ANILARDAKİ O EV / DEDEMİN EVİ
Ah çocukluk! Ne güzel bir şeydi. Hepimizin hayal gücünün tavan yaptığı, çok değerli, güzel zamanlardı işte.
Muhakkak ki bir çoğumuzun çocukluk anılarında nenesinin, dedesinin evinde geçirmiş olduğu güzel anları, anıları vardır.
Ben ve kardeşlerim için de "ananemlerin evi" böyle güzel anılar ile dolu bir yerdi.
Anneannemlerin evi müstakil bir evdi. Evlerinin hemen önünde de bir su kuyusu vardı.
Bu; o mahalledeki iki, üç kuyulu evden biriydi.
O zamanlarda tabi insanın evinin önünde bir kuyusunun olmasının önemi büyükken, bu neredeyse şimdiki dubleks evler gibi büyük bir konfor sayılırdı.
Çünkü o zamanlar sık sık su kesilmeleri olurdu. Sular aksa bile bu sular çoğu zaman tazyiksiz olduğundan birinci kattan son katlara çıkmazdı. Bu yüzden ilk katta oturanlar biraz daha şanslı sayılırken, onlar da vicdan yaparsa yukarılara su çıksın diye çeşmelerinden bir süre su kullanmazdı ki diğer katlara da su çıksın.
Tabi bir de bu su kıtlığına çözüm; o zamanlarda su depoları bulunurdu.
Yeni nesil ne bu su kıtlıklarını bilir ne de mahalleye gelen "su tankerlerini". İşte bu eski zamanlarda su kıtlığı olunca; çözüm olaraktan mahallelere belediyeler tarafından su tankeriyle gelinip su dağıtımı yapılır, dolayısıyla da uzun su kuyrukları oluşurdu.
Ellerine leğen, kova alan mahalleli su doldurup evine götürebilmek için yaşlı, genç, çoluk çocuk demeden su sıralarına girerken artık ne kadarını doldurabilirse doldurup evine götürürlerdi..
Artık o su yemeğe mi, yıkanmaya mı, çamaşıra mı, bulaşığa mı, içmeye mi yetecek? Yettiği kadar idare işte!
Bu yüzden komşular çoğu zaman dedemlerinki gibi bazı evlerin kuyularından su çeker; bulaşık, çamaşır, yıkanma ihtiyaçlarını bu kuyudaki sulardan giderirdi.
Nerede o zamanlarda şimdiki gibi bol keseden, evin her yerinde sıcak soğuk akan çeşmeler?!
Anneannemlerin evinin tek özelliği tabi ki bu su kuyusu değildi. Onların bahçesinde güzel bir çardak vardı. Ve bu çardağın kenarı dedemin memleketinden İstanbul'a getirdiği rengarenk ve mis kokulu Isparta Gülleri ile doluydu.
O gülleri o kadar çok severdim ki taa beş yaşlarında bir çocukken bir şarkı uydurmuştum;
"Anneannemin gülleri arasında gelin olacağım,"
diye... Çocukluk işte!
Bahçedeki çardağın altında kurulu, ipli, kocaman, tahta bir salıncak vardı ve biz ona yaz kış binerdik hatta kış gelince salıncağın üstüne bir de kardan adam oturtur onu da sallardık.
O, sarmaşıklar ile örülü muhteşem çardağın dibinden göğe doğru yükselen dut agaçları ise sokağa taşardı da tüm mahalleliye yeterdi. O ağaca tırmanıp ne çok dut yemişligim vardır.
Dedemin; " yiye yiye kuruttunuz tüm ağacı," demelerine rağmen...
Bahçenin bir köşesinde de incir ağacı ile üzüm asması vardı. Asmaların bir ucu çardağı sarmaşıklar ile sararken bir ucu çatıya doğru uzardı. Daha çok göğe doğru yükselip meyveler genelde üst dallarda kalınca çatıya çıkıp bir bir en güzel mahsulleri toplayıp yemek ne keyifliydi...
Bir de anneannemlerin yan komşunun kayısı ağacı bazen bizim bahçeye doğru serpilirdi. Ama ne mümkün ondan yemek! Komşu Şükriye teyze adeta hepsinin sayısını bilir, aldık diye de kızardı bize. Bir de üstelik dedeme şikayet ederdi.
