Advert

Turgut Uyar / Neşe Kazan

Neşe Kazan -TURGUT UYAR

BİYOGRAFİ - 30-08-2026 18:40 82 kez okundu.

Turgut Uyar / Neşe Kazan
Advert

TURGUT UYAR
(4.08.1927 – 22.08.1985)

Trenin pencerelerine vuran yağmur damlaları, parmak uçlarımdan süzülen o eski, ritmik kederi silip süpürürken kompartımanın kasvetli soğuğunda kendi içime çekildiğimi; onun o son görünüşünün, bir tren garının buğulu camları arkasında eriyip giden sarı ceketinin ve el sallayışındaki o mecburiyetin ruhumda bıraktığı boşluğun kolay kolay bir nesneyle, bir imgeyle dolmayacağını o an anladım.

Kelimelerin beni yavaş yavaş terk ettiğini, zihnimde kıvrılan dize taslaklarının birer birer kuruyup dağıldığını hissettikçe bugüne kadar kağıda döktüğüm her şeyin eksik, her şeyin bu büyük sessiz kopuşun yanında yetersiz kaldığı duygusu benliğimi sarıyordu çünkü artık anlatılacak bir kırgınlık değil, ancak susulacak bir mağlubiyet vardı.

Bir şehirden diğerine taşınan memuriyet eşyalarının, tozlu dosyaların ve hiç bitmeyen günlük telaşların arasında geçen günlerin, insanı usulca içinin o şiir kuran gizli odalarından uzaklaştırdığını, hayatın sert ve yalın kat gerçekliğinin hayal gücünün inceliklerini nasıl birer birer törpülediğini gördükçe kalemi her elime alışımda karşıma çıkan o aşılmaz duvar beni büsbütün dilsizleştiriyordu.

Şiir, “İnsanın içindeki o ilk çatlağın sesidir.” diye düşünürdüm hep fakat şimdi o çatlak o kadar derinleşmiş, o kadar genişlemişti ki içine düşen her dize, henüz dudaklarımdan dökülmeden karanlık bir uçurumun içinde kaybolup gidiyor, bana sadece koca bir yankı ve ardı arkası kesilmeyen sessizlik bırakıyordu.

Zamanın üzerine biriken yıllarca sürmüş o katman, ne yazılan bir mektupla ne de bir başkasının sesinde aranan o eski incelikle aralanabildi. Dünya kendi ritminde dönmeye, kalabalıklar sokaklarda akmaya ve ben o kalabalıkların tam ortasında kendi ıssızlığımı taşımaya devam ederken içimdeki o imge fabrikasının çarkları büsbütün durdu. Belki de yeniden konuşabilmek, hayatın ve o unutulmaz ayrılığın bende bıraktığı tortunun tamamen çökelmesini, acının kabuk bağlayıp nihayet nesnel bir biçim almasını beklemeyi gerektiriyordu çünkü insan belki de en çok sustuğu yerden, en uzun kaldığı o karanlık dehlizden ayağa kalkabilmek için önce tam anlamıyla yok olmayı göze almalıydı.

Ve nihayet uzun yılların ardından, içimdeki o kurak toprağa ilk yağmur damlası düştüğünde, üzerimdeki o ağır suskunluk zırhı çatladı ve ellerim yeniden o tanıdık, ama bu kez çok daha çetin ve sarsıcı olan kağıda uzandı:
İki insan çeşiti vardır:
Biri anlatır, biri dinler.
Sen ben olacaksın Turgut, ben de sen.
Bakalım hangimiz daha güzel anlatacak?

HAYATI
Turgut Uyar, 4 Ağustos 1927’de Ankara’da doğdu. Babası Hayri Bey, harita subayıydı. Babasının görevi nedeniyle çocukluğu farklı şehirlerde geçti. İlk öğrenimine İstanbul’da başladı; daha sonra Ankara’da devam etti. Ailesinin maddi koşulları nedeniyle ortaöğrenimini yatılı askerî okullarda sürdürdü. Konya Askerî Ortaokulu’nun ardından Bursa Işıklar Askerî Lisesi’ni bitirdi. 1947’de Askerî Memurlar Okulu’ndan mezun oldu. Henüz çok genç yaşta, 1947’de Yezdan Şener’le evlendi.

Bu evlilikten Semiramis, Tunga ve Şeyda adlarında üç çocuğu oldu. Uyar, yirmi bir yaşındayken ilk görev yeri olan Posof’a atandığında evli ve bir çocuk babasıydı. Ardından Terme ve Ankara’da görev yaptı. Uzun yıllar askerî bürokrasinin içinde yaşadı. 1958’de, yüzbaşı rütbesindeyken ordudan ayrıldı. Ankara’da Türkiye Selüloz ve Kâğıt Sanayii’nde çalışmaya başladı. Böylece askerî hayattan uzaklaşıp sivil bir çalışma düzenine geçti. İlk evliliği 1960’ların ortasında sona erdi. 1966’da İstanbul’a yerleşti.

Bu dönemde Tomris Uyar’la yakınlaşmaya başladı. İlişkileri başlangıçta mektuplar üzerinden gelişti. İki yıl kadar süren bu yakınlaşmanın ardından 1969’da evlendiler. Tomris Uyar’la evliliğinden Hayri Turgut Uyar dünyaya geldi. Böylece Turgut Uyar, ilk evliliğinden olan üç çocuğuyla birlikte dört çocuk babası oldu. İstanbul’daki yaşamında Tomris Uyar’la birlikte edebiyat çevresinin içinde yer alsa da günlük hayatı yalnızca edebiyatla sınırlı değildi; aile yaşamı, geçim, sağlık sorunları ve gündelik sorumluluklarla iç içe devam etti.

