YENİDEN DOĞUŞ
Şehrazat, akşam kocasıyla yapmış olduğu kavganın şıngırtılarını, gürültü ve patırtılarını da yanına alarak gözlerini yeni bir güne açtı. Kocası yatakta yoktu, neyse ki defolup gitmişti. Onu göremeyince bir “oh” çekti! İçine su serpildi.
Kocası, kendinden önce kalkıp gitsin diye uykulara sarılmıyor muydu? Şeytan görsündü yüzünü. Kavganın ardından evde her yere saçılan cam kırıklarını nasıl temizleyeceğini düşündü durdu. Evin altı üstüne gelmiş, kimi eşyalar devrilmişti. Kendinde iş yapacak derman bulamadı.
Akşamki kavgayı düşündükçe göğsü sıkışıyor, sanki o cam kırıkları onun ciğerine batıyor, nefes almakta zorlanıyordu. Ağır aksak kalkıp pencereye gitti ve perdeyi araladı. Güneş, yüzüne yeşil yelpaze tutan mahcup bir kadın gibi iri yapraklı ağaçların arkasından bakıyordu, gözleri kamaştı. Vakit öğleni geçmişti, gerinerek derin bir nefes aldı, vücudunun darbe alan yerlerinin ağrıdığını hissedince, gerinmeyi yarıda bıraktı. Her yeri çürümüş gibi ağrıyordu.
Artık evliliğinin dibe vurduğunu hissediyordu. En dibe!.. Devrilmiş eşyaların ve cam kırıklarının üzerinden hoplayarak geçti, kendine bir kahve yapıp sundurmaya çıktı. Evin içini görmekten kendisini men ediyordu. Akşama daha çok vardı. Düşünmeliydi… Enine boyuna düşünmeli… Bu evliliğin bu şekilde devam etmesinin imkânsız olduğunu artık biliyordu.
Evliliği heyelan geçirmiş, o ise altında kalmıştı. Sallanan sandalyesine oturdu ve etrafındaki yasemin çiçeğinin buram buram kokusunu içinin derinlerine dek çekti. Yaseminler ve toprak hareketlenip uyanmışlardı. Kapının önündeki sürgün çiçekleri çatlamış, betonların arasından sürüp gitmişti. Telefonu çaldı, asla bakmayı düşünmedi, telefonu tümden kapattı.
Dünya ile ilişiğini kesmeyi düşündü. “Annesi ve babası ona bu adamdan koca olmaz” demişlerdi de, o dinlememişti. Onu sarmalayan büyük bir pişmanlık içini doladı. Büyük bir pişmanlık…
Geçen hafta kocasının cebinden tek taş bir yüzük bulmuştu ve yüzüğü alıp saklamıştı. Dün akşam da bir mesajını yakalamıştı. “Sevgilim seni çok özledim” yazılı mesajını. Gerçi bu mesajı Nuri Baba ismiyle telefonuna kaydetmişti. Dün gece ise kocası telaş içinde karşısına geçip; “cebimden yüzük kayboldu sen mi aldın?” diye itiraf etmişti karısına. Hiç çekinmeden arsızca…
Şehrazat için bu soru; (benim bir sevgilim var) demekti zaten. “Sonunda bana bunu da yaptın?” diye bağırmıştı Şehrazat. Adamın gözlerinde erimiş bir maddenin oynak parlaklığı ve yanık yüzünde bir ekmek kabuğunun kırmızımtırak donukluğu vardı. Pişkindi, çok pişkin… Birikimlerini kumarda yediğini de biliyordu, geçen hafta kapıya gelen siyah takım elbiseli adamın, tefecinin adamları olduğunu da. Paraları kumarda kaybetmekle kalmamış, bir de tefeciden borç almıştı. Artık kapıya tefeciler gelmeye başlamıştı.
Ağlamak sızlamak istemiyordu, gözünden yuvarlanan son yaşı silerken, o gözyaşının içinde ne yaşanmışlıkların olduğunu düşündü.
Kendi adına olan eve de banka ipotek koymuştu. Kredi borçları ödenemezken, bir sevgili yapıp ona tek taş yüzük almak da neyin nesiydi? Kendi aptallığına veryansın etti. Kadınlık gururunun ayaklar altına alınmasını çoktan geçmişti, kendini artık kadın gibi bile hissetmiyordu. Bekârken, daha zengin olduğunu düşündü, hiç olmazsa bir evi vardı.
Şimdi o da yoktu. Gözlerini kapattı, izlediği belgeselleri anımsadı. Gözlerinin önünden bir kartal gelip geçti, sanki bana bak yaşantımdan örnek al” diyordu.
Kartalların yaşam tarzlarını anımsadı; Kartallar kırk yıl sonra pençeleri sertleşip esnekliğini kayıp ederlerdi. Bu nedenle avlarını pençeleriyle kavrayıp tutamazlardı. Gagası uzar ve göğsüne kıvrılırdı. Tüyleri kartlaşır, kalınlaşır ve kanatlarına takılmaya başlardı. Artık kartalın uçması iyice zorlaşırdı.
Dolayısıyla kartalın burada iki seçimi vardı. Ya ölümü seçecek ya da yeniden doğuşun acılı ve zorlu süreci göğüsleyecektir. Bu yeniden doğuş süreci yüz elli gün kadar sürecektir. Bu yönde karar verirse kartal, bir dağın tepesine uçar ve orada bir kaya duvarda yuvasını kurar orada yenilenme sürecine girerdi. İlk iş olarak kartal gagasını sert bir şekilde kayaya vurmaya başlar, en sonunda kartalın gagası yerinden sökülür ve düşerdi.
Kartal bir süre yeni gagasının çıkmasını bekler, gagası çıktıktan sonra bu yeni gaga ile pençelerini yerinden söker çıkarırdı. Yeni pençeleri çıkınca kartal bu kez eski kartlaşmış tüylerini yolmaya başlardı. Beş ay sonra kartal, kendisine yirmi yıl veya daha sürecek yaşam bağışlamış, sonra da yeniden doğuşun o meşhur uçuşunu yapmaya artık hazırlanmış olurdu.
Kartalların hayatı Şehrazat’a bir ışık olmuştu. Onlar gibi olmaya karar verdi. Zoru seçecekti. Eskiye dair ne varsa söküp atacaktı. Önce kendini yenileyebileceği güvenli bir ortam bulmalıydı, ailesinin evine geri dönmeye karar verdi. Orada eskimiş ve yıpranmışlık adına ne varsa söküp atacaktı. Hatta başını taşlara vura vura da olsa bunu yapacaktı.
Kaybettiği yıllara acırsa eğer asla bu evi ve kocasını terk edemezdi. Oysaki Şehrazat’ın “Ben de kartallar gibi olacağım” dedikten sonra ilk iş olarak acımasız olmaya karar verdi, bundan sonra yalnızca kendini düşünecek ve yeniden doğuşun evrenselliğine karışacaktı. İlk uçuşunu yapmak için ayaklandı, bavulları hazırlamak için hızlı adımlarla sundurmadan ayrıldı.



















