7 DİYAR 7 SAVAŞ
5. BÖLÜM
BOLESLAV
Boleslav ve çocukları, şehrin tarihi yarımadasında, Sultanahmet’in birbirinden farklı farklı yüksekliklerdeki binalarının çatılarında konuşlanmışlardı. İstanbul’daki tüm afyalar da o bölgede toplanmışlar, Boleslav ve çocuklarına yakın durarak gökyüzünde geniş daireler çizerek uçuyorlardı. Boleslav, kendisine geri dönerek hayatını kurtaran gümüş taş ve Yula yüzünden oradaydı, nedenini henüz bilmiyordu, bunu sorgulamayı düşünmemişti bile. Ama her ne olursa olsun, önemli olduğundan emindi. Gümüş taşın enerjisi önceye göre o kadar farklıydı ki… Sanki artık tamamen Boleslav’a bağlanmış ve sonuna kadar da ondan ayrılmayacak gibiydi.
Bu yüzden mi bilmiyordu ama artık çocukları da afyalar da ona kayıtsız şartsız itaat ediyorlardı. O da Yula’ya… Onun isteğiyle, aynı Dünya ordusunun yaptığı gibi İstanbul halkını afyaların esaretinden çıkarmış ve sonra da hepsini koruma altına alarak bu defa huzurlu bir uykuya dalmalarını sağlamıştı.
Gökyüzü, afyaların yarattığı karanlık bulutlarla kaplıydı, tam Boleslav’ın olmasını istediği gibi… Sultanahmet sokakları fırtına öncesi sessizliğindeydi. Boleslav tüm dikkatiyle olabildiği kadar büyük bir alanı, farklı enerjileri hemen algılayabilmek için aralıksız taramaya devam ediyordu. Kimi beklediğini ve neyle karşılaşacağını bilmiyordu ama içinden bir ses bunun Emon’la ilgisi olduğunu ve onun çok geçmeden ortaya çıkacağını söylüyordu.
Hazırlıklarını yaparken onun enerjisini birkaç kere çok yakınında hissetmişti fakat Emon, her defasında sanki bir şey bekliyormuş gibi uzakta kalmış vesaldırmaya kalkmamıştı. Belki de adil bir savaş istiyordu. Bu düşünceye içinden güldü, hâlâ naif olabiliyordu. Emon’un mutlaka başka planları vardı.
Yaklaşan karanlık enerjiyi algılayınca ayağa kalktı ve hemen çocuklarını kontrol etti; hepsi hazırdı. Afyaları çağırdı, onlara binip havalandılar ve biraz yükselerek beklemeye başladılar. Hava her geçen an daha da yoğunlaşıyordu. Boleslav bu yoğunluğu tanıyordu, afyaların yaratımına benziyordu fakat daha güçlüydü ve olağanüstü bir büyüyle var olduğu anlaşılıyordu. Emon’un bekleme sebebi bu olmalıydı. Yanılmıyordu; az sonra zihninde onun sesini duydu.
— Bana ihtiyacın var sevgilim.
Boleslav cevap vermedi.
— Yaklaşan karanlık, Yangi’nin karanlığı ve tek başına asla başa çıkamazsın. Seni, beni ve gücü olan herkesi yok etmeye geliyorlar.
— Aynı senin gibi… Beni kandıramazsın! Hayatta kalan tek bir Yangi olduğunu hatırlatmama gerek var mı?
— Yanılıyorsun tatlım. İki Yangi daha var ve sen birini tanıyorsun; Lady Purple. Yanında büyüyle yaratılmış yüzlerce kara afyadan oluşan ordusuyla birlikte buraya geliyor. O, diğer Yangilerden çok farklı ve aynı zamanda da kraliçenin kardeşi.
— Kraliçe mi?
— Evet. Yula’nın annesi… Çok uzun bir zamandır kayıptı ve şimdi geri döndü. Boleslav, dinle beni, kraliçe beyazsa Lady Purple siyah ve ikisi de Dünya’ya hükmetmek istiyor.
