Advert

Yazmaya Başlayınca / Hamdi Tabanlı

Yazan: Hamdi Tabanlı -YAZMAYA BAŞLAYINCA

ÖYKÜ - 12-06-2024 15:55 778 kez okundu.

Yazmaya Başlayınca / Hamdi Tabanlı
Advert

YAZMAYA BAŞLAYINCA

Sivrihisar Eşrafından Keçeci Âlim Güvenin Kızı Emine ile evli olan Söğütlü Dedem Muallim Hüseyin Nazmi’nin tayini Eminekin  köyünden  Köyümüz Körhasan'a çıkınca, yakın köy, hepsi hepsi 6-7 km , hiç düzenimizi bozmayalım bir kapı da orada açalım nasıl olsa okulun lojmanı da var diyerek genç olan ikinci hanımını alıp Körhasan’da da bir kapı açar.... İki köy de birer hanım, arada git gel yapan Nazmi Hoca’ya günün birinde ağır hasta olarak yatağında yatan Mehmet Ağa’dan bir haber gelir...

Haberi getiren ağanın büyük oğlu Vahit’tir... Vahit hoş beşten sonra lafa girer...

- Hocam, babamın selamı var, eğer münasip görürseniz, Allah’ın emri  peygamberin kavliyle kızınız Kudret’i, kardeşim Celal için istemeye geldim.

Muallim Nazmi, Mehmet Ağayı iyi tanıyor, ama şaşkın. “Ya nasip! Hele sen git, babana benden selam söyle, hanımlarla ve kızımla bir görüşeyim.“ der. 

Ama aklına takılan şey, bu Mehmet Ağa bende yetişkin kız olduğunu hasta yatağındayken nerden öğrendi ki? Oysa kızım daha dün geldi, geçen bayram öncesi. Nereden haber aldı ki?

Halbuki, ağanın kızları hocanın evine bayramlaşmaya gelirler, o arada kızıyla tanışırlar ve ona derler ki; “Sakıncası yoksa, hadi birlikte bayramlayalım büyüklerimizi.”

İkinci annesinden müsade alan genç kız Kudret , memnundur zîra yeni arkadaşlar edinmiştir. Yakın bir kaç akrabayı ziyaretten sonra arkadaşlarıyla birlikte onların evi nede giderler. Eh! Oraya varıpta arkadaşlarının babasının elini öpmeden, bayramlaşmadan gidilir mi?!

Mehmet Ağa hastadır, hem de ağır hasta, kah yatarak kah  oturarak  gelip gidenleri ağırlar... İşte öyle bir zamanda ağanın kızlarıyla birlikte bir kız daha girer içeri... Kızlar bayramlaşır ve çıkarlar. Ağa hanımlarına sorar.

- Kim bu kız çocuğu, kimin misafiridir?

- Nazmi Hoca’nın kızıymış... Biraz da analığının yanında kalmaya gelmiş derler.

Ağa, uzandığı yatağından tekrar doğrulur ve hanımlarına der ki, bana Vahit’i çağırın... Vahit ağanın büyük oğludur... Henüz 30 yaşındadır... Köyde muhtarlık da yapmış , yerini yurdunu bilen saygın birisidir.

- Buyur baba, beni çağırmışsın...
- Oğlum, şurada burnumuzun dibinde hazır kız varmış da ne sağda solda kız ararsınız kardeşine.

Oğul Vahit’in de Nazmi Hoca’nın kızından  yeni haberi olur... Zira kız, hocanın öğretmenlik yaptığı yakın köyde annesiyle kalmaktadır ve tüm işleri de oradadır. Bir bayramlığına çok sevdiği, kendinden bir iki yaş büyük olan analığının yani abla dediği, kardeş gibi geçindiği ikinci anasının yanına gelmiş, orada da Mehmet Ağa’nın gözüne takılmıştı! Ama tesâdüf ama tevâfuk ama kaderin bir cilvesi deyin, olan olmuş çok geçmeden Muallim Nazmi’nin Kızı , Mehmet Ağanın oğlu on sekiz yaşındaki Celâl'in eşi oluvermişti.

Kudret Hanım, hem eşini hem de yeni âile fertlerini sevmişti. Sanki o ailenin içinde doğmuş büyümüş biri gibiydi. Mehmet Ağaya gelince, o, gelinini görmüş tanımıştı ama, gelin geldiğini görememişti. Zira ölüm onu düğünden önce almış, düğünüde iki ay geciktirmişti. Yıl ise 1945’ti.

Gel zaman git zaman, aylar yılları kovalar, yıllar ise olayları doğurur. 1954 yılına gelindiğinde ise, 5 yaşına kadar tekmelediği, ara sıra saçını başını yolduğu ebesinin sırtında büyüyecek olan Hamdi dünyaya gelir. O yıllarda da Muallim Nazmi’nin de emekliliği gelmiş, aldığı bir kararla iki hanımını diğer çocuklarıyla birlikte alarak çoktan şehire taşınmıştı. Hocanın ilk hanımından tek çocuk olan kızı Kudret ise gelin olduğu köyde kalmıştı...

Muallim Hüseyin Nazmi, cumhuriyetin ilk öğretmenlerindendir. İstiklal Harbi’nde Ankara Hükümeti’nin hafiyesi olarak asıl  memleketi olan Söğüt’e gönderilir. Zira baba ocağı oradır. Orada doğup büyümüş tahsilini ise İstanbul'da muallim mektebinde yapmıştır. Eskişehir, Bilecik civarında topladığı istihbaratı Ankara’ya getirmiş, savaş sonrası kendisine farklı makamlarda yer teklif edilse de, o hakkı olan öğretmenliği tercih etmiştir.

Muallim Nazmi, Eskişehir’e taşınınca İstikbal gazetesinin baş yazarı olarak yazmaya başlar. Arkasından oğlu emekli öğretmen olan Reşit Hoca (Dayım) da aynı yolda devam ederken dedim ki; “Bu kervanın durmaması lazım.” Biz ne güne duruyoruz burada. 

Biz de yazalım bir şeyler, tıpkı şair ve yazar olan dayımın dediği gibi; “Yaz oğlum  yaz! Bir gün gelir mutlaka bir okuyanı olur.”

 

Advert
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
Görünmez Duvar / Nevin Bahtışen

Görünmez Duvar / Nevin Bahtışen

13-05-2026 - ÖYKÜ

Kokusu Kalan Mektup / Nevin Aktekin Gülfırat

Kokusu Kalan Mektup / Nevin Aktekin Gülfırat

12-05-2026 - ÖYKÜ