Advert

Köşklü Basri Efendi'nin Günlüğü 3. Bölüm / Hüseyin Mıngıroğlu

Hüseyin Mıngıroğlu -KÖŞKLÜ BASRİ EFENDİ'NİN GÜNLÜĞÜ 3.BÖLÜM 

ÖYKÜ - 26-06-2026 15:13 198 kez okundu.

Köşklü Basri Efendi'nin Günlüğü 3. Bölüm / Hüseyin Mıngıroğlu
Advert

KÖŞKLÜ BASRİ EFENDİ'NİN GÜNLÜĞÜ
3.BÖLÜM 

Sonunda bu da oldu. 

Rüyalarımda bile göremiyorum diye yana yakıla dert ettiğim rahmetliden dolaylı bir mesaj geldi bana arkadaş. 

Hem de kimle?

Farfara Necla ile. 

Farfara Necla halanın anlattığına bakılırsa rahmetli benden şikayetçiymiş... 

Allım ballım, olmayan paşababasının Ramazan sofrasını betimler gibi bir anlatıyor kâfir… O an nevrim döndü, “Pamuk Prenses’in cadısını yakaladım.“ diye 112’yi arıyordum az daha... Kötülüğü bezeyip iyiliğe katran-tüy muamelesi çeken Farfara’nın cürmüne uğradım anlayacağın Said. 

Kadının adı üzerinde zaten, katlamacı; bir söyle bin işit, dedikodu kumkuması. 

Ben pek selamlaşmam, hazzetmem lakin arada rahmetlinin uhrevi hatırı var. Dün yolun ortasında ciğercinin kedisi gibi peşimden kovalayıp çevirdi yolumdan musibet. 

Benim de durasım tuttu! 

Yürü git be adam! 

Gerçi o, içindekileri dökmek için yolumu gözlemiştir; ben nereye gitsem kaçamazdım. Dedim ya, karabuğday tohumu gibi; bir ek yüz al, bir söyle bin işit!

“Ah Basri Bey, ah! Nazlı Hanım sizden çok şikayetçi!” diye doğrudan bodoslama girdi lafa… Yahu, “terk-i hayat” eylemiş kadını nerde gördün de işittin bunları be kadın?

— Size dek ulaştıysa dertleri, bugün artık sürmanşet olur ceride-i rüyanamenizdeki haberleri! N’apmışım, bi deyin bakalım; havası Aydın olsun ama!”

— Efendim, zavallının hayatını perperişan eyleme pahasına, sizin ömrübillah tüm kazancınızı yatırdığınız o batıl kitapların işgaline uğrattığınız evinizin, rahmetliye ait tek köşesindeydik. O sedirine oturmuştu, bir ayağı tahta taburesinde, uduna sarılmış, bakışlarındaysa bir hüzün mey geçiyordu.

Yok, Necla’nın tarzı bu zaten; uydurur, uydurur, sonra da uyduruklarını rüyalarından oluşturduğu gazetesinin konusu haline getirip kişilerine gerçekmiş gibi anlatarak yutturur. Mahallede onun tuzağına düşmeyen mi var? Ahmet Bey nerdeyse onun uydurmalarına kanıp hanımına çocuğunu aldırtıyordu. Güya, çocuk büyüdüğünde terörist olup başlarını derde sokuyormuş. Necla hala rüyasında çocuğu, elinde makinalı, mahalleyi tararken görmüşmüş. Ahmet Bey önüne atılıp durdurmak için çırpınmış ama nafile; onu da taramış çocuk… Ya, kız kurusu Mualla Hanıma ne demeli? Kadın onun lafına tav olup, ta Kars’a gitti. Orada onu bekliyormuş nefsinin eşi. Necla öyle görmüş rüyasında onları, yalan yok...

