SADAKAT ERKEĞİN İŞİDİR
Sosyal medyada sürekli tekrarlanan “Kadınlar sadık, erkekler aldatır” anlatısı gerçeği çarpıtıyor. Evet, bugün tüm toplumlarda ciddi bir erkeklik sorunu vardır; ancak erkeklik bozulmaz, çoğu zaman yanlış yetiştirilir. Bu sürecin içinde kadınların da payı vardır. Sorumluluk görmeden büyüyen erkek, sadakati bir yük değil bir seçenek sanır. Bunu dile getirmek kadın düşmanlığı değil; sadakati cinsiyet değil, karakter meselesi olarak hatırlatmaktır.
Sadakat, erkeğin yalnızca bir kadına verdiği söz değildir; vatanına, ailesine, toplumuna ve üstlendiği işe bağlı kalabilme iradesidir. İnsanlık, kaçmanın mümkün olduğu yerde kalan, vazgeçmenin kolay olduğu anda sorumluluğu sırtlanan erkekler sayesinde yükselmiştir. Düzen bozulmasın diye kendinden feragat eden bu erkekler, insan medeniyetinin hem işçileri hem de mimarlarıdır.
Erkek sadakati, duyguların geçiciliğine değil; görev bilincinin sürekliliğine dayanır. Emaneti terk etmemek, yük ağırlaştığında bile yoluna devam edebilmektir. Şehirler bu sadakatle kuruldu, devletler bununla ayakta kaldı, aileler bu yüzden dağılmadı. Alkış istemeyen ve karşılık beklemeyen bu duruş, insanlığı ileriye taşıyan sessiz bir kuvvet oldu.
Sadakat bu yüzden erkeğin en ağır ama onurla üstlendiği görevdir.
Çoğu erkek için sadakat bir duygu hâli değil, bir vazifedir. Hislerle değil, yükle sınanır. Alkışın sustuğu, sözlerin tükendiği, kaçmanın mümkün olduğu yerde kalabilme iradesidir. Erkek sadakati tam da burada başlar; tarih boyunca toplumları ayakta tutan da bu sessiz irade olmuştur.
Erkek için sadakat çoğu zaman görünmezdir. Şiire dönüşmez, slogan olmaz. Bir emanet devredildiğinde başlar: Baba gider, sorumluluk kalır. Eş, çocuk, aile, vatan, iş, düzen… Bunların hiçbiri romantik cümlelerle var olmaz; terk edilmeyen görevlerle sürer. Erkek, kıymeti bilinsin diye değil, yapılması gerektiği için yapar.
Bugün erkeklerin kendi hikâyelerini anlatmaya başlaması bu yüzden önemlidir. Uzun yıllar başkalarının tanımladığı rollerle var olan erkeklik, artık kendi dilini kurmaktadır. Bu bir çatışma değil, gecikmiş bir hatırlatmadır. Çünkü toplum, sadakatini bir yük gibi taşıyanların omuzlarında yükselir; çarklar, sorumluluğu ertelemeyenler sayesinde döner.
Sadakat nutukla öğretilmez, dersle aktarılmaz. Zor zamanda geri adım atmamakla öğrenilir. Erkek için sadakat; vazgeçme hakkı varken vazgeçmemek, gitme ihtimali varken kalabilmektir. Toplumlar da tam olarak bu sessiz kararlılık sayesinde ayakta kalır.
Uzun süredir özellikle sosyal medyada erkeklerin üzerine giydirilen tek taraflı anlatının terk edilmesi bu yüzden rahatsızlık yaratmaktadır. İlk refleks, buna “kadın düşmanlığı” demektir. Çünkü yerleşik anlatı sarsıldığında suçlamak kolaydır. Ancak zaman geçtikçe bu hikâyenin susturulamayacağı anlaşılır; itirazlar yavaş yavaş kabullenişe dönüşür.
Bir an durup etrafınıza bakın. İnsanlığı inşa edenler, düzeni ayakta tutanlar, aksamasına izin verilmeyen işleri omuzlayanlar çoğu zaman erkeklerdir. Toplumda işleyen her şeyin arkasında, adı anılmadan sürdürülen bir erkek sorumluluğu vardır.
Erkek hikâyesi yüksek sesle anlatılmaz; yaşanır. Sızlanmaz, izin istemez, açıklama yapmaz. Yükü omzuna alır ve yürür. Bugün bu hikâyenin dillendirilmesi kadınlara yönelik bir meydan okuma değil, bir hatırlatmadır:
Toplumlar duygularla değil, sorumlulukla ayakta kalır.
Ve bu sorumluluğu, yüz bin yıldır ve binlerce nesildir en ağır biçimde taşıyanlar erkeklerdir.
***



















