Selim Nüzhet Gerçek, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde dünyaya gelmiş ve Mekteb-i Sultaniden mezun olmuştur. Yükseköğrenimini İsviçre’de almıştır. Dönemin koşullarına göre iyi bir ailede yetişmiştir. Babası Mahmut Celaleddin Bey, 2. Abdülhamit’in sultanlığında bir saray çalışanıdır. Annesi Neyyire Hanım da Belgrad Muhafızı Selim Paşa’nın torunudur. Kendisi Abdülhak Şinasi Hisar’ın kardeşidir.
Selim Nüzhet, eserleri incelendiğinde sıra dışı konuları ele alan bir yazardır. Çok yönlüdür. Bir dönem gazetecilik yapmıştır. Ardından Türkçe ve tarih öğretmeni olarak çalışmıştır. Türk seyirlik oyunları ile ilgilenmiştir. Karagöz ve meddah metinleri derlemiştir. Türk matbaacılık tarihi ile ilgili çalışmalar da yapmıştır. Fransızcadan dilimize oyun çevirmiştir.
Eserleri arasında “Canvermezler Tekkesi”, onun sıra dışı konulara ne kadar ilgi duyduğunu daha kolay anlamamızı sağlar. Tanzimat Dönemi eserlerinin bazılarında o yıllarda dünyada da ilgi gören konulardan biri, o dönemdeki adıyla “manyetizma”dır. Manyetizma, Freud’un dünyaya tanıttığı “hipnoz” yönteminin bizim sahamızdaki karşılığıdır. O yıllarda ilgi gören “manyetizma - hipnoz – ispritizma” konuları, Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde de çeşitli eserlere konu olmuştur. 1900’lü yılların ortalarına kadar hipnoz ya da manyetizma, insanların gözlerinde büyüttüğü bir konudur ve tam anlamıyla bilimsel bir yöntem olarak kabul edilir. Gerçi o yıllarda bütün dünyada da durum böyledir.
Bizim edebiyatımızda Peyami Safa’nın eserlerinde manyetizma, doğrudan konu edilir. “Enis Behiç Koryürek, Necip Fazıl Kısakürek, Samiha Ayverdi” gibi pek çok yazarımız da bu konulara ilgi duymuştur. Peyami Safa, ruh çağırma seanslarından söz eder. Hatta bizzat kendisi ruh çağırır. Birçok ünlünün ruhunun geldiğini ve çeşitli soruları yanıtladığını iddia eder. “Telepati, hipnoz, uzaktan sezme, gelecekten haber alma” gibi konulara değinir ve bu tip konulara inandığını okuruna hissettirir. “Matmazel Noraliya’nın Koltuğu”, “Yalnızız” ve “Canan” romanlarında parapsikolojiye ve ruh çağırma masalarına yer verir. Reşat Nuri’nin romanlarında da ruh çağırma ve manyetizma konuları yer bulur. Hüseyin Rahmi Gürpınar ise natüralist bir anlayışla o yıllarda sık yapılan ruh çağırma seansları, manyetik uyku ve hipnoz inançlarını anlatır ve bunlara inanan insanları eleştirir.
Selim Nüzhet’in “Canvermezler Tekkesi” bir yönüyle dönem eğilimlerinden biraz farklı bir romandır. Gerçi roman ünlü Türk dostu Fransız yazar Claude Farrare’nin “La Madison desHommes Vivants” adlı eserinden uyarlamadır. Ancak yine de konu, sıra dışıdır.
