Advert

Terslikteki Düzlük

Yazan: Fatma Topkara Yelek - TERSLİKTEKİ DÜZLÜK

DENEME - 23-06-2022 14:35 728 kez okundu.

Terslikteki Düzlük
Advert

TERSLİKTEKİ DÜZLÜK

    Henüz ilkokuldayım. Koşuyorum, üzerimde zümrüt yeşili bir kaban... O vakitler çok renk bilmiyoruz, net hatırlıyorum bazı şeyleri. Ayaklarımda dedemin hangi akılla aldığını bilmediğim topuğu hayli yüksek bir ayakkabı... Gülay'ı kovalıyorum. Ve sınıfın orta yerine kurulmuş bir soba... Evet orta yerine çünkü o zamanlar bize sıcaklık veren her şey hayatımızın ortasında olmak zorunda. Çünkü tedbir falan hak getire. Çünkü kadere iman... Başımıza bir iş gelecekse ardımız sıra dostun dışında ihmaller de olmalı..

O zamanlar tedbir dediğimiz şeyle ilişkimiz, mahalle bakkalındaki boş koliler gibi; "yok" değil,  "hiç yok"... Fakat yok zararı, televizyonları kapattıran bir yas için, vahı bol hâl için bize ihmal gerek. İhmali sevmişiz. Zaten şarkıyı da "bir ihmal daha var, o da ölmek gibi bir şey" diye biliyoruz.
Yine bilmekten çok çekiyoruz yani. Ben hâlâ koşuyorum fakat koşuyorsam, düşmem için bir bela gerek. Belki de sadece düşmek için bile insana dua gerek, düşemiyorum. Sonra geliyor başa gelecek olan. İki elim aniden yanan sobanın üzerine kapaklanıyor. Canım ellerim ilk kez yanmıştır, yanmıştır canım ellerim. Ama ne gam! Olandan daha çok, olacak olan, hatta hiç olmayacak olan yakıcı belki? Ne olmuş yanmışsam..

Akşam olmuş. Gittikçe sızımın  çoğaldığından kimse haberdar değil. Yalnızca soğuk duvarlara ellerimi bir kaç saniye değdirip çekiyorum. Ateşi, sızıyı soğuk durdurur sanıyorum. Yine yanmışlığımdan çok yanılmışlığımın beni ele vereceğinden hiç şüphe duymadan seyrediyorum herkesi ve itinayla yine bilmekten çekiyorum. 
Tüm bunlar olurken ara ara "lâ havle" çekiyor dedem. "İçine mi doğdu acaba bir şeyler?" derken ben, meğer ilacının vaktini geçirdiğinden söyleniyormuş. Buradan da anlıyoruz ki, unutmak da söyletiyor insanı, yanmak da, bilmek de...

 Piyango vurmuşlar gibi, her şeyden tedirginiz. Hiç emniyette değiliz. Fakat iyi bir tarafı var ki, bizi iğne oyası gibi bilen annelerden çok var o zaman. Nereye batırılır, nerden çıkılır, nerede zincir çekilir; en iyi onlar biliyor. Konuşturuyor dilsiz duvarı.. Üflüyor ellerimi. Sönüyorum.

Şimdi bunları niye yazdım? Çünkü bir yazıya nasıl başlanır ,söze nasıl girilir hâlâ bilmiyorum. Bazen olur tek laf edemem, kahkaha atar, gülerim sadece. Ama inşallah nasıl bitirilir bir yazı biliyorumdur, daha fazla gülemeyeceğim. Birlikte güleceğiz. İyi şeyler olacak.

Genelde ciddi sorular taşırım, bir de çoğunlukla ateşe odun. Kendi odumu da kendim taşırım. Herkesin İşkur'dan işe girmiş olması elbet canımı sıkıyor, evet, yoruyor. Hâlâ işsiz kalma başarısı göstermiş birileri vardır diye bir umudum var ama... Bu mucizeye inanıyorum. Ateşe biraz daha odun... Ve her şey ışıyor. Bir perde gibi aralanıyor karanlık. Bütün bildiklerinizi unutun. Demek, yanmaktan bereketlisi yokmuş!

Sayfanın sağ üst köşesine martı çizmeye başlıyorum yine, eskisi gibi. Sağ olsun devletimiz zam oranını minimuma indirince gelecek ocak zammı ile uçmayı düşünenlerden çok şükür kalmadı. Yalnız sayfalarda mümkün uçmak.

O eski nefesi almıyoruz artık, rakımlar gereği. İyi şeyler oluyor. Hayır sitem değil bu, muhalefet hiç... Meşgulüm, ellerim hamurlu. Bazen de ocakta yemeğim var. Ben hakiki bir teşekkürden bahsediyorum. Dahası var. Bir anemi halsizliğinin bizi kendimize getireceğine kanaat getirdim. İyi görmüyor artık gözlerimiz de. Çok seviniyorum. Kimsenin Toki'ye bakıp talih göremeyecek olması yeni dişi çıkmış bir bebek gibi bulduğu her şeyi kemirtecek bir sevince düşürüyor beni. Bazıları için delilik bu. Ve bu deliliğimiz , hiç tarak görmemiş saçlara; "Çok güzelsin," demek gibi bir seviyede. Hiç saçı başı dağılmamışların varsa bir güzelliği, ne âlâ! Aynı tebessümü bölüşüyoruz artık biz, çünkü aynı kavgayı çekiyoruz.

Şimdi unutun dediklerimi, hatırlayın! Aynı hayatı yaşıyoruz. Herkes sandıktan yara bandı çıkacak günleri bekliyor. Ortak bir paydanın payıyız biz. Ara ara acır, kanar, sızlar taraflarımızın oluşu ne güzel... Bir duvarı sıvazlayanların sırtını dünya sıvazlasa da, onlar değil biz biliyoruz her şeyi.

Biz üfleyeceğiz ateş sönecek. Her şey güllük gülistanlık olmaz elbette, burada ne kadar mümkünse o kadar güllük gülistanlık işte. Ama öğrendik. Adem'e öğrettiği gibi öğretti, daha ilkokul dörtte...

Bildik, mesuluz... Yaşı seksenli yetmişli, gülüşü baharlı yemişli amcalar dese idi itibar etmezdik belki, fakat Filistinli o amcanın işgalciye karşı söylediği: "Ben yalnızca senden değil, devletinden de büyüğüm!" Nefes bunu duyduktan sonra alınır şey değildi de, zamanı değildi aldık. Herkes evine dönene kadar... Bu arada devran da dönse iyi olur. İstemiyorsa dönmesin ama. Gözleri bağlı bir çocuğun yazığını yanarken, dili bağlanmış olana, kendine yanmıyor, yanamıyorsa dönmesin.

Döndü bu vakte kadar ve dönecek çünkü vakit bizim. Dün bizim çünkü, yarın da. Ağzı açık unutulmuş düşman da bizim. Altı kısık unutulmuş öfke de bizim.
Fakat en çok nefes bizim. Ateş bizim, su bizim. Taş, sapan, avuç, yara, yaş, yas, yumruk bizim. Dağ , ova, bahçe, vadi...
Yeşil vadi bizim.

Truva Edebiyat Dergisi

Advert
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
Sevgi ve Güven / Şadan Köse

Sevgi ve Güven / Şadan Köse

14-05-2026 - DENEME

Doğrudan Satışın Gönüllü Köleleri / Neşe Kazan

Doğrudan Satışın Gönüllü Köleleri / Neşe Kazan

14-05-2026 - DENEME