UMUDUN YAZARI
İkra daha kundakta bir bebekken şehrin kalabalığından uzakta, eski bir caminin avlusunda terk edilmiş hâlde bulundu. Kimsesizliği, soğuk taş duvarların arasında yankılanıyordu sanki. Kısa bir süre sonra onu sıcak bir yuvadan çok, soğuk koridorlarıyla bilinen bir yetiştirme yurduna götürdüler.
Yıllar geçti. İkra büyüdü. Yalnızlığı, ona kitapların dünyasına sığınmayı öğretti. Kelimelerle kurduğu bağ ise onu hayata bağlayan tek şeydi. Geceleri yatağında oturup hayallerini kağıda dökerdi.
Belki de bu yalnızlık onun en büyük gücü olmuştu. Yıllar içinde İkra’nın kalemi güçlendi, hayal gücü derinleşti. Ve sonunda o küçük kız şehrin en tanınan yazarlarından biri oldu. Kitapları, yalnızlığın ve umudun hikâyeleriyle doluydu. Her biri, kendi yalnızlığından doğan birer başyapıttı.
Ancak İkra’nın bilmediği bir şey vardı. Onu caminin avlusuna bırakan annesiydi. Genç bir kadındı ve büyük bir aşkla evden kaçmıştı. Maalesef aşk zamanla kâbusa dönmüş, sevdiği adam şiddet gösteren ve hakaretler eden biri olmuştu. Ve bir gece artık dayanamadı. Uğruna kızını terk ettiği adamdan kaçtı. Tek sığınağı, yıllar önce caminin o avlusuydu. Belki kaderin bir cilvesi belki de annelik içgüdüsüydü; bilinmez, ama o gece İkra’nın annesi, kızının yazdığı kitabı okudu. Her bir kelime kalbine hançer gibi saplandı. Kızının yalnızlığı vicdanını sızlattı. Ve o an İkra'yı bulmaya karar verdi.
İkra’nın annesi, kızını bulabilmek için araştırmalara başladı. İlk once yetiştirme yurduna gidip bilgi topladı. İkra’nın kitaplarını okuyup röportajlarını izledi. Kızının her kelimesinde her cümlesinde kendi yalnızlığının acısını buldu.
İkra’nın imza günlerinden birinde adresini öğrendi. Kalbi hızla çarparak, imza gününün düzenlendiği yerde kalabalığın arasına girdi. İkra'nın önünde uzun bir kuyruk vardı; hayranlarıyla sohbet ediyor, kitaplarını imzalıyordu. Annesi kalabalığın arasında, kızını ilk kez bu kadar yakından gördü. Yıllar sonra kaybettiği parçayı bulmuş gibiydi ama boğazına bir yumruk oturdu. Cesaret edemedi.
Kızına, "Ben senin annenim" diyemedi. Kalabalığın içinde gözyaşlarıyla oradan ayrıldı. Arkasında geçmişin acısı ve geleceğin belirsizliğiyle dolu bir boşluk bırakarak...
Günler birbirini kovaladı. Kadın, her güne "Bugün söyleyeceğim." umuduyla başladı ancak cesaretini bir türlü toplayamadı. Sokakta yaşamak, sağlığını olumsuz etkiliyordu. Artık kan kusmaya başlamıştı.
Bir sabah bitkin bir hâlde uyandı. Gücü kalmamıştı. Ölmeden önce kızına sarılmak, onun kokusunu içine çekmek istiyordu. Son bir gayretle İkra’nın evine gitti. Perişan hâlini gören hizmetliler, onu dilenci sanıp para vererek uzaklaştırmaya çalıştılar. Ama annesi İkra’yı görmeden gitmeyecekti.
Hizmetliler kadının kararlığını görünce İkra’ya haber verdiler.
İkra mütevazı bir insandı. Hemen kadını görmek istedi. Annesi, kızına her şeyi anlattı. İkra, şaşkınlık ve hayret içinde dinledi. Sonunda, annesi kızına sarıldı. O an, annesinin ruhu bedeninden ayrıldı. İkra annesini hem bulmuş hem de kaybetmişti.
Gözyaşları yanaklarından süzülürken, annesinin mezarına gitti. Ona teşekkür etti. Çünkü terk edilmeseydi belki de bu kadar güçlü bir kaleme sahip olamayacaktı. Zorlu hayat şartları İkra’yı ünlü bir yazar yapmıştı. Annesinin terk edişi, ona yalnızlığı ve hayal gücünü öğretmişti.
Ve şimdi İkra, annesinin hikâyesini yazacaktı. Onun acısını, pişmanlığını ve sevgisini kelimelere dökecekti. Belki de bu, annesine verebileceği en büyük hediye olacaktı.
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz



