Yemyeşil bir vadi. Hayvanlar yayılmış otluyorlar. Siz de uzanmışsınız bir çayır yerde, kulaklarınızda birer papatya, ‘Mavi gök, mavi deniz, hep sevginle gezeriz!” şarkısını terennüm ediyorsunuz’ diye kadının şekeri yüksek zaten, ağız suyunu akıtmaz mı? Altmışlık-matmışlık hayalleriyle destan olmuş bu özleme can mı dayanır; çeyiz bohçasını kaptığı gibi yollara düşmüş kadın! Sonra… Sonrası, imamın kayığına beş kala, helikopter ambulansla getirdiler kadını buraya; ölüyor diye bir hafta başında bekledi yeğenleri. Daha uçaktan indiği gibi hava değişimine dayanamamış, tansiyon mansiyon… Hepsi yerinden oynamış; tavan!

Bak, Kadriye Hanımınki çok daha ironik! Kadın az daha o çok sevdiği Avustralya’daki oğlunun gönderdiği kuşu kurban edip kesiyordu! 

Yaa!

Kadına demiş ki Farfara kafiri, ‘Rüyamda senin oğlanı bir kanguru sürüsü içine düşmüş gördüm. Kangurular, tüm kabile saldırdılar; yumruklaya yumruklaya onu taa nehir kıyısına dek sürüklediler. Oğlun kendini nehre attıp canını kurtardığını sandığı an o da ne, bir koca timsah onu ham edip, yutmasın mı? Valla Kadriye'ciğim, sen o sırada kuşunu seviyordun evinde. Yani bunun anlamı, o kuşun hayatıyla oğlununkini değiştirmen gerekiyor evladım, yoksa durum fecaat!..’ dediği gibi, kadın eve zor atmış kendini; kuşu boğazlayacak, yolu yok! Hem canı yanıyor hem ‘taktiriilahi, irade-i ilahiye’ deyip boynunu büküp kuş kurbanı için düştüğü çaresizliğe ağlıyormuş. Sabah erkenden kurban için uyanmış, abdestini almış; dünden bilettiği bıçağı ile kafesi balkondaki ortanca saksının oraya taşımış.

Bir yandan ağlıyor bir yandan kendini vandallıkla suçluyormuş. Ama içine düştüğü çelişki onun bir tür sınanması olduğunu, oğlunun hayatının bu sınavdaki başarısına bağlı bulunduğunu düşünüp kafesin kapısını açmış. Tam Yağmur’u –kuşunun adı buydu- tutup çıkarıyormuş ki o uhrevi telefon gelmiş(!). Kuşu yerine bırakıp telefona koşmuş. Arayan oğluymuş.

‘Yarın akşam temelli dönüyorum anne; görevimin tamamlandığı belirtildi.’, diye dönüşünü, Yağmur’un kurtuluşunu muştulamış…

Necla Farfara’sının rüyasında, güya bizimkinin yanına girince Nazlı derin derin iç çekerek, bülbül olup dem vurmuş; sözleriyle de bana vurmuş: ‘Ah, Necla Hala, ben her gece Köşklü’ye gidiyorum; gece, sabahlara dek saatlerce dil döküp şarkı söylüyorum; bir yığın “tiyatora", hikâye, oyun oynayıp kendimi ifade etmeye çalışıyorum ama ne gezer, algı sıfır; havanda su dövüyorum! Bıraktığımda böyle değildi; kulaklar iyice gitmiş. Rüyada duyar insan hiç olmazsa be hala, değil mi? Yok, o da sıfırı tüketmiş! Ya gözlerine ne demeli? Ben sağken bire inmişti zaten; korsan bakışlı çapkınlar gibiydi.

