Advert

Refik Halit Karay / Neşe Kazan

Yazan: Neşe Kazan -REFİK HALİT KARAY

BİYOGRAFİ - 28-07-2026 21:24 75 kez okundu.

Refik Halit Karay / Neşe Kazan
Advert

REFİK HALİT KARAY

(15. 03. 1888 – 18 .07. 1965)

Matbaanın devasa döküm makinelerinden çıkan mürekkep kokusu Cağaloğlu’nun rutubetli sokaklarına yayılırken vakit gece yarısını çoktan geçmişti. Ertesi günün gazete baskıları hazırlanıyordu ve manşette tek bir isim (Hatta hedef desek daha doğru olur.) vardı: Refik Halit Karay.

Masasının başında, gümüş tabakasından çıkardığı sigarayı yakan muhafazakâr eleştirmen ve gazete başyazarı Salih Bey, öfkeyle kaleme sarıldı. Önünde Kadınlar Tekkesi’nin son tefrikası duruyordu. Kalemin ucu kâğıdı yırtarcasına sert vuruyordu: “Edebiyatımızın 'Kirpi'si, bu defa iğnesini mülke veya siyasete değil, bu milletin namusuna ve mukaddesatına saplamıştır! 'Kadınlar Tekkesi' adıyla neşredilen bu hezeyan, edebî bir eser değil, Türk kadınının iffetine sürülmüş çirkin bir leke, dinin kutsallığına fütursuzca yapılmış bir tecavüzdür!

Refik Halit, yaşlılığın getirdiği bir nisyan ve sürüm kaygısıyla, tekke çatısı altındaki maneviyatı bir fuhuş ve şehvet panayırı gibi göstermekten utanmamıştır. Bu tefrika bir roman değil, edebiyat maskesi arkasına sığınmış bir ahlaksızlık vesikasıdır!”
Ertesi akşam, Pera’daki bir kulübün loş köşesinde, dostları Refik Halit’in etrafını sarmıştı.

Masadaki gazetelerde Salih Bey’in ve diğer muhafazakâr çevrelerin zehir zemberek yazıları duruyordu. Dostlarından biri, gazeteyi işaret ederek endişeyle sordu:
“Üstat, duyduklarıma göre seni mahkemeye vermeye, eserin toplatılması için cemiyetleri ayaklandırmaya çalışıyorlar. 'Maneviyata iftira atıyor, fuhşiyatı teşhir ediyor.' diyorlar. Buna bir cevap vermeyecek misin?”

Refik Halit, kehribar tespihini parmaklarının arasında yavaşça çevirdi. Yüzünde, sürgün yıllarının ve onlarca siyasi fırtınanın kazıdığı o olgun, hafif mağrur ve iğneleyici gülümseme belirdi. Sigarasının dumanını tavana doğru üfledikten sonra tane tane konuşmaya başladı:
“Benim hicvimden canı yananların beni 'ahlaksızlıkla' suçlaması yeni bir tiyatro değil çocuk. Onlar sanıyorlar ki din, tekkelerin ahşap tavanları arasına sıkışmış bir dokunulmazlıktır. Ben orada dinin kendisini değil; din kisvesi altına bürünüp Safinaz’ların, Zehra’ların temiz duygularını, şehvetlerine sermaye eden sahte şeyhleri ifşa ettim.”

Gözlerini masadaki gazetelere dikti, sesi daha da netleşti:
“Benim için 'Kadınların iffetini kirletti.' diyorlar. Türk kadınının iffetini kirleten ben değilim; o kadınların samimi inancını, manevi arayışını bir 'kadın avlama tuzağı’na dönüştüren o ikiyüzlü riyakârlardır! Eğer bir hekim, vücuttaki irinli çıbanı neşterle yardı diye suçlu sayılıyorsa evet, ben suçluyum. Ben o tekkelerin içinde yaşanan yozlaşmayı, maneviyatın ticarete ve şehvete dönüştüğü o karanlık odaları resmettim. Onlar 'kutsala tecavüz' diyorlar, bense o kokuşmuşluğun üzerindeki örtüyü kaldırdım. Hakikat müstehcen değildir dostum; müstehcen olan, hakikatin üstünü dindarlık maskesiyle örtmektir.”

