Advert

İmadeddin Nesîmî - Direnişin Aynası  / Suna Türkmen Güngör

Hazırlayan: Suna Türkmen Güngör -İMADEDDİN NESÎMÎ / DİRENİŞİN AYNASI 

BİYOGRAFİ - 24-09-2025 22:14 870 kez okundu.

İmadeddin Nesîmî - Direnişin Aynası  / Suna Türkmen Güngör
Advert

İMADEDDİN NESÎMÎ / DİRENİŞİN AYNASI

Bir gün bir harf düştü gökten.
Bir harf, bir sır, bir beden…
Ve o beden ki ete kazınmış ilmin kıblesi,
Ve o sır ki dile düşmemiş bir kelimenin utancında bekler.

İşte Nesîmî…
Adı, rüzgâra sinmiş bir isyan kadar sarsıcı.
Aklı, Tanrı’nın kalbine çizdiği geometridir.
Ve dili...
Yakar, çünkü harftir.
Yakılır, çünkü söz olmuştur.

Cahit Külebi der ki:
“Tenin sancısından geçmeyen şiir,
Nesîmî’nin kanıyla yıkanmamıştır.”

İmadeddin Nesîmî, 14. yüzyılın sonlarında doğdu; Şam ile Halep arasında,
Ama onun doğumu tarihsel değil, harfseldir. Çünkü o, hurûfîliğin kalbinden doğmuş,
Her sesi, Tanrı’nın sırrına eş bir harf gibi okumuştur.

Hurûfîlik, her harfte Tanrı'yı görmekti. Ancak o dönem için Tanrı, gökte aranandı. Harfte bulunması ise kafirlikle eşti.

İşte bu yüzden Nesîmî, bir fikir uğruna değil, bir harf uğruna mahkûm oldu.
Bir kelimenin bedeline, tenini verdi. Ben Tanrı'yım diyen değil, Tanrı'yı insanın suretinde gören biri olduğu için yargılandı.

Asaf Hâlet Çelebi, onun için  şöyle der:

“Hurufatın gülüydü,
Yazının kalbine dokundu,
Ve yazıyla öldü.”

"Sığmazam ben bu cihâna, gerçi zar ken geydiren"

(Ben bu âleme sığamam, her ne kadar beden giymiş olsam da)

Anlam:
“Sığmazam ben bu cihana”:

Nesimî, insanın hakikatte sınırsız bir varlık olduğunu, “insan-ı kâmil” anlayışına göre Tanrı’nın suretini taşıdığını söyler. Bu yüzden sınırsız olan ruh, maddî âleme (cihana) sığmaz. Yani burada insanın ilahî özünü dile getirir.

“gerçi zar ken geydiren”:

“Zar ken” ifadesi, incecik, zayıf, narin bir beden anlamında kullanılır. Nesimî diyor ki: Ben aslında daracık bir bedene sığdırılmışım, görünüşte bir deri bir kemik bedenim var; ama hakikatte öyle büyüğüm ki bu koca cihan beni içine alamaz.

Derinlik ve Mesaj:

Nesimî bu dizeyle şunu söyler:
İnsan özü (ruh), evrenden daha geniştir.
Beden küçücük, fani ve geçicidir; ama ruh sonsuz ve ezelîdir.
Hakikati kavrayan insan, cihanın sınırlarını aşar; “benlik” Tanrı ile bütünleşir.

Bu, tasavvufî düşüncede vahdet-i vücud (varlığın birliği) anlayışının en çarpıcı ifadesidir. Nesimî’ye göre hakikatte ben ile O ayrılmaz. İnsanın özünde sonsuz bir ilahî güç vardır.

Bu dizede, beden bir kafes, ruh bir sürgündür. Nesîmî, yalnızca bir şair değil, harfin etine yazılmış bir filozof, bir kelimenin ortasında infaz edilmiş bir hakikattir.

Kime ve Neyin Kurbanı Oldu?

İlmi, gönlü ve dili büyük olanlar, çoğu kez kalabalıkların korkusudur.
Hurûfîliğin merkezinde yer alan “insan Tanrı’nın tecellisidir” fikri,
O dönemin dinî otoritelerini ve siyasi yapıyı titretti. Çünkü bir harfi Tanrı’dan görmek, saraydan Tanrı’yı koparmak demekti.

Nesîmî, Halep’te bulunduğu sırada, görüşleri sebebiyle Şam ulemasının dikkatini çekti.
Kendisine yöneltilen küfür ve sapkınlık suçlamaları, onu sadece susturmak değil,
ibretlik şekilde yok etmek için bir zemindi.

Ve karar verildi:
Derisi yüzülerek öldürülecekti. Çünkü onun sözleri dile değil, tene yazılmıştı. Tenini ortadan kaldırmak, kelâmını susturmanın tek yoluydu.

Behçet Necatigil, şöyle anar onu:
“Bir söz vardı derisinde,
Yüzdüler, ama silemediler.”

Nesîmî, derisi yüzülürken bile kaçmadı, susmadı, diz çökmedi.
Rivayet odur ki öldürülürken bile gülümsedi. Hatta derisi yüzüldükçe;

“Bedenimi soyarsınız ama manamı giyemezsiniz” dercesine şiir okumaya devam etti.   

CANIM ERENLERE KURBAN

Canım erenlere kurban
Serim meydanda meydanda                İkrarım ezelden kadim
Canım meydanda meydanda

Yanarım yoktur dumanım                Gönlümde yoktur gümanım
Al malım bağışla canım
Varım meydanda meydanda

Kellem koltuğuma aldım
Kan ettim kapına geldim
Ettiğime pişman oldum
Dar'ım meydanda meydanda

Münkir rakipten kaçın
Müminim hulle don biçin  
Ben bülbülüm bir gül için
Zarım meydanda meydanda

Gerçek olan olur gani
Gani olan olur veli
Nesimi'yem yüzün beni
Derim meydanda meydanda

Tahlili
Bu şiirde bir teslimiyet vardır. Nesîmî, canını ve varlığını erenlere, yani hakikatin yoluna feda ettiğini söylüyor.

