Advert

Kelimesi Elinden Alınan İnsan / Hüdayi Azbay

Hüdayi Azbay KELİMESİ ELİNDEN ALINAN İNSAN

DENEME - 13-07-2026 10:04 175 kez okundu.

Kelimesi Elinden Alınan İnsan / Hüdayi Azbay
Advert

KELİMESİ ELİNDEN ALINAN İNSAN

Dünyanın dönüş hızı değişti mi bilinmiyordu ama dünyanın baş döndürücü bir hızla değiştiği bir zamandan geçiyorlardı. Kimse okumuyordu. İhtiyaç da yoktu. Çünkü herkes her şeyi zaten biliyordu. Hem herkesin bir diploması birçok da sertifikası vardı.

Düşünmeye de ihtiyaç yoktu. Zaten onların yerine her şey daha önce düşünülmüştü. Ne giyecekleri, ne yiyecekleri hatta kimi alkışlayıp kime lanet edeceklerine kadar her şey düşünülmüştü.

Hiç kimse hiçbir şeyi umursamıyordu. Çünkü umursamak demek, sorgulamak demekti. Böyle bir küstahlığa kalkışmaya da gerek yoktu. Kimsenin bir fikri de yoktu. Bir fikir üretme gereği de. Çünkü kimsenin başka bir kimsenin fikrine de ihtiyacı yoktu.  Zaten herhangi bir fikri merak eden de yoktu.

İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde kimsenin şahitlik etmediği bu drama sahnesinin en acı repliği, umursama yetisini kaybetmiş insan topluluğuydu. Dünya kara bahtından vurulmuş, kristal insan çöplüğüne dönüşmüştü.

Devrimler yeni bir gelecek inşa etmek adına geçmişi reddederken insanoğlunun kelimesini de elinden almıştı. Bu nedenle insanoğlu yavaş yavaş insanlık denilen erdemden de uzaklaşıyordu. Kimi atalarının kutsadığını kutsarken kimi ise bir kurtarıcı bekliyordu. Devrimleri reddedenler de atalarından kalma âdetleri sorgusuz alıyorlardı. Atalarının puta mı Tanrı’ya mı taptığı umurlarında değildi. Oysa İbrahim’in atasının dini ile İsmail’in atasının dini arasında büyük bir fark vardı.

İnsanoğlu gittikçe kalabalıklaşıyor; kalabalıklaştıkça yalnızlaşıyor; bireyselleşiyor; bireyselleştikçe koca bir sürü haline geliyordu. Paça boyları yukarı doğru sıvanıyor, gömlek düğmeleri aşağı doğru açılıyordu. Buna karar veren özel modacıları vardı.  Demiştik ya ne giyilecek, ne yenilecek, ne alkışlanacak, ne lanetlenecek her şey önceden düşünülmüştü. 

Kimi bir kenarda durup Tanrı’nın Lucifer’i cezalandırmasını beklerken kimi ise Allah'ın şeytanı cezalandırmasını bekliyordu. Bedava bir yol bulmuştular. Tanrı en iyisini bilirdi. O yüzden gözyaşları üzerine kurulmuş saltanatların devrilmesi için dua ediyorlardı. Sadece dua ediyorlardı. Israrla dua ediyorlardı. Avuçlarını açan da vardı. Avuçlarını birbirine kapatan da... Ayrı yolun insanları aynı yöne doğru dua ediyordu. Yaratıcı’nın verdiği her görevi dua ederek Yaratıcı’ya aktarıyorlardı. Oysa Yaratıcı onlara birçok sorumluluk vermişti. Ondan kurtulmak da kolaydı. O nu da inkâr ediyorlardı.

İdrak seviyesi değişen insanın evhamları da değişmişti. Kaygıları da korkuları da değişmişti. Gelenekten gelen anlatılar da geleceğe dair anlatılar da bir anlam ifade etmiyordu. Çünkü geçmişiyle rabıtası koparılmış olan modern insanın hakikatte bir gelecek tasavvuru da yoktu. Köklerinden kopuk, kadim geleneklerinden uzak, kurumaya terkedilmiş insana sanki üzerine pekte uymayan yeni bir deli gömleği giydirilmişti. 

Sefalet, savaşlar, krizler derken insan, kendinin bilmediği ve tarihin hiçbir döneminin de tanık olmadığı bilişim çağının içinde buldu. Onun yerine düşünen yazılımlar, çalışan cihazlar vardı. Gittikçe robotlaşan insan yeni robotlar üretmişti. 
Hızla değişen dünya insanın aklını alırken nesneler akıllanıyordu. İnternet, akıllı telefonlar, sanal oyunlar, akıllı robotlar, bilgisayarlar, tabletler derken yapay zekâyla tanıştı. İnsanoğlu bu cenderenin içinde artık sadece bir serzenişten ibaretti. 

Devam edegelen sefaletle birlikte kontrolsüz bir şehirleşme ile geçmişle rabıtası kopan insanın, ana damarlarından biri olan doğa ile rabıtası da kopmuştu. Kendi eliyle tavanı ve tabanı kendisine ait olmayan modern kafesler icat ettiler. Diğer insanlarla araya sadece bir duvar ören insan, sanki bir mil ötedeymiş gibi yaşamaya başladı. Doğanın kışın ölüp yazın yeniden nasıl dirildiğini görmedi. İneğin nasıl süt verdiğini, koyunun nasıl kuzuladığını, tavuğun nasıl yumurtladığını da. Her şeyin fabrikadan geldiğini sanan insan, fabrikasyon bir yaşama alışmıştı. 

Bu kontrolsüz bir şekilde büyüyen fabrikasyon insan türünün, Yaratıcı ile de rabıtası kopmaya başlamıştı. Kendince haklıydı da. O kadar dua etmesine rağmen Yaratıcı hiçbir savaşı, hiçbir kötülüğü durdurmamıştı.  Ateşli silahlar yerini kimyasallara, kimyasallar ise biyolojik silahlara bırakmıştı. 

Kendi sorumluluklarını unutan insan derin bir uykuya dalmıştı. Bir gün uyandığında aşağılanmış bir eşikten geçiyordu. Gömleği önden yırtılmış, bütün vakarını yitirmiş,  erdemleri elinden alınmıştı. Tüm mahremiyeti de sosyal denilen bir mecrada sergileniyordu. Bir şeyler söylemek istedi lakin daha önce kelimesi elinden alınmıştı. Ne diyeceğini bilemedi.  

Her zamanki mahcubiyetiyle yeni efendilerine hürmetlerini sundu. Ve sadakatle koşturmaya ve hizmet etmeye devam etti. 

***

Editör: Deniz İmre

Advert
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
İnsan Değil Medeniyet Değişti / Erkan Süğüt

İnsan Değil Medeniyet Değişti / Erkan Süğüt

11-07-2026 - DENEME

Hiçbir Şey Anlamlı Değildir Yüreğini Vermediğin Sürece / Layıkhan Özder 

Hiçbir Şey Anlamlı Değildir Yüreğini Vermediğin Sürece / Layıkhan Özder 

10-07-2026 - DENEME