ESİR HAYAT
Bu topraklar susmayı öğrendi önce.
Dağlar, acıyı sırtlandı,
Evler, yarım kaldı,
Duvarlar her şeyi bildi ama söylemedi.
Bir zamanlar özgürlük,
Başımızı kaldırınca dokunacak kadar yakındı.
Şimdi attığım her adım,
Geçmişin içinden geçiyor.
Toprak beni tanıyor,
ben de onu.
Unutmak mümkün değil...
Burada insanlar acıya bağırmaz,
İçine gömer.
Çünkü bağırınca azalmıyor acı,
susunca ağırlaşıyor.
Ama yine de susuyor insan...
Ben de sustum.
Kalbimi yerinden oynatmadım.
Bir taş gibi bıraktım olduğu yerde.
Çünkü kımıldarsa daha çok can yakar.
Ayrılık burada bir gidiş değildir.
Giden hafifler belki,
Kalanın omzuna çöker.
Geceyi uzatır, sabahı geciktirir...
Zaman bu topraklarda başka yürür.
Yaralar kapanmaz, insan onlara alışır.
Kanamaz artık ama hep hatırlatır...
İçimde bir şey var.
Adı yok.
Ad koymaya kalksam daha da büyüyecek.
O yüzden sessizce yaşıyor benimle.
Biliyorum,
İnsan bazen kendi yurdunda bile
esir olur.
Kapılar açıkken bile çıkamaz.
Hayatım yarım kalmış bir ağıt gibi
Bir dizesi eksik, sesi kısık
Ama hâlâ ayakta...
Ve kendime şunu söyledim:
Her acı anlatılmaz,
Her yara gösterilmez.
Bazı hayatlar derinliğiyle değil,
dayanmasıyla yaşanır...
Çünkü bazı hayatlar, özgür değildir.
Esir gibidir.
Sessizdir.
Ağırdır.
Ama dimdik durur...
***



















