerideki hava bir anda dışarı taşmış gibi bir histi. Eli istemsizce ceketinin cebine gitti. Telefonunu çıkardı.

Ekran karanlıktı.
Açtı.
Bir isim filan aramadı. Niye mi?
Çünkü ismi biliyordu. Numarayı da biliyordu.
Telefon rehberinde kayıtlı olmayan, ama hâlâ ezberinde duran bir sayı dizisi…

Başparmağı ekranın üzerinde bir süre bekledi.
Sonra ekran tekrar kapandı.
Kadın yeniden yürümeye başlamıştı.

Adam o sırada kaldırımın kenarına kadar gelmişti artık. Birkaç saniye boyunca orada durdu; öyle ki yanından geçen yaşlı bir adam omzuna hafifçe çarpıp özür dileyerek yoluna devam etti.

Adam özrü duymadı.
Çünkü bütün dikkati, gittikçe uzaklaşan, kendisine dönük o sırtın üzerindeydi.

O an, seslense kadının dönüp dönmeyeceğini düşündü. 
Dönse ne söyleyeceğini düşündü. Söylese ne olacağını düşündü. 
Sonra fark etti ki bütün bu düşüncelerin ortak bir yanı vardı: Hepsi yıllar önce atılması gereken adımların gölgesiydi.

Kadın sokağın köşesine ulaştığında güneş, bulutların arasından kısa süreliğine çıktı ve kaldırıma düşen ışık, poşetin içindeki şeftalilerin üzerinde parladı. Adamın aklında nedense bu görüntü kaldı. Ne yüzü kaldı ne de sesi. Sadece o sarı meyvelerin kısa süreli parıltısı.

Kadın köşeyi döndü.
Gözden kayboldu.
Adamsa hâlâ olduğu yerde duruyordu.

Bir süre sonra elindeki telefona baktı. Ekran kararmıştı. Parmaklarının arasında ezilmiş sigara çoktan sönmüş, külü avucunun çizgilerine dolmuştu. Elini açıp baktığında, gri tozun avuç içindeki çizgilerin arasına yerleştiğini gördü ve ilk kez o an, insanın hayatında bazı anların geçip gitmediğini, yıllarca başka örtülerin altında açığa çıkacağı günü beklediğini anladı.

Eve dönerken avucunu cebine soktu.
Ama  avucundaki külü hiç temizlemedi.

***

Advert
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
Yabancı / Sabahat Sarıca

Yabancı / Sabahat Sarıca

05-06-2026 - ÖYKÜ

Köşklü Basri Efendi'nin Günlüğü 1. Bölüm / Hüseyin Mıngıroğlu

Köşklü Basri Efendi'nin Günlüğü 1. Bölüm / Hüseyin Mıngıroğlu

03-06-2026 - ÖYKÜ