Refik Halit kahvesinden bir yudum aldı, gazete kupürünü kenara itti ve ekledi:
“Zaman, sığ bir ahlakçılıkla hakikatin üstünü örtenleri değil, o hakikati çıplaklığıyla kâğıda kazıyanları saklar koynunda. Onların 'iffetsizlik' dediği şey, asıl kendi ikiyüzlülüklerinin aynadaki yansımasıdır. Ve insan, aynadaki kendi çirkin yüzünden korktuğunda aynayı kırmak ister. Varsın kırsınlar. Bugün bizi linç edenlerin isimleri unutulup gidecek fakat bu roman, o riyakârlık zırhında açtığımız gediğin şahidi olarak kalacaktır. Zaman, kimin edebiyatın şerefine sığındığını, kimin ise o şerefi kendi sığ menfaatlerine kurban ettiğini nihayetinde mutlaka yazacaktır."

HAYATI

İstanbul’da doğan Refik Halit Karay, Türk edebiyatının en güçlü mizah, hiciv ve tasvir ustalarından biridir. İttihat ve Terakki iktidarına yönelik sert muhalefeti ve keskin kalemi nedeniyle genç yaşta Anadolu’nun çeşitli illerine sürgün edildi. Bu sürgün yılları, onun İstanbul dışındaki memleket gerçekliğiyle doğrudan temas etmesini sağladı.

Millî Mücadele Dönemi’nde Beyrut ve Halep’te geçen uzun bir ikinci sürgün dönemi daha yaşadı. 1938’de çıkan af yasasıyla yurda dönene kadar gurbette hayatını sürdürdü. Dili kullanmadaki olağanüstü becerisi, gözlem gücü ve Türkçenin yalınlaşmasındaki öncü rolüyle tanındı. Bir yandan gazetecilik ve yayıncılık yaparken diğer yandan keskin mizahı ve derin memleket gözlemleriyle döneminin en çok okunan, tartışılan ve dikkat çeken kalemlerinden biri oldu. 1965 yılında İstanbul’da yaşamını yitirdi.

ARDINDAN

Refik Halit Karay 1965 yılında vefat ettiğinde edebiyat dünyası hem onun Türkçeyi kullanmaktaki benzersiz ustalığını saygıyla andı hem de geçmişteki siyasi duruşu ve son dönem popüler romanları nedeniyle ona yöneltilen eski kırgınlıkları/eleştirileri yeniden dile getirdi.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu
Eski dostu ve zaman zaman siyasi ayrılıklar yaşadığı çağdaşı Yakup Kadri, Refik Halit'in dil gücünü şu sözlerle hakkını teslim ederek övmüştür:
"Refik Halit, Türk dilinin en büyük nesiç (doku) ustasıydı. Nesrimize (düz yazımıza) can veren, onu halkın konuştuğu o canlı, tatlı İstanbul Türkçesiyle gürleştirip güzelleştiren yegâne kalemdi."

Nihad Sami Banarlı
Karay'ın Türkçe üzerindeki hâkimiyetini ve üslubunu edebiyat tarihine kazınan şu cümleyle özetlemiştir:
"O, Türkçeyi adeta bir musiki gibi kullanan, kelimelere yeniden can veren bir dil sihirbazıydı. Refik Halit gitmiştir ama onun arı, duru, mükemmel Türkçesi edebiyatımızın abidesi olarak kalacaktır."

Samiha Ayverdi
Onun gözlem gücüne ve tasvir yeteneğine dikkat çekerek, "Refik Halit; cemiyetin en derin yaralarını, insanımızın en saklı hâllerini bir cerrah neşteri gibi ama bir sanatçı zarafetiyle kâğıda dökmeyi başarmış ender gözlemcilerimizdendi."

Genel Kabul (Gazeteler ve Sanat Çevreleri):
Ölümünün ardından yazılan pek çok köşe yazısında onun için "Türkçenin Nesir Kralı", "Memleket Edebiyatı’nın Mimar-ı Evveli" ve "Mizahın Keskin Kirpisi" ünvanları kullanılmıştır.
Refik Halit'in ölümü, “Yüzellilikler” listesinde yer almasıyla başlayan Millî Mücadele karşıtlığı ve gurbet dönüşü yazdığı "ticari romanlar” nedeniyle tam bir helalleşmeye dönüşmedi.

