Advert

Gönülden Gelen Dostluk: Tuncay Dağlı / Prof. Dr. Mehmet Asil Yılmaz

Yazan: Prof. Dr. Mehmet Asil Yılmaz -GÖNÜLDEN GELEN DOSTLUK: TUNCAY DAĞLI

ANI - 11-04-2026 10:49 454 kez okundu.

Gönülden Gelen Dostluk: Tuncay Dağlı / Prof. Dr. Mehmet Asil Yılmaz
Advert

GÖNÜLDEN GELEN DOSTLUK: TUNCAY DAĞLI

Dost deyince akla öncelikle gönüldaşlık gelir; güven gelir, itimat gelir, sözünde durma, samimiyet, vefa ve anlaşılırlık gelir.

Ve dost deyince benim aklıma yıllar önce tanışıp bir daha da kopmadığım değerli kardeşim gazeteci-yazar ve şair Tuncay Dağlı gelir.

Sert görünümlü ve olaylar karşısındaki serinkanlı duruşunun yanı sıra temiz kalpli, yumuşak yüzlüdür kendisi. Düşünerek hareket eden ekmeğini paylaşan, üretken ve özü sözü doğru biridir. Kırk yıllık dostluğumuzun temelinde de kalplerimizin karşı karşıya olması vardır.

Sözünü ettiğim "dost insan" özelliklerini ben Tuncay Dağlı’da gördüm. Bu yüzden ona, “dost” diyorum. Onunla güvene dayalı dostluğumuz az değil, kırk yılın ürünüdür.

Dostluğumuzun ilk adımı ondan gelmişti. 90’lı yıllardı. Adana’da Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalışıyordum. Bir öğle vakti bölümdeki odamın kapısı vuruldu. O sırada ben masamda oturmuş öğle yemeğimi yiyordum. Yemek deyince aklınıza öyle ahım şahım dört başı mamur bir yemek gelmesin. Eşimin azığıma koyduğu ekmek arası peynir…

Kapı vurulunca “Buyur” diye seslendim. Kapı açıldı ve içeriye uzun boylu, yeşil gözlü, yakışıklı bir genç girdi. Bana, "Hocam kusura bakmayın, randevu almadan geldim. Ben gazeteciyim. Eğer zamanınız varsa sizinle hem tanışmak hem de bir konuyla ilgili haber amaçlı bilgi almak istiyorum.” dedi.

İçeriye buyur ettim. Girdi, masamın önündeki sandalyelerden birine oturdu. Sonra kendini tanıttı. Hangi gazetede çalıştığını belirtti. Bu arada, “Yemek yiyordunuz. İsterseniz gidip biraz sonra da gelebilirim.” dedi. Ben de “Madem geldin, o zaman azığımı bölüşelim.” dedim. O, gülerek “Hocam, bu azık size bile yetmez.” diye karşılık verdi. Ama ısrar edince reddetmedi. Paylaştık. O anda birbirimizi anlamıştık. ben de ona ısınmıştım. Çünkü konuşmaları çok düzgün ve samimiydi.

Tuncay Dağlı, bana zirai faaliyetlerle ilgili uzmanlık alanıma giren bazı sorular sorup bilgi aldı. Söylediklerimin hepsini de not etti. Bu davranışı beni çok mutlu etmişti. Haber yapacağı bilgiyi aldıktan sonra, “Ben gazeteciyim ama edebiyatla da uğraşıyorum. Şiir kitaplarım da var.” dedi.

Edebiyata ilgi duyan biri olduğumdan, “Ben de şiir yazıyorum. Ama iyi mi kötü mü bilemem. Dinleyene sormak lazım.” dedim. Ona birkaç şiirimi okudum. Dinledi...

“Hocam şiirleriniz çok güzel. Duygu yüklü ve samimi. İsterseniz sizinle birlikte şiir dinletilerine katılabiliriz. Benim televizyonda kültür programları yapan meslektaşlarım var. Birlikte bu programlara katılabiliriz.” dedi. Bu konuda tecrübeli olduğu anlaşılıyordu.

Teklifi hoşuma gitti, “Olur”  dedim. “Ama başarılı olur muyum, pek emin değilim.”
“Neden olmayasınız.” dedi. “Hem şiirleriniz güzel. Hem de siz çok güzel okuyorsunuz.”

Bir süre edebi konularla ilgili sohbet ettikten sonra vedalaşıp ayrıldı. İlk görüşte bende çok olumlu bir imaj bırakmıştı.