Görüyorum derdi ama palavra, fitili kaçmış idare lambası gibiydiler. Şimdi o kadarı da kalmamış; öteki de gidenin "Kalk gidelim!" lafına tav olmuşa benziyor. Hormonun ne böbrek altı kalmış ne üstü. Beyin kapıları örtmüş, alnında, ‘Cuma’ya gidiyorum; nah gelirim!’ yaftası... Velhasıl, kendimi anlatmanın tek yolunu taşaron rüyacı tutmakta buldum hala. Sen yabancı değilsin Necla Hala. Allah razı olsun, senin gibi birkaç arkadaş daha var, sizleri üzmeden, yormadan, kendi dertlerimle başınızı fazla şişirmeden mesajlarım için kullanacağım. Bedeli kaç sevapsa burdaki vezneye öderim. Şu az sonra göreceklerini bi zahmet bizim Köşklü'ye ilet de bana durduk yerde, ‘Bak beni unuttu, rüyalarımda bile ortada yok; kim bilir oralarda ne aşna fişnelerle gününü gün eyliyor; Nuriler mi buldu kendine?’, diye bok atıp durmasın; taş toprak, kemiklerim sızlıyor burda valla!” diye adımı pazara çıkarmış; sonra da almış udu eline:
Kimseye etmem şikayet, ağlarım ben halime,
Titrerim mücrim gibi, baktıkça istikbalime. 

Yok pahasına gidiyorum anlayacağın Said... Sen aşinasındır bu revana, bir yokla bakalım var mı benzeri muhayyalat mezadında? (kafiyeli Osmanlıca konuşarak bir tür yaltaklanıyorum puşta) 

Yoksa ben de Farfara’nın tuzağına mı düşüyorum; benim için kurduklarını, düşlediklerini, hayallerini mi satıyor bana masalların “wanted”’ı ,“elmalı cadı”?

Biri hızlı hızlı dürtüyor beni. İskele yolundaki kestane ağaçlarının tatlı esintisi var yüzümde. Seco’nun kaktırmasıyla sıçradığım gibi yaslandığım asma çardağında yarattığım ufak yollu depremi, bağ bozumuna yeterli görmeyen ağaç tenezzül etmeyip kuru bir kuş mermisiyle yanıt veriyor. Neyse ki kaptan şapkam olası bir faciaya karşı hazır.

— Ne var Seco, Azrail yemek molası verdi de seni vekil mi tayin etti?
— Yok Basri amca, baktım akşam kerahete ermiş, meltem sahili kol geziyor; sen de basmışsın Türk sanat müziği faslını, nihaventten gidiyorsun; oldu mu şimdi dedim kendi kendime; efkar tango yapar, çeker Basri amcamı pistine. Bu meret olmayınca bir eksiklik hisseder diye, senin oryantal bardağınla bi tek getirdim, yanında da Ankara leblebin; “Sarı Paşa” gibi içip, onu yad etmeyi seversin ya. Birkaç da Ankara şekeri koydum Milli Mücadele anısına…
— İyi de bahçe niye bu kadar boş Seco?
— Onlar nihavent sevmiyormuş Basri amca. Keyifleri bilir! Ha, Said amca da giderken size vermem için şu peçeteye yazıp bir istekte bulundu, ‘Söylersin, bi dahaki sefer Nazlı yenge rüyasında bu parçayı çalsın!’ dedi. 

“Afiyet olsun.”’deyip gitti Seco. 

Peçeteye, bol diyezli, bemollu, sol anahtarlı sembollerin arasına, “Ada yollarında bekliyorum!” yazmış, sümsük!

Seco’nun bıraktığı bardağımdan bir yudum alıp Paşa’ma selamımı çaktım. 

Akşam alacasının ala ala hey renkleri bir panayırın bir köşesinde uduyla bana namelerini erimlendiren senin üzerinde sahne spotları gibi geziniyordu. Gözlerimi kapayıp sedirdeki yanına iliştim; kaldığımız yerden: 

Perde-i zulmet çekilmiş korkarım ikbalime,
Titrerim mücrim gibi, baktıkça istikbalime. 

***


Editör: Deniz İmre

Advert
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
İçimdeki / Gülçin Granit

İçimdeki / Gülçin Granit

25-06-2026 - ÖYKÜ

Peronlar Arasında / Nevin Bahtışen

Peronlar Arasında / Nevin Bahtışen

23-06-2026 - ÖYKÜ