“Meydan” kelimesi, tasavvufta hakikat meydanı ve dervişin sorgulandığı “dar meydanı”dır.

Nesîmî, ikrarının ezelden beri kadim olduğunu vurgulayarak inancına bağlılığını gösteriyor.

Kellesini koltuğuna aldığını söyleyerek bu yolun uğruna canını vermeye hazır olduğunu ifade ediyor.

Kendini bülbül olarak tanımlıyor; amacı bir “gül” yani ilahî hakikat ve sevgidir.

Hakikate erenlerin gani, cömert ve veli olacağını belirtiyor.

Son dizede “Nesîmî’yem yüzün beni” diyerek şiiri mühürlüyor, kendi adını hakikat yolunda ortaya koyuyor.

Özetle; bu şiir dervişçe teslimiyeti, hakikat yolundaki cesareti ve aşkı anlatır. Nesîmî, canını varlığını hakikat uğruna feda etmeyi göze almış, yolunun doğruluğunu meydanda ilan etmiştir.

Sezai Karakoç, bu direnişi şöyle dile getirir:

“Bir teni soyarak Tanrı’yı susturamazsınız, Çünkü Tanrı bazen deridir de…”

Beden silinebilir, ölürüz toprak oluruz, bedenlerimiz çürür ama söylediğimiz sözler kalıcı olur, silinmez, özellikle halkın gönlünde yer bulmuşsa sözlerimiz, bu dilden dile, nesilden nesile sürüp gider, tıpkı 14. Yüzyıldan bu yana sürüp gelen Nesîmî'nin sözleri gibi.

Edebî Kişiliği: 

Harflerin gölgesinde yürüyen derviş Nesîmî’nin şiiri, divan edebiyatının kristal saraylarında değil, İç sancının, tehlikeli soruların, metafizik açlıkların içinde filizlenmiştir. Onun dizelerinde "aşk", sadece bir beşeri yakınlık değil;
Tanrı’ya yaklaşmanın ateşli, yakıcı, yok edici hâlidir.

"Ben melamet hırkasını kendim giydim eğnime
Ar u namus şişesini taşa çaldım kime ne" derken şunu demek ister: 

Ben melamet anlayışını isteyerek ve bilerek kendim benimsedim. Halkın görünüşe göre ar ve namus dediği, fakat içi boş olan şekilci tavrı, terk ettim. Benim işim Hak'ladır. O'nunla alış veriş hâlindeyim.

"Cân u gönlüm, yâre verdim, kalmadı fikrim bana"

(Canımı ve gönlümü sevgiliye verdim, bana düşünce kalmadı)

Aşk yoluna çıkan biri,
Canı geri almayı düşünmez.
Ve Nesîmî de, aşkı uğruna canını geri istememiştir. Çünkü onun canı, zaten çoktan harflere adanmıştı.

Bu dizeyle, sadece bir aşkı değil, varoluşun merkezinde yok oluşu dile getirir.
Çünkü Nesîmî için ben yoktur,
O vardır ve o harflerin ve tenin birleştiği noktada, her cana kendi sırrını fısıldar.

Sonuç olarak; düşünceleri teninnin darağacı olurken sözleri  sonsuzluğun yolunu çizen Nesîmî, sadece bir fikir uğruna değil; söz uğruna, harf uğruna, aşk uğruna öldürüldü.

Derisi yüzüldü çünkü şiiri tenine kazımıştı ama bir bedenle susturulamayacak kadar derin, yüce, yakan bir hakikatti.

İsmet Özel’in sözlerinde şöyle yankılanır Nesîmî:

“Nesîmî’nin öldüğü yerde
Şiir hâlâ can çekişir.”

Bugün hâlâ bir harf okurken, bir mısrada takılı kalırken, bir anlam çözümsüzce içimize çökerken,
Nesîmî geçer içimizden. Çünkü o, şiirden yapılma bir aynadır;
Bakan, kendini ve sonsuzu görür.

Kaynakça:

*Divan-ı Nesîmî-Haz.: Mehmet *Kanar, Kabalcı Yayınları, 2003.
*Hurufilik ve Nesîmî-Abdülbaki Gölpınarlı, İş Bankası Kültür Yayınları, 2001.
*Tasavvuf ve Tarikatlar Tarihi- Ahmet Yaşar Ocak, TTK Yayınları, 2013.
*Mutasavvıf Şairler Antolojisi- M. Fuad Köprülü, Akçağ Yayınları, 1994.
*Şiir ve İdeoloji-İsmet Özel, Tohum Yayınları, 1978.
*Türk Edebiyatında Şair Portreleri-İnci Enginün, Dergâh Yayınları, 2010.
*Divan Şiirinde Söz ve Beden- Betül Parlak, Literatür Yayınları, 2018.
*Hurûfîlik ve Bedensel İsyan- Ayşe Güngör, Toplumsal Tarih Dergisi, Sayı 204.

***

TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE  KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...

Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz

Advert
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
Halil Cibran: Doğunun Batıdan Gelen Gür Sesi  / Bilgi Şakar

Halil Cibran: Doğunun Batıdan Gelen Gür Sesi  / Bilgi Şakar

05-05-2026 - BİYOGRAFİ

Ilya Repin / Özlem Tarı

Ilya Repin / Özlem Tarı

11-04-2026 - BİYOGRAFİ