Toplumcu Gerçekçi Yazarlar ve Sol Edebiyat Çevresi

Rıfat Ilgaz, Aziz Nesin ve o dönemin toplumcu gerçekçi genç yazarları, onun ölümünün ardından hürmetlerini sunmakla birlikte şu eleştiriyi esirgemediler:
"Refik Halit, 'Memleket Hikâyeleri' ile Anadolu’yu edebiyata sokan harika bir başlangıç yapmıştı. Ancak gurbetten döndükten sonraki eserlerinde bu toplumsal derinliği kaybetti. Yaşlılığında sadece gazete tirajı ve para kazanmak için hafif, macera odaklı ve dedikoducu romanlar yazarak dehasını harcadı."

Ulusalcı ve Devrimci Çevreler (Siyasi Eleştiri)
Millî Mücadele yıllarında “Alemdar” ve “Peyam” gazetelerinde Beyrut'a kaçmadan önce yazdığı yazılar unutulmamıştı. Ölüm ilanlarının ve anma yazılarının bir kısmında şu buruk ifade yer buldu:
"Edebî dehasına söyleyecek sözümüz yoktur fakat kalemiyle bir dönem Millî Mücadele’nin ve Anadolu şahlanışının karşısında durmuş olması, tarih önündeki en büyük talihsizliği ve bağışlanmaz kusurudur."

Muhafazakâr ve Dindar Çevreler
“Kadınlar Tekkesi” ve “Yezidin Kızı” gibi eserlerinde dini ve manevi değerleri "yozlaşmış” ve “şehvet odaklı" göstermesini vefatından sonra da unutmadılar. Bazı muhafazakâr yayınlarda:
"Büyük bir edipti lakin kaleme aldığı son dönem romanlarıyla kendi mazi ve maneviyatına gölge düşürdü; kalemi ne kadar parlaksa tercih ettiği konular da bir o kadar sığ ve inciticiydi."

Özetle edebiyat dünyası Refik Halit Karay öldüğünde "diline ve üslubuna hayran, siyasi geçmişine ve son dönem popüler romanlarına kırgın/eleştirel bir duruş” sergiledi. Bir yanda "Türkçenin en büyük ustasını kaybettik." ağıtları yakılırken diğer yanda "Dehasını siyasi hatalara ve ucuz tefrikalara feda etti." sesleri yükseldi.

ESERLERİ

Roman: İstanbul'un Bir Yüzü (1920), Yezidin Kızı (1939), Çete (1940), Sürgün (1941), Anahtar (1949), Bu Bizim Hayatımız (1950), Nilgün (3 cilt, 1950-1961), Yeraltında Dünya Var (1953), Dişi Örümcek (1953), Bugünün Saraylısı (1954), İki Bin Yılın Sevgilisi (1954), İki Cisimli Kadın (1955) Kadınlar Tekkesi (1956), Karlı Dağdaki Ateş (1956), Dört Yapraklı Yonca (1957), Sonuncu Kadeh (1965), Yerini Seven Fidan (1977), Ekmek Elden Su Gölden (1980), Ayın On Dördü (1980), Yüzen Bahçe (1981).
Hikâye: Memleket Hikâyeleri (1919), Gurbet Hikâyeleri (1940).
Mizah: Sakın Aldanma, İnanma, Kanma (1915), Kirpinin Dedikleri (1916), Ago Paşa'nın Hatıratı (1918), Ay Peşinde (1918), Tanıdıklarım, Guguklu Saat (1922).
Günlük: Bir İçim Su (1939), Bir Avuç Saçma (1940), İlk Adım (1941), Üç Nesil Üç Hayat (1943), Makyajlı Kadın (1943), Tanrı'ya Şikâyet (1944).
Anı:  Minelbab İlelmihrab (1946/1964),
Oyun: Kanije Müdafaası (Müfit Ratip ile/ 1909), Deli (1939).
 
KAYNAKÇA 

https://www.youtube.com/watch?v=Z5-AzXY7DOw 
https://islamansiklopedisi.org.tr/karay-refik-halit
https://tr.wikipedia.org/wiki/Refik_Halit_Karay
https://www.turkedebiyati.org/refik-halit-karay/
https://ataturktoplumu.org/yuzellilikler-ve-refik-halit-karay/ 
https://tr.wikipedia.org/wiki/Refik_Halit_Karay#Eserleri 

***

Editör: Pınar Akyüz Atmaca

Advert
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
Duygu Asena / Neşe Kazan

Duygu Asena / Neşe Kazan

26-07-2026 - BİYOGRAFİ

Heinrich Böll / Neşe Kazan

Heinrich Böll / Neşe Kazan

23-07-2026 - BİYOGRAFİ