Advert

Ayaklarından Tanıdım / Hamdiye Okudan

Yazan: Hamdiye Okudan -AYAKLARINDAN TANIDIM

ÖYKÜ - 25-05-2024 00:41 789 kez okundu.

Ayaklarından Tanıdım / Hamdiye Okudan
Advert

AYAKLARINDAN TANIDIM

Trakya’nın o zamanlar 25, 30 hanelik gelişmemiş bir köyüdür öykümüzün geçtiği yer. Elektrik yok, su yok, okul yok. Büyüklerden ne öğrenilirse onlardır bilinenler. Eğer ay yoksa gece göz gözü görmez karanlıktır. Ama aylı gecelerde o ilahi doğa güzelliğinin içinize yayılıp damarlarınızda dolaştığını hissedersiniz. İçme suyu uzak mesafelerden, pınar ve kaynaklardan sağlanır, kullanma suyu evlerin önüne kazdırılan, suyu acı kuyulardan çekilir. Ucun ucuna geçinir bu çevrede yaşayan insanlar. Çok büyük toprakları yoktur genelde. Kendilerine yetmeyenler de vardır, başkalarının topraklarını icarla ekenlerdir onlar. Tabii, köyün hali vaki yerinde olan bir iki ağası da vardır.

Onların geniş arazilerinde köy halkından bazı insanlar yevmiye ya da aylıklarla çalışırlardı. Bu bölgenin benzer köylerinde aşağı yukarı o yıllarda hayat zor ve sıkıntılıdır, aynıdır. Sessizdir, geceleri karanlıktır, yol sıkıntısı vardır. Kışın köy içinde, yollarda yürümek zordur. Köyün içi ve çevresi çiğnedikçe çamur deryası olur. Yazın da toz, duman. Şehir ve kasabayla ilişki çok azdır, yok gibidir önceleri. Dışardan pek gelen de olmaz köylere. Başka köylerden akrabası, yakını olan, şehirden bazen dostu, bildiği, alacağı, vereceği olan gelir giderdi ancak. ..Bir de harman sonu vergi memurlarının ziyareti vardır. Görevleri gereği...

İsmail sonradan gelip yerleştiği bu köyün yakınındaki Vakıf İğdemir adlı bir köyde doğar ve çocukluğu orada geçer.

İsmail, ergenlik dönemini yaşamaya yeni başladığı sıralarda hareketli, akıllı bir çocuktur, her hareketinde hızlı ve çerçeviktir. Babası onu sorumluluk sahibi yetiştirmek amacındadır.. Bunun için de disipline çok önem verir, sert davranır. İsmail de babasına çok önem verir ve ona karşı çok saygılıdır, her dediğini anında gerçekleştirir.

Babası; “Oğlum, hayvanların bakımını yaptın mı?“ dediğinde yapmamış olsa bile. “Alelacele yaptım, baba” diye fırlar yerinden ve hemen gidip hallediverir. İsmail güzel gelişmektedir... Esmer, yağız, şimdiden oldukça yakışıklıdır. Orta boyludur ve çok uzayacak gibi görünmektedir. Köyde aranır ve sevilir.

İsmail geçim koşullarının ağır olduğu bir ortama dünyaya gelmiştir... Ailesi çok varlıklı değildir. Osmanlı’nın çöküş yıllarıdır. Her yanda savaş vardır. Avrupa ülkeleri ekonomilerini yükseltmek için başka ülkelerin gelir kaynaklarına göz dikmişler, sağa sola saldırmaya başlamışlardır. Sonunda iki ayrı gruba ayrılıp kendilerince uygun buldukları yerleri sömürmek amacıyla yeni kaynaklar ve sömürgeler elde etmek üzere Birinci Dünya Savaşı’nı başlatırlar.

Osmanlı Devleti’nin toprak kaybetmesi hızlanmıştır. Aynı anda bir çok cephede savaşılmaktadır. 1911, Trablusgarp, 12, 13 Balkan, 15 Çanakkale, Irak, Filistin, Yemen, Mısır, İran ve daha birçok yerde savaşlar sürmektedir..1923 yılına kadarda da devam edecektir. Askerlik yaşı 14, 15 yaşa kadar düşmüştür.

İşte, İsmail 14’ü bitirirken 15 yaşının içinde askere alınır ve cepheye gider. Trablusgarp, Balkan savaşlarında bulunur.. Filistin’e, Mısır’a gider. Çanakkale Savaşı’nda bileğine kurşun isabet eder yara alır.. Onun izini ömür boyu taşıyacak ve hikayesini mütevazi bir şekilde gözleri uzaklara dalarak anlatacaktır, kendisini heyecanla dinleyenlere….

İsmail, o cepheden bu cepheye gönderilir, savaşırken İngilizlere esir düşer. İki yüz binin üstünde diğer esirlerle birlikte önce Basra esir kampında tutulduktan sonra gemilerle Hindistan’daki esir kamplarına götürülür. Onu burada diğer esirlerle birlikte çok zor günler beklemektedir. İşkence görürler, aç susuz kalırlar, dayak yerler... İngiliz angaryalarında çalıştırılırlar. Tavşan eti diye kendilerine kedi eti yedirildiğini anlatır şaşkınlık içinde İsmail..

Uzun bir süre devam eden bu yaşantı, dayanma güçlerini gün günden tüketmeye başlar. Sonraları bazıları gibi İsmail de çeşitli işlerde iş bulmaya, çalışmaya başlar. Tavuk yetiştiriciliğini öğrenir ve sonradan kendisine; “Tavukçu İsmail” lakabını getirecek olan bu işte karar kılar. Önceleri ücret karşılığında çalışmalarına izin vermezlerken, sonraları engellemez yetkililer.