"Onlar bize helal değil. İzinsiz sakın almayın, haram olur!" diye kızan anamızın korkusu ile pek el atıp onun ağacına dokunmaz ama yere dökülen olgun ezik kayısılar ile nefsimizi köreltirdik. Tabi arada, bir tabak da anneannemlere toplayıp getirince keyifle yerdik.. Baldan tatlıydı o kayısılar, hala tadı damağımdadır.
Sonradan ögrendik ki; Şükriye teyze o kayısıları pazarcılara satarmış geçim kaynağı olarak. Ondan kızarmış bu kadar çocuklara..!
Eee o da biraz kendince haklıydı. Ama bizde haklıydık, çünkü çocuktuk.
Senede üç, beş ürün veren armudu da unutmamak gerek. Dedem çok mahsul versin diye muska bile takardı onlara. Ah dedem, ah!
Bahçenin arka tarafındaki köşede soğan, tere, roka, maydanozlar ve sırığa dolanmış fasulyeler vardı. İstanbul'un orta yerinde öyle bir bahçeli evi bulmak biraz zordu.
Evin en arka tarafında dört oda vardı. Sanırım önce yedek ev yapmışlar sonra da oradaki dört odanın biri tuvalet, biri banyo, biri odunluk biri de kiler olarak kullanılmaya devam edilmişti.
Eskiden bir de tuvaletler evin içinde değil de evin dışında olurken ne korku hikayeleri uydururlardı gece dolaşan hayaletlere, cinlere dair... Biz de inanırdık işte çünkü küçüktük.
Bizim için gizemli bir ada olan kilerin anahtarı odunluğun içinde saklanır, biz de onun yerini öğrendikten sonra oradan alıp gizliden girerdik. Çok gizemli bir yer gelirdi bize o kiler.
Boyumuzun iki katı varillerin içinde bulgur, mercimek, pirinç, un, şeker, yağ, ceviz, fındık; içinde ölçekleri ile olur, evdeki erzak azalınca burdan temin edilirdi.
O kiler, bildiğiniz bir odaydı ve arka tarafta küçük bir penceresi vardı.Camın önündeki geniş tahta tezgahta ise kavunlar serilirdi. Günesten kavunlar tam ersin diye sanırım...
Dedem yazın aldığı kırk, elli kavunu buraya koyar bütün kış, nasıl olur bilmem ama bozulmadan kalır, hiç bir şey olmadan bal gibi kavunlari kışın da yerdik.
Kullanılmamış eşyalar, eskilere ait anılar, antikalar ve bir halı kilim tezgahı... Annemle anneannem arada burada halı, kilim işler, bize de ilmek atıp motif yapmayı öğretirdi. Yani burası, sizin bildiğiniz basit kilerlerden değildi.Eskiye dair tencereler, kıyafetler, arapça el yazmalı kitaplar, tablolar, say say bitmezdi...
Kardeşlerimle gizliden oradaki eski zamana ait özel kıyafetleri giyer kendimizi bir masalın içinde bulur orada saatlerce oynardık. Bizim için eğlenceli ve keşfetmek için özel olan bu gizemli yerde...
O zamanlar Güngören semti şimdiki gibi İstanbul'un en kalabalık yerlerinden biri değidi.
Evin hemen önündeki arsanın bir tarafı gelincik, bir tarafı ise ayçiçek tarlasıydı.
Sonrasında anneannemlerin evinde zamana dayanamayıp önce üste bir kat çıkıldı..
Yıllar sonra da mütahitlerin kapılarını aşındırması, İstanbul depremi, çocuklarının ısrarı derken daha konforlu ve depreme dayanıklı yapılması için bir mütahite verildi.
Çocukluğuma ve genç kızlığıma dair en güzel anıların olduğu o ev yıkıldı.
Yalan olup gitti o ev!
Sadece anılarda kaldı anneannemle dedemin bahçesi güller ile dolu, şarkılar söylediğim o evi... Dedem ise mütahite verilen evinin yeni halini göremeden vefat etti.



















