YANSIMA
Hava karanlık; akşam mı yoksa, sadece yoğun bir sis mi ayırt etmek imkânsız. Sokak bomboş; çatlamış kaldırımlar, kurumuş ağaçlar. Ağır bir koku havada asılı kalmış, burnunun direğini sızlatıyor.
Adımları yavaş ve tedirgin. Sessizlik içinde usulca esen rüzgâr, gölgeleri şekilden şekile sokuyor. Korkusu ve şaşkınlığı yüzüne yansıyan Eda’nın elindeki kağıtta “Bul beni!" yazıyor.
Ağır ağır yürüyerek eski taş evin önünde duruyor. Burası onun doğduğu evdi. Evin koca kapısını, bir de meyve ağaçlarını hatırlıyor. Yoğun sis her şeyi tül perde arkasında tutuyordu.
Orada bir kadın görüyor, yıkık bahçe duvarına çömelmiş öyle boş boş bakıyor. Dalgalı, uzun siyah saçlarına kırmızı eşarp bağlamış rastgele. Etekleri dizlerine sıyrılmış, ayakları çıplak. Kucağındaki bej rengi kundağa sıkı sıkı sarılmış. Eda, ürkek adımlarla iyice yaklaşıyor kadına. Bebek zannettiği, kara bir kütüktü oysa. Tanıdık hüzünlü gözlere tekrar bakıyor.
Kadının kırmızımsı, derin bakışları dalga dalga içine çekiyor. Bu masum bakışlardaki karanlık, onu neredeyse yutacak. Onun gözlerini okumak kendi kayıplarına kendi hikâyesine dokunmak gibi. Öyle ağır ki bakışları, müthiş bir çekimle başka dünyaya açılan kapıdan merak ve korku içinde sürükleniyor.
Kadın kucağında tuttuğu ağaç kütüğüne iyice sarılıyor. Gözleri istemsizce yine buluşuyor. O anda kadının yüreğindeki acıyı kendi yüreğinde hissediyor. Aynı kayıp aynı boşluk…
Bebeğinin güllerle süslenmiş mis kokusu geliyor bir an burnuna. Kadın gözlerini kapatınca, karaya vurmuş balık gibi çırpınıyor. Bu zaman dilimi her acıyı içinde barındırıyor. Kayıpları o kadar çok ki bir kayıptan diğerine savruluyorlar. Eda ve bu kadın aynı yükü taşıyor aynı acıyı yaşıyor.
Eda kadının gözlerinde her şeyi görüyor; savaşları, yitirdiklerini, en çok da giden bebeğini. Kadın, sıkı sıkı sarılmışken birden kütüğü ayaklarının dibine fırlatıyor. Boş karnını tutup bir ağıt yakıyor. Eda kundaktan çıkmış kütüğü alıp basıyor kadının bağrına. Bir süre sonra susup bakıyor yine Eda'nın gözlerine.
Her şey birbirine karışıyor, geçmişle şimdiki zaman. Kaybolan umutlar, hayaller, değişen insanlar. Acaba hangisiydi bu hâle getiren? Mahzun ve masum kadınla acılarını birleştirmek ve sarılmak istiyor.
Derin bir nefes alıp içinden taşan sevgiyle çekinerek elini kadının saçlarına uzatıyor. Parmağının değmesiyle toz oluyor kadın; her zerresi puf, diye Eda’nın burnundan içeri doluyor.
***


















