TRUVA EDEBİYAT DERGİSİ'NİN FARKI
Bu makaleyi Seher USLU’nun "Bu gruba bağlılığınız için hepinize teşekkür ederiz. - Truva Edebiyat Dergisi" ibareli paylaşımından esinlenerek yazdım.
İnsanlık tarihi bir bakıma mücadeleler ve kazanımlar tarihidir. İnsanlığın bugün kullanırken farkında olmadan kullandığı kazanımlar ağır bedellerle elde edilmiştir.
En çarpıcı olanlardan biri Yunan mitolojisinde ateşin insanlığın kullanımına sunulmasıdır. Olimpos Dağı'ndaki tanrılar katında bolluk ve bereket içinde ısınarak yaşayan tanrıların yanında, dağın eteklerinde aç, susuz, üşüyen Atina halkı yaşardı. Prometheus ateşin tanrılar katındaki ayrıcalığı çalıp insanına sunandır.
Çalınan ateş bilim ve uygarlığın da simgesidir. Kendinden habersiz ateşin hediyesine kızan Zeus Prometheus’u, Kafkas Dağları'nın yamaçlarına zincirletmiş. Kartallara, yırtıcı kuşlara organlarını yedirmiştir. Nice zaman sonra halk kahramanı Herakles kartalı öldürüp Prometheus’u zincirlerinden kurtarmıştır ve nihayetinde insanlık ısınabilmiştir. Elbette bu bir bilimsel bilgi değil. Bir epope. Söylence. Tevatür. Hatta bir hüsnütalil (normal bir olayı güzel bir sebebe bağlama…) Bizim günlük hayatımızı kolaylaştıran her şeyin bir bedeli var.
Katolik Kilisesinin otoritesini ve hatalı uygulamalarına karşı Martin Luther ve Jean Calvin öncülüğünde reform hareketi sonucu doğan Protestanlık, bir bedelle kabul görmüştür. Kilise ile devlet arasındaki yetki kavgalarında, Papa VII. Gregorius, İmparator IV. Heinrich din dışı anlamına gelen aforoza tabi tuttu. Kral af dilemek için Alpleri aşarak İtalya’daki Canossa Kalesi’ne karda kışta yalınayak gitti. Günlerce kale kapısında pişmanlık için bekledi. Günlük dilde "Canossa’ya gitmek" kişinin istemeyerek de rakiplerine boyun eğmesi anlamına gelir.
Bu Canossa'ya gitmek davranışı Galileo’da olmadığı için 1633 yılında Engizisyon Mahkemesi'nde yargılandı. Dünyanın, evrenin merkezi olmadığı, yuvarlak olduğu ve Güneş’in etrafında döndüğünü savunduğu için Katolik Kilisesinin tepkisini çekti. Görüşlerinden vazgeçmedi. Ömrünün son yıllarında bedel ödedi. Atina'da gençlerin aklını çelmek ve şehir tanrılarına inanmamakla suçlanan Sokrates, MÖ 399 yılında mahkeme kararıyla idama mahkûm edilmiş ve cezası olarak kendisine sunulan bir kadeh baldıran zehrini içerek hayatına son vermiştir. Aristoteles (Aristo) hakkında tanrılara saygısızlık etmekle ilgili dava açılınca Sokrates’in kaderini yaşamak istemediğinden Atina’dan ayrıldı.
Hezarfen Ahmet Çelebi Galata Kule'sinden Üsküdar’a yaptığı uçuşla Padişah IV. Murat’ın ilgisini çekmiş ancak bu yeteneklerin dinen ve siyaseten tehlikeli olduğu sonucuna varılarak 1640 yılında Cezayir’de sürgünde ölmüştür. Vatan Şairi Namık Kemal; Vatan yahut Silistre oyunun aşırı ilgi çekmesi üzerine, 1873 yılında gönderildiği Magosa sürgününde fikirleri ve hürriyet mücadelesi uğruna nemli, sıtma yayan, haşereli hücrelerde yargılanmadan 38 ayını geçirmiştir.
Bağdat Beytü'l-Hikme / Bilgelik Evi (1258): Moğol komutanı Hülâgû Han'ın Bağdat'ı kuşatması ve ele geçirmesi sırasında, dönemin en büyük bilim ve çeviri merkezi olan kütüphanedeki sayısız felsefe, tıp ve matematik eseri Dicle Nehri'ne atılmış ve ateşe verilmiştir.
Bunlar benim bildiklerim, şüphesiz insanlık ve uygarlık tarihinde birçok örnekleri vardır. Bilginin, bilimin, medeniyetin, keşif ve buluşların kolay bir kazanımla bize armağan edilmediğini bilmekte fayda var.
Truva'dan önce bir yazının iletiminde çok zorluklar yaşanırdı. Dergilerin kapısında âdeta günlerce bekletilirdiniz. Birçok denemeden ve aşırı ısrarlardan sonra her şey yolunda giderse bir-iki yazınız lütfedilip yayınlanırdı. Ben şahsen bunu çok yaşadım. Elbette yeterlikler tartışılır. Estetik ilk denemede ulaşılacak bir mertebe de değildir. Ustalığa ulaşmak için çıraklık, kalfalık taşların basmanıza müsaade etmeye cömert davranılmazdı.
Bugün Truva Edebiyat Dergisi'nde yeterince bu tamlığa ulaşmamış bana ait birçok yazıya da izin verilmiştir. Bu fırsat verilmezse nasıl ulaşırız yetkinliğe? Kendisi hatırlamaz, "Yazılar çok yoğun daha nitelikli olsa." dediğim bir konuşmadaki serzenişim karşısında Sami ÇELİK Bey'in "Bırakın yazsınlar zamanla düzelir." deyişini asla unutamam. Mensubiyet, inanç, siyaset, grup aidiyeti abartıldığında özgür yazma iklimi boğulur, yeni yazma girişimcilerinin önüne barikat oluşturur.
Truva Edebiyat Dergisi bu manâda Olimpos Dağı'ndaki tanrılar katındaki ateşi çalarak; soğuktan üşüyen Atina halkına armağan eden bir çabanın adıdır. Sürçülisanım olduysa affola.
Saygılarımla…
***


















