2. BÖLÜM
GERÇEKLERİN ÖTESİ
KATYA
Taksi, yemyeşil bahçelerle çevrili iki katlı binaların olduğu bir sokakta durdu ve şoför arkasını dönüp sol taraftaki en eski binayı işaret ederek, “Burası.” dedi. Katya teşekkür edip parayı ödedi ve arabadan indi. Yakutsk’da doğup büyümüş ve hep orada yaşamıştı. Yine de kendi kasabasından çıkıp bu dev metropole ayak bastığında korku, şaşkınlık ya da yabancılık hissetmemişti. Birçok yönüyle tanıdık gelmişti ona bu şehir. Sanki yuvaya dönmüştü. Belki dil yüzündendir, diye düşündü.
Dünyanın neresinde doğmuş olursa olsun, her şaman, ana dili gibi hem Türkçe hem de Göktürkçe öğrenirdi. Kadim dualar ve büyüler Göktürkçe; gelişmiş büyüler ise Türkçe okunurdu. Dualar ve büyüler doğru telaffuz edilmeli ve anlamları iyi bilinmeliydi. Ezberle yapılamazdı.
Çocukluğundan beri bildiği bu dilin konuşulduğu bir ülkede olmak Katya’ya mutluluk veriyordu. Ve Mete… Onu düşününce yeniden bir heyecan sardı içini. Evin kapısına çıkan iki basamağı bu heyecanla neredeyse zıplayarak çıktı, zile bastı ve yüzünde kocaman bir gülümsemeyle beklemeye başladı.
- Merhaba?
Kapıyı açan çok güzel ve yüzü çok tanıdık gelen bir kadındı ama o anda kibar olmaya çalışsa da rahatsız edilmekten hoşlanmadığını saklamayan bir tavırla ona sen de kimsin diye soran gözlerle bakıyordu.
Bu güzel kadına karşı biraz kıskançlık hisseden Katya, onun kabalığının farkında bile değildi, "Merhaba. Mayıs Hanım mı?" diye sordu kibarlığını koruyarak. Onun kıskançlık hissini algılayan ama nedeni hakkında hiçbir fikri olmayan Mayıs ise şaşkındı, “Evet?” dedi kısaca, meraklanmıştı.
- Ben Katya. Korya’nın annesiyim. Mete buraya gelmemi söyledi. Sibirya’dan birlikte geldik.
Mayıs utanarak, “Affedersiniz, çok kabayım. Lütfen içeri gelin, yorgunsunuzdur.” dedi ama bir yandan da Mete’nin neden arayıp haber vermediğini düşünüyordu.
- Teşekkür ederim. Sanırım Mete haber veremedi, onu acilen bir yere çağırdılar.
Mayıs gülümsedi, “Lütfen oturun. Aç mısınız? Bir şeyler içer misiniz?”
- Çay içerim, zahmet olmazsa.
Katya, salona girdiği anda piyanoyu ve üzerinde duran konser fotoğraflarını gördü ve o anda Mayıs’ın aslında kim olduğunu anladı.
- Siz o Mayıs’sınız. Aman tanrım! Lütfen kusuruma bakmayın, ünlü birinin evine geldiğimi bilmiyordum. Mete hiçbir şey söylemedi, çok ketum biri.
“Öyledir.” dedi Mayıs, sesinde biraz hırçınlık vardı. Hızlı adımlarla mutfağa yöneldi ama sonra vazgeçip geri döndü. Nedense Katya’nın varlığı onu rahatsız etmiş, Mete’nin rahatlığı ve düşüncesizliği yüzünden de morali iyice bozulmuştu. Gürültü olsun, fazla konuşmalarına gerek kalmasın diye televizyonu açtı.
- Haberlere bakacağım, rahatsız olmazsanız.
- Tabii tabii. Sorun değil.
- Cumhurbaşkanımız Abike Acar bugün Karaköy Kongre Salonu’na giderken Merter yakınlarında kaza geçirdi.
Spikerin sesiyle iki kadın da donup kalmıştı.
“Aman Allah’ım!” diye ilk tepkiyi veren Mayıs hemen televizyonun sesini açtı. Haberin devamını dinleyip başkanın kısa konuşmasını duyunca ve onun arkasında ciddi bir ifadeyle duran Mete’yi görünce rahatladılar.
“Gizem çözüldü.” dedi Mayıs.
....
-Devamını okumak için tıklayın
***


