Boleslav’ın aklı iyice karışmıştı. Hiçbir zaman hoşlanmadığı ama pek de önemsemediği Lady Purple, Yula’nın öz teyzesi mi oluyordu? Ve kraliçe, yani Yula’nın annesi geri mi dönmüştü?
— Boleslav, zaman yok! Lady Purple kendi ailesini de yok edecek. Karya’yı, Korya’yı ve kraliçeyi. Benimle misin?
— Sana güvenmiyorum.
— Aramızdaki sorun Lady Purple’dan daha mühim değil. Sonraya bırakalım. Boleslav, sevgilim…
— Sevgilin değilim Emon ama sana yardım edeceğim. Yula için...
Boleslav, yaklaşmakta olan karanlığın gücünün farkındaydı ve artık Emon’un Yangileri nasıl bulduğunu ve onları neden katlettiğini de anlamıştı. Lady Purple onu parmağında oynatmış olmalıydı ya da başından beri ortak hareket etmişlerdi ama içinde bulundukları durum göz önüne alındığında, ilki daha olasıydı.
“Kara afyalar, öldükten birkaç dakika sonra diriliyorlar. Ama Lady Purple’ın onları korumak için hangi büyüyü kullandığını biliyorum. Çok güçlü bir büyü ve ilk başta neredeyse aşılması imkânsız gibi görünüyordu ama ben bu büyüyü tersine çevirecek büyüyü buldum. Şimdi beni iyi dinle.” dedi Emon ve hemen Boleslav’a büyüyü ve yapması gerekenleri anlattı.
“Lady Purple beni görmemeli, biraz geride duracağım ve enerjimi saklayacağım ama merak etme seni koruyacağım.” dedi sonra ve iletişimi kesti.
Boleslav ona inanmıyordu. Emon, eline geçen ilk fırsatta onu öldürmeye çalışacak veya ölmesine izin verecekti ve bu sayede de ortak çocukları tamamen onun kontrolüne gireceklerdi. Yine de şimdilik Boleslav’ın yardımına ihtiyacı vardı, belki de sadece bu yüzden hala hayattaydı ama bunların hiçbir önemi yoktu. Boleslav korkmuyordu; Yula onun burada olmasını istemişti; öyleyse sonuna kadar savaşacaktı. Çocuklarına büyüyü aktarıp talimatlarını verdi sonra hep birlikte biraz daha yükselerek yarım daire şeklindeki savaş pozisyonlarını aldılar
— Çocuklarım! İlk etapta olabildiğince çok kara afyayı öldüreceğiz. Diğerleri ölenlerin dönmediklerini gördüklerinde her şey değişecek. Dikkatli olun. Biz Moyarlıyız, ölümsüz ve yenilmeziz!
Son sözleri hep bir ağızdan tekrarladılar ve karanlık enerji giderek yaklaşırken pozisyonlarını bozmadan bir ölü kadar hareketsiz beklemeye başladılar.
Rüzgâr aniden kesildi, hava gibi sessizlik de boğucuydu. Önce simsiyah parlak gözleri gördüler ve sonra ürkütücü varlıklarıyla kara afyalar, karanlık bulutların arasından sıyrılarak ortaya çıktılar. Yenilmez olduklarını düşmanlarının zihinlerine yavaş yavaş sızdırmak istercesine bir görünüp bir ortadan kaybolarak yaklaşıyorlardı.
Boleslav ve çocukları, karşılarındaki gücün korkunçluğundan ilk anda etkilenseler de korkunun kendilerine hükmetmesine izin vermediler; meydan okuyan ifadelerle oldukları yerde daha da dikleşerek beklemeye devam ettiler. Afyalar ise kendilerinin iki katı büyüklüğündeki bu canavarları gördükleri anda huzursuzca kükremeye başlamışlardı ancak çok geçmeden, onların da içlerindeki savaşçı uyandı ve cesaretleri giderek artarken kükreyişlerinin tonu değişti. Hiçbiri bir milim bile yerinden kıpırdamadı ve pozisyonunu bozup geri çekilmeyi düşünmedi.
