YOLLAR
Çantası yanıbaşında. Oturduğu yerden etrafı izliyordu. İnsanlar tatlı bir telaş içinde oradan oraya koşuşuyordu. Karşıdaki bayan ve iki çocuk, biraz ötesindeki bastonlu bey, hele hele şu genç bayanlar, ayrı telaş ile yüklülerdi. O izliyordu. Şu yabancı kalabalık gözlerine doluyordu. İçindeki sessizlik, dışındaki gürültülerle çarpışıyordu. Hareket saatine daha epey vardı. Yanına elinde valizi ile bir bay yaklaştı.
- Oturabilir miyim?
- Buyrun lütfen.
Üzerinde koyu bir sigara kokusu. Burun direklerine çarptı.
- Merhaba.
- Merhaba.
- Yolculuk nereye?
- İzmir'e, sizin?
- Afyon.
Bir müddet öyle durdular.
- Bugün kalabalık galiba.
- Galiba.
- Ben, torunları görmeye gidiyorum.
- Torunlar kızınızdan mı, oğlunuzdan mı?
- Oğlumdan.
- Kaç tane?
- Üç. Iki oğlan, biri kız.
- Allah bağışlasın. Sevinçlerini yaşayın inşallah!
- İnşallah! Özledim onları. Salgın nedeniyle onlar gelemiyor. İşler güçleri var. Ben yalnızım. Yengen de sizlere ömür.
- Allah rahmet eylesin
- Amin! Oğlum kızına annesinin adını verdi. Hatırası onda yaşıyor.
- O halde kız torununuzu daha çok seviyorsunuzdur.
- Hepsinin yeri aynı. Gün gün büyüyorlar. Ben büyümelerini göremiyorum. Bir bakmışsın yürüyor, bir bakmışsın okula başlamışlar.
- Ayrı şehirde olunca öyle olur. Sizi burada bağlayan bir şey yoksa yanlarında olabilirsiniz.
- Gelin, diyor yanımıza.
Sesi kısıldı. Gözleri doldu. O, yavaşça dizlerine vurdu.
- Lütfen üzülmeyin. Onlar huzurlu olsun. Bu sizin içinde mutluluk olur.
Susuş uzadı. Genç adam müsade istedi. Karşı büfeye yürüdü. Büfeden üç adet çikolata alıp geldi.
- Bunları lütfen torunlarınıza veriniz.
- Zahmet ettiniz.
- Çocukları sevindirmek güzeldir. Belki ileride benim de olur.
- İnşallah!
- Aracım geldi. Bana müsaade.
- Hayırlı yolculuklar.
- Size de efendim.
Genç adam aracına hızlı adımlarla ilerledi. Geçip yerine oturdu. Onu gördü. Dalmış hali içine dokundu. Otobüs hareket edene kadar onu gözledi.
İçinden "İnşallah ben böyle bir şey yaşamam!" diyerek dönüp durdu...
***



