Memleket, aile, eş çocuklarının özlemi cayır cayır yakmakta, kavurmaktadır herkesin içini... Okuma yazma bilen yok gibidir erler arasında. Zabitler yazmaktadır mektuplarını rica minnet. Ve herkes herkesin birbirine benzeyen mektuplarını ezberler. Çünkü birine gelen mektup herkese gelmiş gibi olur. Evvela mahsus selam eder, özlemiş olarak; “O mübarek ellerinizden, gözlerinizde v.b. öperim” diye başlayan mektuplar dilden dile dolaşır, yatmadan önce dua gibi okunur, bazen birkaç damla gözyaşıyla ıslandıktan sonra kutsal bir anı olarak özenle katlanıp sonra yastığın altına konur. İsmail döndükten sonra ezberindeki bu mektupları şiir okur gibi her seferinde duygu coşkusuyla okur, arkadaşlarını anarak anlatırdı. Çok arkadaşı o işkenceli hayata dayanamayıp ölmüş gitmişti. Çoğunun mezarlarına bile ulaşmak mümkün olmamıştır.

1921 yılında İsmail diğer esirlerle birlikte İngilizler tarafından ülkeye gönderildi. Geleceğinden köyün ve ailenin haberi yoktu. Uzunca bir tren yolculuğundan sonra kamyon şöförlerinin inayetiyle bir gece yarısına yakın evlerinin kapısını çaldı. Açtı, susuzdu, son derece yorgun, ayakta zor duruyordu. Yığılmamak için duvara dayandı. Uzun süre içerden ses çıkmadı.

İsmail’in ailesi, her akşam olduğu gibi ocağın başına sıralanmış ayaklarını harıl harıl yanan ocağa uzatmışlar ısınıyor bir yandan sohbet edip dertleşiyorlardı. O sıralar kışın soğuğunda ısınmak için evlerde soba bile yoktu. Üşüyen ocağın başına dizlerini dikerek oturur, tabanlarını ateşe verirlerdi. Ön tarafları yanar, arkaları üşümeye devam ederdi. Bazı evlerde kapı bile olmaz, soğuğu kesmek için kapıya keçe kilim gererlerdi.

Köye gecenin ağır sessizliği çökmüştü. Gecenin içinden yükselen köpek havlamaları ürperticiydi…köyde genelde herkes erken yatardı. Ama bu gece nedense İsmail’in ailesi sohbeti uzatmış, baba hikayeden hikayeye atlamıştı. Sohbetin koyu yerinde kapının hızlı hızlı çalınmasıyla hepsi birden irkildi. Baba ayağa fırladı parmaklarını dudağına götürerek susun işareti yaptı. Bu sıralarda asker kaçakları, ya da açlıktan gözü dönmüş yaramaz insanlara rastlanıyordu köylerde. İnsanları korkutuyor, çalıp çırpıp gidiyorlardı.

Baba, ocak başından eline uzunca kalın bir odun aldı kapya gitti; “Kim o?…” diye bağırdı.

Dışardan; “Benim baba, İsmail, ben geldim” diye cevap verdi.

İnanamadılar. Altı yıl geçmişti hiç haber alamamışlardı İsmail’den. Gidip de gelmeyen o kadar insan vardı ki… İsmail’den vazgeçmişlerdi, unutmamışlardı. Ama alışmış görünüyorlardı. Birkaç kez daha tekrarlandı soru. Her seferinde aynı cevabı alınca inanmasa da açtı baba kapıyı. İsmail’i kimse tanımadı. Kir pas içinde, saçı, sakalı birbirine karışmış, yaşı belli olmayan biri duruyordu karşılarında.

Baba; “Kimsin sen? Bizim evde asker kaçaklarına yer yok” dedi.

Tam kapıyı kapatacakken İsmail; “Baba benim, İsmail, tanımadın mı? Üşüdüm, yoruldum, al beni içeri.”

Adam gene tanımadı. Ama haline acıdı, ısınmasına izin verdi, aldı içeri. Tekrar dizildiler ocağın başına. Dizler dikildi, tabanlar ateşe uzatıldı, eller dizler üstünden kenetlendi.

Bir süre sessizlikten sonra, baba; “Ulan, seni şimdi ayaklarından tanıdım” diye heyecanla bağırdı.

Sonra bir vaveyla, bir sarılıma, kucaklaşma, ağlaşma...

İsmail ertesi günden itibaren duyup, koşup gelenlere başından geçenleri anlatmakla bitiremedi. Hala İsmaili tanıyanlar tarafından anlatılır durur, o günden bu yana…

İsmail aradan bir süre geçtikten sonra, esarette öğrendiği tavukçuluğu burada köyünde devam ettirmeğe karar verdi. Uzun bir süre bu iş onların geçim kaynağı oldu. Artık adı Tavukçu İsmail’di. Sonraları yanına Hindiciliği de ekledi. Yetiştirdiği hindileri, tavukları kafeslere dolduruyor, yılbaşından bir iki gün önce İstanbul’a götürüp satıyordu. Hayatı az çok düzene girmişti. Sonraları baba ocağından, köyünden ayrılıp yakın köyde orta halli bir tarla aldı ve oraya yerleşti. Böylece  çiftçilik de yapmaya başlamıştı.

          

Advert
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
Asya / Turna Sarıkaya

Asya / Turna Sarıkaya

27-07-2026 - ÖYKÜ

İstanbul Yolcusu Kalmasın (Deli Efe) / Murat İşler

İstanbul Yolcusu Kalmasın (Deli Efe) / Murat İşler

24-07-2026 - ÖYKÜ