1969 yılında emekliye ayrıldıktan sonra yaşamının geri kalanını İstanbul’da geçirdi.

Hayatının son yıllarında sağlık sorunları yaşadı. 22 Ağustos 1985’te İstanbul’da, 58 yaşındayken hayatını kaybetti. Aşiyan Mezarlığı’na defnedildi.

ARDINDAN
Cemal Süreya’nın tepkisi açık biçimde hayranlık ve yas içerir. Günlüğüne Turgut Uyar’ın ölümünden sonra şu değerlendirmeyi yazmıştır: “Şairlerin hası öldü. Bence, Nâzım’dan sonra şiirimizin en büyük kaybıdır.”

Bu, Uyar’ın yakın arkadaşı olan Süreya’nın onu ne kadar yüksek bir yerde gördüğünü gösteriyor. Süreya’nın Uyar’ın ölümünden sonra onun adına bir şiir de yazdığı akademik çalışmalarda aktarılır.

Fakat Attila İlhan’ın tavrı tam tersine çok sertti. İlhan’ın yönettiği Sanat Olayı dergisinin Ekim 1985 sayısında, Uyar’ın ölümünün hemen ardından “Şairler Ayakta Ölür” başlıklı bir başyazı yayımlandı. Tomris Uyar, yıllar sonra bu yazıyı değerlendirirken edebiyat çevresinde büyük öfke yarattığını ve İlhan’a ağır cevaplar verildiğini özellikle belirtti.

Burada önemli bir ayrıntı var: Tomris Uyar bu yazıyı yalnızca eleştirmiyor; İlhan’ın tutumunu “hırs” ve “kibir” üzerinden değerlendiriyor. Dolayısıyla ölümünün hemen sonrasında Uyar hakkında edebiyat çevresinin bütünüyle aynı fikirde olduğu söylenemez.

Bir tarafta Cemal Süreya:
“Şairlerin hası öldü.”
Diğer tarafta Attila İlhan: Uyar’ın ölümünün hemen ardından onu eleştiren, oldukça sert bir yazı kaleme alıyor. Bu karşıtlık, Turgut Uyar’ın ölümünden sonra oluşan atmosferi çok daha gerçek kılıyor. Bir yanda dostunun yokluğuyla sarsılan bir şair, diğer yanda edebî görüş ayrılığını ölümün hemen ardından bile sürdüren başka bir şair var.

Ayrıca Tomris Uyar'ın 1999'da yayımlanan “Şiirde Dün Yok mu” derlemesinde, Uyar'ın ölümünün ardından yazılmış metinleri bir araya getirirken özellikle bu Attila İlhan yazısını da dahil ettiği görülüyor.

Bir başka önemli nokta da şu: Turgut Uyar’ın ölümünden sonra onun değeri konusunda olumlu değerlendirmeler yalnızca yakın arkadaşlarından gelmedi. Bugün de edebiyat tarihçileri Uyar’ı modern Türk şiirinin temel isimlerinden biri olarak değerlendiriyor ancak ölümünün hemen sonrasındaki tepkileri araştırırken sonradan oluşan bu genel kabulü 1985'teki herkesin ortak görüşüymüş gibi yansıtmamak gerekiyor.

Turgut Uyar öldüğünde 58 yaşındaydı ve arkasından yalnızca “büyük şairdi” diyenler çıkmadı; dostları yas tuttu, bazıları onu yüceltti bazıları ise ölümünden hemen sonra bile onun şiir anlayışıyla hesaplaşmayı sürdürdü.

ESERLERİ

Şiir
1950: Arz-ı Hal, 1952: Türkiyem, 1959: Dünyanın En Güzel Arabistanı, 1962: Tütünler Islak, 1968: Her Pazartesi, 1970: Divan, 1974: Toplandılar, 1982: Kayayı Delen İncir
Toplu şiirleri
1981: Toplu Şiirler, 1984: Büyük Saat 
İnceleme
Bir Şiirden (1984), Korkulu Ustalık (2009)

ÖDÜLLERİ
1948: Kaynak Dergisi, Arz-ı Hal ile ikincilik
1963: Yeditepe Şiir Armağanı, Tütünler Islak ile
1975: Türk Dil Kurumu Çeviri Ödülü, Lucretius'tan Evrenin Yapısı çevirisi ile (Tomris Uyar'la birlikte)
1981: Behçet Necatigil Şiir Ödülü, Kayayı Delen İncir ile
1984: Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü, Büyük Saat ile

KAYNAKÇA
*https://www.biyografya.com/tr
*https://www.aa.com.tr/tr
*https://www.yapikrediyayinlari.com.tr
*https://www.turkedebiyati.org
*https://www.antoloji.com
*https://teis.yesevi.edu.tr
*https://www.haberturk.com
*https://www.aa.com.tr
* https://tr.wikipedia.org

***


Editör: Deniz İmre

Advert
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
Friedrich Nietzsche / Neşe Kazan

Friedrich Nietzsche / Neşe Kazan

29-08-2026 - BİYOGRAFİ

Tevfik Fikret / Neşe Kazan

Tevfik Fikret / Neşe Kazan

27-08-2026 - BİYOGRAFİ