Romanın başlangıcında Ali Nail; “yorgunluğundan, inanılması zor olaylar yaşadığından ve iki gün içerisinde öleceğinden” söz eder. Ancak okurunu, deli olmadığı konusunda birkaç defa uyarır. Aklının başında olduğunu tekrar tekrar belirtir. Anlatı bir mektup biçiminde başlar. Yazar, Ali Nail olarak okuruna vasiyet görünümünde bir mektup yazmaktadır. Anlatım doğrudan Ali Nail’in ağzından devam eder. Ali Nail; nerede yaşadığını, geçimini nasıl sağladığını anlatarak giriş yapar. O dönem yazarlarının çoğu gibi onun da geçim sıkıntısı yoktur. Babadan kalma bazı gelirleri vardır. Birkaç balıkçı teknesinin sahibidir ve son seferde Karadeniz’de bir fırtına çıkmış, işler yolunda gitmemiştir. Ali Nail; Kilyos’a, teknesinin reisine bir miktar para götürecektir. 1900’lü yıllarda insanlar için atla yolculuk yapmak son derece doğaldır. Yazar; atının dış görünüşünden, huyundan uzun uzun söz eder. Atını sevmektedir. Giyinir, atına biner, yanına bir miktar para alır ve tabancasını da beline koyar. O yıllarda insanların tabanca, kama, hançer gibi silahları taşımaları yasal ve doğaldır.
Bu arada sevdiği kadın hakkında birkaç kesit anlatır. Kadının adı Meliha’dır. Yazar, Meliha’dan söz açtığı bölümde onun oldukça güzel olduğuna değinir. Biraz toplucadır, yazar onu kucaklayıp salıncağa bindirdiğinde ağır olduğunu fark etmiştir. Ali Nail ise uzun boylu, otuzlu yaşlarında, güçlü kuvvetli bir adamdır. Ara ara çeşitli yerlerde buluşurlar ve dönemin tabiriyle “sevişirler”. Yalılarda ve köşklerde yapılan toplantılarda, bahçelerde, korularda gözden uzak yerlerde bir araya gelirler. Fakat son görüşmelerinde Ali Nail, söz arasında sevgilisinin bir hafta önce bir eğlenceye katılmaması nedeniyle Meliha’nın nerede olduğunu sorar.
Aslında aklı başında bir kadın olan sevgilisi; bir hafta önce, perşembe günü Rumeli Kavağı’na gittiğini söyler. Ali Nail ise orada herhangi bir yakını olup olmadığını sorar. Meliha oraya neden gittiğini hatırlayamadığını söyleyince Ali Nail, bu durumu tuhaf bulur. Sorduğu birkaç soruya yine anlaşılır bir yanıt alamaz. Ancak son görüşmelerinde Meliha’yı biraz solgun, hâlsiz ve zayıf bulur. Gerçekten de onu salıncağa bindirirken hafiflediğini fark eder.
Romanda asıl olaylar, bu olanlardan sonra başlar. Ali Nail’in yolu Canvermezler Tekkesi’ne düştükten sonra bu eski evde dede, oğul ve torunun beraber yaşadıkları anlaşılır. Bu evdeki en genç kişi olan torun, yüz yaşından fazladır. Dede ise yüz yetmiş yaşındadır. Dede olan kişi uzun yaşamanın sırrını, 1. Mahmut döneminde Osmanlı Devleti’ne askerî danışman olarak gelen “Saint German Kontu”ndan öğrenmiştir. Kont bir masondur ve bir süre İstanbul’da kaldıktan sonra ülkesine dönmüş ama ölümsüzlüğün sırrını da Canvermezler Tekkesi’ndeki dedeye öğretmiştir.
Ölümsüzlüğün sırrı başka insanlardan alınan kanda gizlidir. Doğru ve sağlıklı insanlardan alınacak olan kan ve başka dokular sayesinde insanlar, yüzlerce yıl yaşayabilmektedir. Tekkede yaşayan üç kuşak, insanları hipnotize ederek onların kanlarını alırlar. Bu insanlara “Hayat İşçisi” adını vermişlerdir. Hayat işçilerinden gereken kan ve dokular alındıktan sonra bu insanlar ölmezler ama sağlıklarını her seferinde daha çok kaybederler. Tekke sakinleri kimseyi öldürmüyor olmaları ile gurur duyar. Bu gizemli sağlık çalma zorunlulukları nedeniyle belirli süre bir yerde yaşadıktan sonra evlerini değiştirmek durumunda kalırlar. Bu yaşam biçimine de “Serseri Yahudi Hayatı” adını vermişlerdir.
