YAŞLANDIĞIN GÜN
Ömür dediğin ne yaman kiralık sofra
Türlü türlü yiyecek bulundurur masada
İçeceğin bir bardak su yiyeceğin bir kuru lokma
Onlar da bir bir dizilir boğazına
Yutamazsın yaşlandığın gün
Ömür dediğin bir rüya bir hülyalı düş
Biraz da sen oyalan biraz da sen peşine düş
Dönüp baksan etmez üç beş kuruş
Satarsın da almaz felek yaşlandığın gün
Ömür dediğin rafa kaldırılan bohça
Arada açıp bakarsın ne emekler gitmiş boşa
Başını vursan nafile taş bilmez kalbi yoksa
Gözünden yaşı silmez felek yaşlandığın gün
Ömür dediğin takvimin yok haftası ayı
Çiçek açar yemiş verir köklenir toprağı
Aniden rüzgâr eser soğuk vurur kurur otağı
Kış olur yaprak döker yaşlandığın gün
Ömür dediğin sahne bitmiş çekilmiş perde
Ses seda kesilir işin bitince
Dost bildiklerin terk eder
Biraz belin bükülünce
Hele bir de evlatların vefasız ise
Çalınmaz olur kapın yaşlandığın gün
Ömür dediğin tesbihte saydığın tane
Dizlerin taşımaz eziyet ayaklarına binince
Yılların yorgunluğu omzuna daha bir çökünce
Son tane de düşsün istersin yaşlandığın gün
Ömür dediğin dört kenarlı karanlık duvar
An gelir unutulur sararır üstünde kurur otlar
Uğramaz yurduna o sefalı vefasız kuşlar
Senli yaşananları da gömmüşlerdir
Öldüğünü bildikleri gün
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz



















