ZÜMRÜDÜANKA
Biri vardı, sabahın erken saatlerinde,
Denizin kenarına oturmuş, uzaklara bakıyor.
Kimine göre delirmişti,
Kimine göre garip bir insandı,
Kimine göre bunamış evden kaçmıştı.
Kimse yanına oturup da bir kelam etmemişti.
Kimse bilmiyordu denize karşı oturup içindeki ateşi söndürmek istediğini.
Belki bütün denizi bir nefeste içse
Yine de soğumayacaktı, alev alev yanan yüreği.
Bütün hayatı boyunca başkaları için yaşadığını fark ettiğinde,
Çıldıracak gibi oldu, delirmesi içten bile değildi.
Bütün aynalar, o kırılası aynalar da yüzünü yaşlı gösteriyordu.
Canım dedikleri düşmanı,
Gönlünü açtıkları, kapılarını onun yüzüne kapatmıştı.
Zaman yoktu.
Belki de bugün sondu.
Olsun.
Kendi ile hesaplaşmalı,
Dünya ile hesaplaşmalı,
Hatalarıyla hesaplaşmalıydı.
Hesaplaşmalıydı işte geçmişiyle.
Ve sonra yepyeni biri olarak ortaya çıkmalıydı.
Tıpkı bir kozadan çıkan kelebek gibi
Tıpkı bir Zümrüdüanka gibi küllerinden doğmalıydı.
Yüzleşmeyi, hesaplaşmayı başarırsa
Bir gün bile ona yetecekti, bir saat bile yetecekti.
***


