Tekkenin en yaşlısı olan kişi:
“Bu sırdan bir takım seçkin insanın istifade edebilmesi, başka bazı sıradan insanların yorulması, zayıflaması ve bir takım sıkıntılara ve belki tehlikelere girmelerine bağlıdır. Bu kullar efendilerinin hayır ve çıkarları adına uğraşacak ve yaşayacaklardır.” (s. 66)
Yine aynı kişi “Hayat İşçileri”ni seçerken:
“En önce içlerinden hayatları ve alışkanlıkları bakımından özgür, serbest ve başına buyruk olanları bulup seçebilmeli. İşte ancak böyleleri bizim işçilerimiz olabilirler. (s.71)” ifadelerini kullanır.
“Türk edebiyatının ilk gotik romanı” olarak da kabul edilen “Canvermezler Tekkesi”, yukarıda anlatılan girişten sonra zaman zaman gerilim dolu kesitlerle devam eder. Ali Nail, bulunduğu ortamdan kurtulmanın çarelerini düşünürken eser, polisiye bir türe de dönüşür.
Roman ilk defa 1922 yılında tefrika edilmiştir. İlk defa okur karşısına çıktığından nasıl değerlendirildiğini bilmemize pek olanak yok. Ancak günümüze baktığımızda yazar, açıkta durarak gizlenmenin yolunu bulmuş olanları bize yeniden hatırlatmak istermiş gibidir.
Bazı Yahudi tarikatlarının bu ve buna benzer ritüeller yaptığı, yüzyıllardan beri anlatılmış ve hatta yazılmıştır. Avrupa’da onların çocuk kanıyla ekmek yaptıkları iddiaları hep vardır. Sürekli olarak sürgün edilmeleri ve kendi istekleriyle göç etmeleri, asla bulundukları topluma uyum sağlamamaları, onları bulundukları ülkede hep şüpheli durumda bırakmıştır.
Dünyanın en ünlü seyyahlarından biri olan Evliya Çelebi’nin Trabzon şehrini anlattığı bölümde de yine çok benzer bir olay geçmektedir: Orada da “debbağlık / dericilik” işi Yahudilerin elindedir ve Yahudiler kaçırdıkları çocukları köle olarak yer altında çalıştırmaktadır. Bir gün tesadüf eseri çocukların yazdığı bir deri parçası bulunur. Bu deri parçası bir dervişe gösterilir. Kaçırılan çocukların şifreli olarak yardım istedikleri anlaşılır.
Bu olayın olduğu yıllarda 1. Selim Trabzon’da yöneticidir. Debbağhaneler kolluk güçleri ile basılır ve çok sayıda çocuk, yer altlarında bulunan gizli yerlerden kurtarılır. Konuyla ilgili sorumlular ise 1. Selim’in emriyle katledilir. O olaydan sonra uzun süre Yahudilerin Trabzon’a yerleşemedikleri anlatılır.
Birkaç yıl önce Amerika’nın New York şehrinde metro çalışmaları sırasında tesadüfen bulunan tünellerde ortaya çıkan çocuk kalıntıları, belki de çok çabuk unutturulmuştur. Ardından ortaya çıkan adını yazmaktan ve duymaktan bile tiksindiğimiz “Epstein” konusu da şimdilerde neredeyse arka planda kalmıştır.
Elbette bir kesim hakkında söylenen, anlatılagelen her olay doğru olmayabilir. Ancak toplumsal bilinçaltında yüzyıllar boyunca taşınan ve bir şekilde unutulmadan kalan bu tip olayların tamamı da yok hükmünde değildir. Yazarın bu eserinin belki de günümüz gerçekleri ile yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bir roman olarak kendi döneminin edebî ölçütleri göz önünde bulundurulduğunda “CanvermezlerTekkesi” başarılıdır. Polisiye - gerilim bölümleri çarpıcıdır ve İş Bankası baskısının dili de son derece yalındır.
***
