23 NİSAN
Her yıl 23 Nisan yaklaşınca bir heyecan alırdı bizi.
Yağan yağmurlar bile kesilirdi sanki çocuklar sevinsin diye.
Güneş gösterirdi yüzünü kapkara bulutların arasından ve "Al çocuk, bu bayram senin sevincin, aydınlık bir ülkenin umutlu geleceğisin sen…" der gibi dupduru parlardı.
Hazırlıklar, mizansenler.
Dağıtılan roller, provalar.
Olmadı, baştan.
Yine olmadı yine baştan.
Bıkmadan, usanmadan, azarlamadan, sabırla...
Öğretmenlerimiz, cumhuriyet öğretmenleri.
Öğretmenlerimiz, eli öpülesi.
Aydınlık Türkiye’nin mimarlarıydı onlar.
Makaralı teyplerden yayılan müzik sesi.
Okulun imkansızlıkları içerisinde idare bölümünün koridorlarında yapılan provalar.
Müzikle ahenkli figürler.
Ve akabinde çağırılan terzinin ölçü alma seansları.
Dersler o dönemde sadece tekrarlardan ibaret, kimsenin mağdur olmaması adına..
Ve son prova, ertesi gün büyük gün...
Uyku tutmuyor bir türlü.
Ya yağmur yağarsa.
Ya şaşırırsam.
Ya “Protokol her zamanki gibi günün anlam ve önemini benim anlayamayacağım lisanda büyüklere anlatırsa uzun uzun.” diyerek uykuya dalışım, sonrasında aydınlık bir sabaha uyanışım çocukluğumun en güzel hatıralarındandı.
Bir an önce bitsin isterdim kahvaltı.
Bayramdı.
Benim bayramımdı.
Pırıl pırıl, göz alıcı kıyafetlerimle babaannemin elinden tutup meydana geldiğimde, hırkamı çıkarıp fırlatmakla başlardı çocuksu coşkulu sevinçlerim.
Bana armağan edilmiş bayramın hakkını verme zamanıydı şimdi.
Mehteranla başlardı törenler. Onlar, o zamanlar çok sevdiğimiz; tüylerimizi diken diken eden marşlarıyla olmazsa olmazımızdı.
Büyük hayranlıkla izlerdik tarihimizin resmi geçidini.
Sonrasında İstiklal Marşı, ardından saygı duruşu cumhuriyetin ciddi anlamda önemini kaydederdi çocuk hafızamıza.
Organizasyon hiç şaşmazdı, her 23 Nisan’da aynıydı.
Korktuğum gibi protokol konuşmaları uzun olurdu her defasında.
Oysa haykırmak isterdim, "Ben henüz bunu anlayacak kapasitede değilim. Ya benim seviyemde anlat ya da bayramımı katletme!"
Sanki benim değil, büyüklerin kendini gösterebilme bayramı olduğunu düşündüğüm de çok olmuştur o çocuk aklımla. Ama çocukluk işte; çabuk kurtulurduk bu duygudan, sonra ilk dakikadan itibaren kendi dünyamızda bulurduk kendimizi. Sıramız geldiğindeyse bambaşka bir ruh haline bürünürdük.
Dünya ayaklarımıza serilmiş gibi.
Yarın dünyaya hükmedecekmişiz gibi.
O günün çocukları, o coşkunun çocukları bugün nerede şimdi?
23 Nisan garip.
Dünya içine kapanmış.
Dünyayı kurtaracak çocuklar nerede?
Hissediyorum.
Aydınlık ülkemin, onurlu çocukları “İçimizde!” diye haykırıyor.
"Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda.”
Ben o çocukları büyütüyorum şimdi.
O asil kana sahip çocukları.
23 Nisan ülkemin aydınlık geleceğini inşa edecek bütün çocuklara kutlu olsun.
—
Fotoğraf muhtemelen 1970 yılına ait. İçerisinde benim de bulunduğum bir 23 Nisan.
***



