Kara afyalar, savaş çığlıkları atarak yavaş yavaş ilerlemeye devam ediyorlardı. Vahşi, kararlı ve korkusuzdular; kendilerinden ve zafer kazanacaklarından emin olmanın rahatlığı içindeydiler. Lady Purple ise hala ortalarda görünmüyordu. Ya arkalarda bir yerdeydi ya da orada bile değildi. Boleslav, bu yaratıklardan başka bir enerji algılamıyordu.
Lady Purple onu ve çocuklarını fazla önemsememiş olmalıydı. Aralarında otuz metre kaldığında Boleslav ve çocukları hâlâ hareketsiz, zihinleri etkilere kapalı ve kalkanları hazır bekliyorlardı. Son on metre kala elleri öne doğru kalktı ve büyüye başladılar. Hedefleri, kara afyaların gözleriydi ve sonunda aynı anda öldürücü enerjiyi hedeflerinin üzerine yolladılar.
Ön sıradaki kara afyaların hemen hemen hepsi ölümlerine düşerken, arkadan gelenler düzenlerini bozmadan korkusuzca ve meydan okuyarak ilerlemeye devam ediyorlardı. Boleslav bir kez daha saldırı emrini verdi ve hep birlikte biraz daha yükselip bu kez enerjiyi kesintisiz yollamaya başladılar. Ön grubu hemen hemen temizlemişlerdi ki kara afyaların tavrı birden değişti. Ölenlerin dönmediklerini fark etmişlerdi. Boleslav onların paniğini çok net algılayabiliyordu, çocuklarına emrini verdi ve onların etrafını sararak saldırıyı daha da hızlandırdı fakat ilk şoku atlatan kara afyalar, bir anda farklı yönlere doğru uçarak saflarını terk etmeye başladılar.
Boleslav, bunun planın bir parçası olduğundan ve kara afyaların aslında kaçmadıklarından emindi ama artık kolay hedef olmayacaklardı. Gerçekten de kara afyalar, kusursuz manevralarla kendilerini rahatlıkla korumaya başlamışlardı. Sonunda Boleslav ve çocukları da pozisyonlarını bozmak zorunda kaldılar ve kara afyaların peşinde dört bir yana dağılarak birbirlerinden kopmaya başladılar.
Boleslav, birkaç çocuğuyla birlikte hızla yükselen bir grup kara afyanın peşindeydi fakat birkaç yüz metre yükseldiklerinde birdenbire nefes almakta zorlanmaya başladı. Boynundaki gümüş taş da o sırada ağırlaşmaya ve gözünü kör edecek kadar parlak bir ışık yaymaya başlamıştı. Taş ona itaat etmiyordu sanki görünmez bir güç tarafından ele geçirilmiş gibiydi. Az sonra da boynunu acıtarak onu kara afyaların tam ortasına doğru çekmeye başladı ve Boleslav tam o anda Yula’nın sesini duydu,
— Karşı koy! Ona emir ver!
Boleslav hemen taşı avuç içine hapsedip gücünü uyutmasını emretti. Taş avucunu yakıyordu ama Boleslav, sonuna kadar dayandı ve sonunda taş ona itaat ederek gücünü kapattı.
“Zihinlerinizi koruyun! Kara afyalar illüzyon yaratıyorlar, az sonra hayal görmeye başlayacaksınız. Afyalara emir verin, illüzyonu ancak onlar tersine çevirebilir.” dedi Yula.
Boleslav, Yula’nın talimatlarını hem çocuklarına hem de afyalara iletirken zihni korkunç görüntülerle dolmaya başlamıştı bile. Kalkanını güçlendirdi ve kısa bir süre için zihnini korumayı başardı ama illüzyon çok güçlüydü. Sonunda halüsinasyonla gerçeklik birbirine girmeye başladı, kalkanı giderek zayıfladı, delindi ve korku, bu deliklerden zihnine sızarak onu ele geçirmeye başladı. Zihni de bedeni de mücadeleyi kaybetmek üzereydi ve kara afyalar, çoktan etraflarını sarmışlardı. Boleslav, artık ne kaçacak ne de kendini savunacak durumdaydı
***


















