Yunan mitolojisine kabaca baktığımızda aslında dehşet sahneleri görürüz. Metaforik olarak değerlendirsek bile olaylar ürkütücü ve korkutucudur. Kronos ve Rhea’nın evliliğinden doğan çocuklar, babaları tarafından yenilir ya da yutulur. Çünkü Kronos’un, oğullarından birinin kendisiyle savaşacağına ve tahtını ondan alacağına dair bir inancı vardır. Bu motif dinsel anlatılarda da kendini gösterir.
Tevrat anlatıları bu hikâye ile birebir uygunluk gösterir. Büyüyen Zeus, kendinden önce yutulan kardeşlerinin yeniden dünyaya gelmelerini sağlar vs. Böylece büyük Yunan Mitolojisi başlamış olur! Ancak Zeus da çok sağlıklı bir tanrı olmaz. Onun anlatılarında sapkın cinsel yönelimleri, şiddeti ve öfkesi belirgin bir tema olur. Zeus’un sayısız türde canlıdan sayısız çocuğu olur.
Yunan mitolojisi Avrupa düşünce dünyasını da belirgin olarak etkiledi. Bugün kimileri tarafından sorgulanan kimileri tarafından tartışmasız gerçek kabul edilen Freud analizlerinde de bu mitolojinin bütün etkilerini görebiliriz. Avrupa düşünce dünyası genel olarak kendi düşünsel üretimini kutsarken “öteki” olarak tanımladığı insanları küçümsedi. Coğrafi keşiflerle birlikte Avrupa diline giren “Cannibal” sözcüğü, Avrupalı olmayan herkesi aşağılayan bir sözcük oldu ve sömürgeciliğin doğal sayılmasına gerekçe oluşturdu.
Avrupalı sömürebilir, katledebilirdi çünkü gittikleri toprakların insanları “Cannibal”di; geriydi. Sömürücüler, Hristiyanlığı götürdüler; ahlâk götürdüler; tonlarca altın, gümüş ve sayısız köle getirdiler. Şimdilerde ise demokrasi getirip götürüyorlar.
Avrupalının bu kibir yüklü tavrını Montaigne gibi birkaç düşünce adamı dışında ciddiyetle eleştiren de pek olmadı. Avrupalı eleştirmeyi bir bilim biçimine getirmiş olsa da eleştirilmeyi kesin olarak reddeder. Zira o, soyludur ve üst-insandır.
Dante’nin “İlahi Komedya”sında Kont Ugolino, çocuklarıyla birlikte bir kuleye kilitlenir ve açlıktan ölmemek için kendisinden önce ölen çocuklarını yer. Shakespeare’nin “Fırtına” adlı eserinde bir anneye kendi çocuklarının etinden yapılmış börek yedirilir. Jonathan Swift’in “A Modest Proposal” adlı eserinde İrlandalı ailelerin çocuklarını İngiliz soylularına yiyecek olarak satmaları önerilir.
Avrupa masallarının ilk derlenmiş biçimlerinde de yine insan yeme ve çocuk yeme olayına yer verilmiştir. Bu anlatıların masal olma özellikleri de tartışmalıdır. Hansel ve Gratel anlatısında babaları tarafından ormana bırakılan iki kardeşin cadı tarafından yenilmekten son anda kurtulmaları anlatılır. Anlatının sonunda Hansel ve Gratel, kendilerini yemek isteyen cadıyı yanmakta olan fırına atarlar. Avrupa insanı için yakmak, tarih boyunca bir çözüm olmuştur. Vebalılar, cüzzamlılar ve cadılar bir eve doldurularak sıkça yakılmıştır.
Charles Perrault’un “Uykudan Uyanan Güzel” masalının ilk versiyonunda kraliçe, sarayın aşçısına oğlunun savaşa gitmesini fırsat bilerek iki torununu ve gelinini pişirip getirmesi emrini verir. Ancak aşçı geyik eti pişirip getirir. Kraliçe getirilen organları torunlarının organları zannederek yer. Avrupa masallarında bu ve bunun gibi pek çok korkutucu olaya anlatısı vardır.
