AKŞAMIN COŞKUSU
Akşamın turuncu kızıllığı,
ufkun omuzlarına usulca yaslandı.
Gün, son ışıklarını
denizin avuçlarına bırakarak çekildi.
Hava karardı, kararacak...
Gümüşten bir hilal gibi yükselen ay,
utangaç bir tebessümle Venüs'e göz kırptı.
Venüs, akşamın koynuna düşen gümüş bir inciydi;
Işığını denizin yüreğine serpti.
Sanki gökyüzüyle deniz,
sessiz bir sevda türküsü söylüyordu.
Deniz derin bir ah çekti.
Ayı da Venüs'ü de
kollarına alıp seyre daldı.
Hafif esen rüzgârın eşliğinde
dalgalar emekleyerek
sıra sıra kıyıya dokundu.
Her dokunuş, kumlara yazılmış
sessiz bir sevda mektubuydu.
Ben de üçünü birden
akşamın coşkusuyla seyre daldım.
Doğanın açık seçik aşkına,
sulara sarılarak eşlik ettim.
İçimde büyüyen huzur,
yüreğime uzun zamandır uğramayan
bir misafir gibi yerleşti.
Ayın, Venüs'ün ve denizin büyüsünde
içim tarifsiz bir mutlulukla doldu.
Dilime o tanıdık ezgi usulca ilişti:
"Çok güzelsin, çok...
Çok özelsin, çok...
Seni veren Allah'a şükürler olsun..."
Ay, denizi aydınlatırken,
rüzgâr saçlarımı okşadı,
dalgalar ayak izlerimi öptü.
O an anladım,
mutluluk;
Ayın denize bıraktığı iz kadar sessiz,
bir şükür kadar derinmiş.
"Eyvallah..." dedim geceye.
Kumlara bata çıka,
şarkımı mırıldanarak
evin yolunu tuttum.
Arkamda deniz,
başımın üstünde ay ve Venüs...
Yüreğimde akşamın hiç dinmeyen coşkusu,
dilimde ise hâlâ o tanıdık ezgi.
***



















