TÖRE
Yasaktır bize türkü söylemek
Yâr üstüne, sevgi üstüne, aşk üstüne...
Aşkın adını anamayız âşık olsak da
Korkarız, çekiniriz, utanırız...
Utanırız sevdamızın aşikârında, korkarız!
Sevgimizin vurulup kırılmasından, susarız.
Yine de durmadan büyürdü yüreğimizin bir yanında sevda çiçeği, bir yanında ölüm korkusu!
Bir yanında ar, namus ve töre duygusu...
Almıştı elimizden yaşamın en kutsal varlığını cahiliye ordusu.
Ki bizim de sevdalarımız olurdu,
Öylesine duru, öylesine berrak, saf ve yüce!
Yanar dağlar gibi saklardık sevda ateşini yüreğimizin derinliklerinde.
Sonra efsaneleşirdi içimizdeki cevher
Ne zaman ki parlamaya dirense ruhumuzdaki kıvılcım,
Ne zaman ilanı aşk eylesek, ne zaman haykırsak kurulan umutların, hayallerin, düşlerin bıraktıklarını
Hep acılarla öderdik ve
Alır toprağa gömerdik.
Ama yine de çürümezdi sevdamız.
Ki kapanmazdı da yarası asırlar boyu...
Efsaneleşirdi zamanı gelince
Bir varmış, bir yokmuşlarda anlatılır ve
Dillerde destan olurdu ahvalmız halımız...
İşte bu yüzden hep tazedir acılarımız
Bu yüzden tükenmez ayrılıklar, bu yüzden ağıda döner türkülerimiz...
Sevgimiz bir civan iken vurulurken kucağımızda,
Hep doğmadan yetim kalırdı umutlarımız...
Ve her şeye rağmen, bizdik yine acıların içinde süzülüp gelen.
Yine bizdik ki çirkinlikleri, kötülükleri içimizde güzelleştiren.
Ve o bizdik ki törelerin, aşiretin, ağaların esatreti altında korkuyla boy veren, usulca açan çiçekler idik...
O zulmün ve şiddetin toprağında, ar zincirinin mahkumlarıydık hepimiz.
Ve sonra
Ne sorumuz olurdu bizim, ne cevabımız alınırdı.
Sözümüz kime verildiyse, ol kabulümüzdür bizim.
Böyle gelmiş, böyle gitmişlerin gözünde
Susmamızı daim kılmıştı töremiz.



















