AVRUPA
İskelede şöylece durdu. Koşuşan insanlara baktı. Eşli eşsiz onca insan bir yerden diğer yöne akıyordu. Uzun uzun seyretti.Tıpkı karınca yuvası ağzı gibiydi burası. Kimi vapura girip kimi sokaklara dalıp yok oluyordu.
Yürüdü, ayağını vapura attı. İlerledi, ön yüzde boş yer bulup oturdu. Deniz dalga dalga geliyor, iskeleye çarpıyordu. Martılar alçalıp yükseliyor, telaşla çığlık atıyorlardı. Uzun uzun denize, karşı kıyılara baktı. Anadolu geride kalırken Avrupa dalga dalga yaklaşıyordu; "İstanbul Avrupa'nın anahtarı."diye düşündü. Avrupa karşı kıyılardan binaları, yolları, insanları ile başlar. Fatih'in açtığı bu kilit medeniyet dünyasını binlerce adım yaklaştırmıştır bize...
Seyyardan aldığı çayı karıştırdı. Dudaklarına götürdü. Bir yudum aldı. Damağında dolandırdı, yuttu; "Çayı bile farklı."
Dalgın gözleri ile sağında solundaki kendi halindeki insanları gözlemledi.
Milyonlarca insan vardı. Bu kalabalığa ilk kez dalacaktı. Tren istasyonlarının, araba terminallerinin sırtları denkli, elleri sepetli insanlarından farklıydı o. Birkaç gün kalacak, ulaşabildiği güzellikleri yaşayacak, camilerini, Yerebatan Sarnıcı’nın, kalın surlarını, burçlarını dolaşabildiğince dolaşacaktı. Film karelerinden uzak, fotoğraflardan daha canlı, insan nehri içinde akıp gidecekti; "Şu tanıdık gelen yüz hangi filme ait, adı, evet adı neydi?"
Ne fark ederdi sanki. Ünlü ünsüz o da kendi gibi biriydi. Belki meraklı yüzler üstüne kilitlenecek, imza isteyenleri, birlikte foto çekilmek isteyenleri olacak, kendindeki huzuru olamayacaktı. Bir martı ta önüne kadar geldi. Bir diğeri suya indi çıktı.
Bir sigara yaktı. Nefesledi. Dumanı esintiye üfledi. İrili ufaklı onlarca deniz aracı denizde hareket halinde. Boğaz'ın gerdanlığı köprü uzaktan iki yakayı tutmuş bırakmıyor.
Gözlerini kapadı. Esintiyi hissetmeye çalıştı;
"İstanbul yaşanmalı.."
Bir yerlerden öyle kalmış aklında. Kıyı yaklaştıkça, insanlar devinmeye başladı. Koca gövde kıyıya yaklaştı, yaklaştı. Homurtular çıkararak durdu. Karıncalar tekrar hareketlendi. Yüzlerce karıncadan biri de kendisiydi. Adımları iskeleye deyince ilerledi, ilerledi. Ayaklarının altında Avrupa serilmiş yatıyordu.
Ve o artık buradaydı. Kendisini içine almış bırakmıyordu. Sırt çantasını yokladı. Kayışlarını gözden geçirdi.



















