ZAMAN MEKAN DEĞİŞSE DE
Zaman mekân değişse de...
Enteresan ve çok ilginç anılarım var birikmiş.
Patlayıp bir gün isimleri vererek yazacağım.
Kıyamıyorum işte kimseye.
Bir depo, beş depoda çalışanımız var.
Ki, bir dönem...
Birini babası rica etmiş almışız, birini biraderim, birini biri.
"Sahip çık Sami şuna"
Sahip çıktım da elimden geldiğince bir baktım bana sahip çıkan kalmamış.
Bit pazarında satışa çıkarılmışım.
Küçük bir iki şey paylaşayım da...
Onlar kendilerini bilirler.
Boş boş konuşup tepemi attırmasınlar.
Gergin zamanlarımda ağzımın fermuarı olmaz.
Dökerim ne var ne yok ortaya.
Kalkamazlar altından.
Bu da benim hiç sevmediğim ama maalesef bir tarafım.
Neyse...
Gelelim derin mevzuya.
Sonra öğreniyorum bu depoda görevli kardeşlerimin, biri depoda çalışırken dördü yandaki kahvede okey oynuyormuş.
Mesai...
Yahu ben bilmiyor muyum o depodaki işleri zaten bir kişi fazlasıyla yapar.
İşte, hatır var ya, rica var ya, bir gence sahip çıkmak var ya.
Hey Yarabbim!
Bunu duymama rağmen hiçbirine kıymadım.
Yedi araç Anadolu'yu karış karış dolaşan ve yaklaşık 35 kişilik satış ekibimiz var.
Hepsi benim için çok kıymetli.
Bir tanesi var.
Giyim, kuşam, paltosunun yakalarını kaldırması...
Bakışları, konuşma tarzı o dönemin çok izlenen bir dizisinin başrol oyuncusu.
Mafya dizisi...
Hoş, ben de kaçırmazdım ya o diziyi neyse…
Bu kardeşim her gittiği yerde, satışta kitap yerine beni satıyor...
Pek para etmiyormuşum ki...
"Ben olmasam, Sami Çelik aynı gün batar. Ben olmasam Sami Çelik hiç" vs... vs...
Bu kardeşim eşinden ayrılmış. Yaşadığı ilde büyük sıkıntıları var.
İstanbul'dan ev bulduk. Eşiyle barıştırdık. Altına arabasını verdik ve “işine bak" dedik.
Hayatını düzene soktuk.
Sanki o benim hayatımı düzene sokmuş ve her gittiği yerde, "ben olmasam Sami Çelik olmaz."
Sen kimsen artık…
Ben elimi çektim.
O,
Battı...
Düzenini kurmuş, eşiyle güzel bir hayat yakalamışken şimdi...
Ortalarda yok.
Aile hayatı yok...
İşi yok, gücü yok.
Yine...
Grup çalışmalarımızda ötekileştirilmeye çalışılan, dışlanan, iki lafı bir araya getirip, bir satırı düzgün yazamayana destek verdik.
Gücümüz nispetinde elinden tuttuk.
"Ben olmadığım için son ödül gecesine az gelen oldu. Ben tek tek arayıp davet edince geliyorlardı"
Hey Yarabbim.
Ha bir önceki ha bu durum.
Yahu hem gülüyorum, hem üzülüyorum.
Biz insanlara destek veriyoruz zannederken kötülük mü yapıyoruz bilemedim.
Sen kimsin ki sen çağırdın diye insanlar geliyor? Ya da insanlar sen yoksan yoklar mı?
Sen varsın diye varsa tek bir Allah’ın kulu olmasın.
Yazık!
Yazık!
Yazık…
Zaman, mekân, kişiler farklı.
Kafa aynı…
Bundan sonra benim hayatımda kim neyi hak ediyorsa onu görecek.
İyi niyet de bir yere kadar.
Patronum, reisim diye salya sümük dolaşanlar dahi aç karınlarını hırsızlıkla doyurdu.
Sustum ki herkes bunu biliyor.
Şimdi...
Her şeyi onlar biliyor, her şeyi onlar yapıyor öyle mi?
Sormadan lavaboya gitmeyenler “adamım” diye geziyor ortalarda.
Ya sabır.
Allah korkusu yoksa da, insan kuldan utanır yahu! Hadi o da kalmamış, suratlar asfalt...
Korkar korkar.
Bu adam o bizim elimizden tutarken bizim az yola girdiğimizde ona yaptığımız, çalıp çırptıklarımızı derse bizim için kan bağından da önemli olan prestij gittiği gibi suratımıza tükürürler diye.
İşte öyle.
Bu kadar yeter.
Kim üzerine ne alıyorsa alsın.
Bu aralar can burnumda.
Cuma günü babamı da tekrar hastaneye yatıracağım.
Onu da arayıp sormayanlar.
“Kıymete bindi” diye oralarda ayağıma dolaşmasın.
Vesselam…



