Bir iki gün sonra tekrar geldi. Beraberinde birkaç gazete ve kendine ait kitap getirmişti. Benden aldığı bilgilerle hiç beklemediğim şekilde geniş kapsamlı, ilgilileri uyaran bir haber yapmıştı. Bu arada üreticinin de sesini duyurmuştu. Onunla iyi bir başlangıç yapmıştık. Bu ileriki günlerin dostluğunun sağlam bir temeliydi bana göre... Nitekim öyle de oldu.

Tuncay Dağlı memleket sorunlarına duyarlı, çalışkan ve bilgili bir gazeteci olarak hem üniversitenin sorunlarını dile getiren haberler yaptı hem de öğretim üyelerinden aldığı bilgilerle birçok konuda değişik haberlere imza attı. Sık sık da bana uğrar ziraatle ilgili bilgi alırdı.

Bu arada edebiyatla ilgili çalışmalarımızda da birçok kez televizyonlardaki kültür programlarına çıktık. Beni Adana Edebiyatçılar Derneği üyeleriyle tanıştırdı. Şiir dinletilerine katılmamı sağladı. Onun sayesinde Adana’da şair olarak tanınmaya başladım.

Lafın özü: Tuncay Dağlı genç bir muhabirdi ama mesleğinde bilgili ve yetenekliydi. Sorularını önceden hazırlayan ne istediğini bilen biriydi.

O günden bugüne dostluğumuz güçlenerek devam etti. Hem bilimsel hem kültürel alanda birlikte çok güzel işler yaptık.

Onu; mesleğine âşık, ilkeli, sağlam karakterli ve dürüst bir gazeteci olarak tanıdım. Çok sayıda öykü, roman, şiir ve gazetecilikle ilgili kitaplar yayımladı. Benim yayımladığım kitaplara da katkı sağladı.

Bir sohbetimizde söylediği şu sözü hiç unutmam: “Hocam, ben bir gazeteciyim. Kamu görevi yaparım. Gazeteci yaptığı haber ve yazılarıyla toplumu bilgilendirip aydınlatırken aynı zamanda kamu adına kamuoyunu denetler.” demişti.

O, her zaman toplum ve ülke yararını kişisel menfaatinin önünde tutan biri oldu. Hâlâ da öyle.

Ve bir gün bana, “Hocam, ben gidiyorum.” dedi.
“Nereye?” dedim.
“İstanbul’a” dedi.
“Sen gidince Çukurova habersiz kalır” dedim. Üzülmüştüm... 

Gitti... Ama dostluğumuz aynı şekilde devam ediyor. Uzun yıllar oldu. Hiç yüz yüze görüşemedik. Ama kalplerimiz de gönüllerimiz de hep bir oldu. Yazılarımı ona gönderirim; okur, gerekirse düzeltir, geri gönderir. Yayınlanmasına katkı sağlar. Ben ona “Ustam” derim. Birkaç gün önce bana, “Hocam yeni bir şiir kitabı yayınlayacağım. Ön söz yazar mısınız?” dedi.

Bu beni çok mutlu etti. Sanırım onun gözünde artık ben de usta olmuştum. Anadolu deyimiyle:  “Toprak diye avuçladığın altın olsun Tuncay'ım."

Tuncay Dağlı, bana göre kapısı her zaman çalınacak dinleyen ve yol gösteren iyi bir dost. Verdiği hiçbir şey için yaptığı hiçbir iyilik için karşılık beklemeyen bir dost. Sözlerimi ustamın Aşk-ı Seyran şiiriyle bitiriyorum:

"Sevmek de sevilmek de anlamsız kalır
Kalp kalbe karşı gelmeyince
Aşkı bulmak ise iğne aramaktır samanlıkta
Göz göze değmeyince

Sevmenin manası yoktur
Aşk bahçesinde gezmeyince
Yükü ağır gelir, taşınmaz
Sırt sırta vermeyince

Bal şerbet sunsa da dudaklar
Hayat çile yokuşuna döner
Yol birlikte yürünmeyince

“Seviyorum” demekle olmaz
Gözler söylemeyince
Bir tanem, canım, aşkım yetmez
Söz kalpten gelmeyince

Seyran etse de iki gönül bir olunca
Ateş bacayı sarmaz
Samanlığın dumanı tütmeyince..."

Okurun bol olsun. Emeğine sağlık be ustam... 
Selam ve sevgilerimle. 

***

Editör: Seher Uslu

Advert
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
23 Nisan / Neşe Kazan

23 Nisan / Neşe Kazan

23-04-2026 - ANI

Böyleydi Böyle Oldu / Nevin Ceylan

Böyleydi Böyle Oldu / Nevin Ceylan

14-04-2026 - ANI