Kırmızı Başlıklı Kız masalında bir nine, kurt tarafından yutulmuş ve Kırmızı Başlıklı Kız’a, ninenin elbiselerini giyerek kurt bir tuzak kurmuştur. Devamında onu da yutar. Sonunda avcı tarafından fark edilen kurdun karnı yarılır ve Kırmızı Başlıklı Kız ve ninesi kurtarılır. Avcı, kurdun karnını yarıp nineyi ve Kırmızı Başlıklı Kızı çıkardıktan sonra kurdun karnına dere kenarındaki taşları doldurur ve diker.
Pamuk Prenses masalında kötü kalpli kraliçe, saraydaki adamına emir verir. Pamuk Prensesi bulmasını, öldürmesini ve kalbini ve ciğerini getirmesini ister. Görevli bir geyiği avlar. Kötü Kraliçeye bu geyiğin kalbini ve ciğerlerini getirir. Kraliçe de getirilen bu organları yer.
Konuya Avrupalı gözüyle bakacak olursak ünlü psiko-analist ve çocuk psikoloğu Bruno Bettelheim -ki o da Freud teorilerinin katı bir savunucusudur- masallardaki çocuk yeme motifini, çocuğun bireyselliğinin yok edilmesi, derin ölüm korkusu ile yüzleşmesi ve ergenliğe geçişin simgesel bir anlatımı olarak belirtir. Bu masalların dönemin dünyasında çocuk eğitimin bir parçası olarak gösterir.
Avrupa aydını, coğrafi keşifler sonrası Afrika ve Amerika’da keşfettiği yamyamlığı, kendi köklü geleneğini unutarak antropolojik ve sosyolojik bir inceleme konusu yapmıştır. Dünyanın pek çok bölgesinde tarih boyunca büyük kıtlıklar olmuştur. Bunların sebebi salgınlar, uzun süren savaşlar veya iklimde görülen sert geçişler olabilir. Ama Avrupa’da bu tip kıtlıklar, insanların önce komşularının çocuklarını sonra da kendi çocuklarını yemesiyle sonuçlanmıştır.
Avrupa kıtası iklimsel nedenlerle, toprağının yaşlı olmasından ve dönem dönem nüfusta yaşanan büyük artışlara bağlı olarak kıtlıkların yaşandığı bir saha olmuştur. Özellikle 1300’lü yıllarda hem veba hem de uzun süren yağışlar yüzünden insanların önce hayvanları ve ardından da çocuklarını yedikleri hem masallarında hem diğer anlatılarda geçer. “Bazı anne babalar, kendi çocuklarını öldürüp yediler ve ekmek tamamen bittiğinde bazı anne babalar çocuklarını saunalara kilitlediler ve böylece çocukları boğuldu.” (ÜLGEN Pınar, Orta Çağ Avrupası’nda Ölümle Dans, s.22)
Yine Jean Teule’nin Dansa Davet adlı çarpıcı romanında, bir çiftin kendi kızlarını yedikleri anlatılır. Çocuktan geriye yalnızca kafası kalmıştır ve onu bir sonraki öğüne ayırmışlardır. Romanda kendi çocuklarını yiyen tek aile de onlar değildir.
Nitekim 11. yüzyılda yapılan Haçlı Seferleri vahşetinde yaşananlar, Avrupa insanının ne ölçüde vahşileşebileceğini göstermesi bakımından çok çarpıcıdır. Avrupa içlerindeki ilerleyişlerinde karşılarına çıkan Yahudilerin mallarını gasp eder ve tamamına yakınını katlederler. Ardından Hristiyan oldukları halde farklı bir mezhepten oldukları için Ortodokslara da aynı katliamları uygularlar.
Sonuç olarak Haçlı Seferleri de Avrupa insanının cinayetleri de bitmemiştir. Bitmeyecektir de. İnsan hakları yalnızca Avrupa’da yaşayan insanlar için vardır. Diğer kıtalarda yaşayanlar, onların derin bilinçlerinde yamyam veya barbar olmaktan öteye gidemezler. Onlar alt-insandır.
Yakın zamanda ortaya çıkan dosyalarda çocuk ve insan eti yemek gibi ritüellerin bu çağa ait olduğunu zannetmek büyük bir hatadır. Avrupalılar için bu durum sıra dışı değildir. Ancak onlar film ve edebiyat endüstrileri ile doğu ve İslam düşmanlığını bir ideoloji olarak satmayı iyi bilmişler ve asıl görülmesi gerekenleri unutturmuşlardır.
***
